Devrim Boran
65 şiiri ve 32 yazısı kayıtlı Takip Et

Son aşkım olan kadın garip’e yazdığım 4.nolu mektuptur!...



Son aşkım olan kadın Garip’e yazdığım 4.Nolu mektuptur!...

Gula Sor’um Merhaba!

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

Madem benimle konuşmak istemiyorsun, madem telefonda sesimi sana ulaştıramıyorum, ben de mektup yazmaya karar verdim. Haftada bir mektup yazıp içimi sana dökmeye çalışacağım.

Mecnun’a durup Çöl’e düştüğümdür!..

Michael Jackson’un söylediği “Beat it” şarkısıyla coşup isyankar gençliğimi anımsadığımdır.
Duran Duran’ın söylediği “Wild Boys” şarkısıyla 17 Yaşım’ın masumiyetine uzandığımdır.
Bob Marley’in söylediği “Bad Boys” şarkısıyla ruhumun kabarıp okyanuslara karıştığıdır.
Kulağımda şarkıların en kıvrakları,
kalbimde ise bir son isyanın Siverek’teki çığlığının yankısı olan Gula Sor’um var…
Ve şimdi de sırayı “Bilie Jean” şarkısı alıyor.
Bir yandan yazıp bir yandan da düşsel bir dansa duruyorum Gula Sor’umla…
Oysa imkansız bir aşktır zamanın ruhuna yenik düşen.
Ve ne yazık ki bir Mecnun’a durup Çöl’e düştüğümdür…

Ahmet ASLAN’ın “Susarak Özlüyorum” adlı şarkısını dinliyorum şimdi. Şarkı ile ruhum kabarıp coşuyor, kalbimin bütün kırlangıçları gökyüzüne uçuşuyor. Sanki beni anlatıyor şarkı. Sana ithaf ediyorum ve mektubuma alıyorum şarkıyı:

Sözcüklerim varmıyor uzaklarına
Birer birer düşüyor bütün öpmelerim
Ağır yenilgiler alarak

Adresinde yokluğunu kıyamet bilerek
Sadece susarak özlüyorum
Hiç tanımadan ne garip

Sadece susarak özlüyorum seni
Hiç tanımadan ne garip
Sense uzak çok uzakta
Bir “deniz” gibisin resimlerde

Dokunsan Dersim olur göçerim mecburen
Duydum çok sonradan adın önemli değil
Acın aynı tadı veriyor zaten

Adresinde yokluğunu kıyamet bilerek
Sadece susarak özlüyorum seni
Hiç tanımadan ne garip

İşte buna bıçak çekiyorum
Şimdi adı yok hiç bir sevginin
Zaman zaman değil şimdi
Yalnız ben miyim bu ahir zamanda
Derviş mekanına aşk ile cağıran
Bu ahir zamanda…

Şarkıda “Hiç tanımadan ne garip” diyor. Oysa ben seni tanıyorum. Daha ilk konuşmamızdın ardından ömür boyu tanıdığım bir insan gibi içimde hissetmiştim seni. Sesin kulaklarımda yankılanınca apansız bir ateş sarmıştı bedenimi. Sabah 6’ya kadar konuşmuştuk bıkıp usanmadan telefonda. Buluşacağımız anı, sabırsızlık ve heyecan ile beklemeye başlamıştım. Öğlene doğru arayıp da Göztepe Parkı’na beni çağırınca dünyalar benim olmuştu. İnternet Cafe’den çıkıp otobüs durağına koşturmuştum hemencecik. Ve o an! Karşılaştığımız o ilk an! Sana sarıldığım, seni damarlarımda hissettiğim o an! Bir anlık da olsa bir bütün olmuştuk. Sonra yanı başımızdaki banka oturup sohbet etmeye başlamıştık. Elini tutuvermiştim hemencecik. İtiraz etmeyip şaşırtmıştın beni. Ne de olsa Urfa gibi feodalizmin ağır bastığı bir yerden geliyordun. Caddebostan Sahili’ne inmiştik neden sonra. Bir ulu ağacın gölgesinde oturmuştuk. Dudaklarından öpmüştüm orada seni. Birkaç saat sahilde oturduktan sonra Bağdat Caddesi’ne gidip bir bana oturmuştuk. Zelal gelmişti. Bir cafede oturup sohbet etmiştik. Ve birdenbire saat 19 olmuştu. Ayrılık vakti gelip çatmıştı sonunda. Zaman ne kadar da çabuk geçmişti senin yanında. “Akşam ararsan emin olacağım “ demiştim sana ayrılırken. Ayrıldık. Aradın. Ve emin oldum. İlk aşkım Hilal’den sonra 20 yıldır aradığım devrimci kadını bulmuştum sonunda…

bir Ölümsüz Gül’ün ardından!..

Bir uzun sokağın bitimsizliğinde ellerinden tutup yürüyorum usul usul bir özlenen yarına doğru.
Bir ıssız parkın dinginliğinde gözlerinde durup ağlıyorum için için bir Ölümsüz Gül’ün ardından.
Bir sessiz sahilin enginliğinde tenine dokunup uzanıyorum yavaş yavaş bir kadim düşe doğru.
Bir hüzünlü şarkının ortasında sensizliğime içlenip ağlıyorum ansızın…

Ertesi gün de Kadıköy’deki Zalatta Cafe’de buluşmuştuk. Nur gelmişti neden sonra. Sohbet etmiştik. Nur’un gözüne girmeyi başarmıştım. Nur gitmişti sonra. Biz ise Kadıköy Sahil’e gidip bir bankta oturmuştuk bir saat kadar.

Hüznün uçurumlarında savruluyor ömrüm.

Bir beyaz güvercinin kırık kanatlarına tutunup
Dicle’nin hırçınlığını kuşanıyorum.
Mezopotamya’nın Asi Kızı’nın ardından gözyaşlarımı döküyorum.
Hüznün uçurumlarında savruluyor ömrüm.
Bir kanamalı düşün ortasında uyanıp
bir destana yazılmıştı ömrümüz oysa.
Ah Gula Sor’um yine yaptın yapacağını.
Bağrımda onmaz yaralar açıp da çekildin hayatımdan, ıssızlaştı kıyılarım.
Bir ıssızlığı soluyorum şimdi sensizliğin zemherisinde.

İstanbul’daki son gününde yine Kadıköy’de buluşmuştuk sabahın 11’inde. Sana bir tane kırmızı gül almıştım. Gülün yaprakları çantanda dökülmüştü. Üzülmüştük. Kahvaltı yapıp metroyla mahkemeye gitmiştik. Mahkemeden sonra da Kadıköy’e geçmiştik…

Bir metronun yürüyen merdivenlerinde sarıldığımdır!..

Şükriye Tutkun’un “sevin gayrı” türküsüdür, kalbimden kopup da Gaip’ime sunduğum.
Bir Garip’tir gözlerine tutunduğum, tam düşecekken bir dipsiz uçurumun ucunda.
Bir metronun yürüyen merdivenleridir, Garip’ime sarıldığım bir sonsuzluk anıdır.
Bir Kadıköy’ün Çingene çiçekçisinden bir kırmızı gül alıp Garip’im yumuşacık ellerine verdiğimdir.
Gül’ün yapraklarının kopup da döküldüğüdür.
Bir Mehmed Uzun’un “Abdal’ın bir günü” kitabını ruhuna sunduğumdur, Siverek’e varıp da okuduğudur.
Bir uzun mektubu yazdığımdır, kargodan alıp da evinde okuduğudur.
Şiirlerimi okuyup da şairliğime hayran olandır.

Tanışmamızın dördüncü gününde Ankara’ya gitmiştin. Her gün telefonda saatlerce konuşuyorduk bıkıp usanmadan. Günlerimiz bir iyi bir kötü geçiyordu. “Seni asla bırakmayacağım. Senden asla vazgeçmeyeceğim” demene rağmen altı kez ayrılmıştın benden. 22 Ocak’ta da Faik’i aradım diye yedinci kez ayrıldın benden. Telefonumu engeldin hemencecik. Başkalarından aradım. Kızdın. Tepki gösterdin bana. O kadar aradım ama bir defa insanca konuştun benimle… Geçen de HDP Kongresi’ne geldim. Seni arayacaktım ama gelmezsin diye aramadım. “Kongreye gelmeyeceğim” diyerek de yalan söyledin üstelik bana. Cüneyt watsap’tan gönderdiğin videoyu izletti bana. Çok mutlu görünüyordun videoda.

kanatlarından tutunduğum kadına!..

Bir kanamalı düşün kanatlarına tutunup da uzandığım bir Ekim Devrimi idi.
Gençliğimi yoluna adadığım bir yitik düş idi.
Kanatlarımdan vurulduğum bir yitik düş idi.
O düşün ortasında uyanıp da kanatlarına tutunduğum Garip idi.
Göztepe Parkı’nda ellerinden tutup da uzandığımız Caddebostanı Sahili idi.
Ömrümüzün bir destana yazıldığıdır.

Videodaki görüntüne bakılırsa, demek çok mutlu ve huzurlu bir kadınsın artık. E, ne de olsa benim gibi bir baş belasından kurtuldun. Ama ben sana ne kötülük ettim? Sevdim seni yalnızca. Sevmek suç mu? Aşkımdan şiirler yazdım sana. Şiir yazmak suç mu? Neden sürekli beni üzüyorsun ve de kırıyorsun? Seni düşünüp ağlamaktan gözlerimde yaş kalmadı. İnan. Seni anlayamıyorum hiç. Hani ayrılsan da benimde görüşürdün, hatta sevişirdin bile. Unuttuysan hatırlatayım. Bunları defalarca sen söylemiştin bana… Ben sensizliğe alışmaya çalışıyorum ama ne mümkün. Alışamıyorum bir türlü sensizliğe. Derin ve acı bir boşluk bıraktın ardında. Boşluğun her gün daha bir derinleşiyor. Boşluğun her gün daha bir acılaşıyor. Gel etme Gula Sor’um, bir ölümsüz aşkı henüz baharındayken soldurma. İmkansız diye bir şey yoktur. Che Guevera, “Gerçekçi ol imkansızı iste” der. Hem imkansız ise neden başladın? Neden umut verdin bana? Benimle oyun mu oynadın yoksa?...

Sensizlikteyim!..

hüznümü derin ve dingin sulara bırakıyorum.
sensizlikten beslenip de kanayan hüznümü.
sular kabarıp taşarak tufana duruyor…
kederimi ıssız ve dingin kıyılara bırakıyorum.
sensizlikten çoğalıp da kanayan kederimi.
kıyılar kabarıp taşarak tsunamiye duruyor…
acımı dipsiz ve dingin uçurumlara bırakıyorum.
sensizlikten birikip de kanayan acımı.
uçurumlar kabarıp taşarak çığa duruyor…

İnstagram’dan indirdiğim fotoğraflarına bakıp bakıp duruyorum her gün. Bir avuç fotoğraf. Bir dere kenarında zafer işareti yaptığın fotoğrafı bilgisayarımda arka plan resmi yaptım.

“Bir ömre kaç hayat sığar?” başlıklı hayat hikayemi anlattığım bir yazım vardı. 10 yıl önce yazmıştım. Ve 28 Yaşım’a kadar anlatmıştım. Yazımı güncelledim. 40 Yaşım’a kadar getirdim yazımı. Ve seni de anlattım yazımda. Çınardibi Dergisi’nin yeni sayısına koyacağım yazımı iznin olursa tabiî ki. 40 Yaşım adlı bölümü mektubuma da alıyorum: “40 YAŞIM, bir yeni aşkın esrikliğinde karşılıyor beni. 3 Aralık 2017’dir tarih. Caddebostan’ın Göztepe Parkı’dır. Garip Yeşil’in sıcacık bedenine sarılırken buluyorum 40 Yaşım’ı. Mezopotamya’nın Asi Kızı’na gönlünü kaptırmıştır. Bir ölümsüz aşka yelken açar… “

Bilemezdim!..

“seni kanatlarım uçarıyken sevmiştim…” diye sürerken şarkı bilemezdim
kanatlarımın kırılıp da yüzümün sulara gömüleceğini…
“aynı daldaydık, aynı daldaydık, aynı daldan düştük ayrıldık…”
diye sürerken şarkı bilemezdim
ufkumuzda bir ayrılığın gelip de çatacağını…
“seni baharmışsın gibi düşünüyorum…” diye sürerken şarkı bilemezdim
zamansız baharımın zemheriye dönüşeceğini…
“yetişmiyor sana sesim, bekliyorum gelmiyorsun…” diye sürerken şarkı bilemezdim
o sözlerinin son sözlerin olduğunu…
“men onu sevmişem bir ilkbaharda, o beni terk eyledi boranda karda…”
diye sürerken şarkı bilemezdim
kışın açan sevdamın bahara varamadan solacağını…
“çamdan sakız akıyor, koynundaki memeler turunç olmuş kokuyor…”
diye sürerken şarkı bilemezdim
daha sevmelere doyamadan yüzüne hasret kalacağımı…

Neyse. Sana yazdığım dördüncü mektubumun da sonuna gelmiş bulunuyorum. Sabna sık sık yazacğım bundan sonra. Kendimi hatırlatcağım sana. Unutturmayacağım kendimi sana. Mektubumu bende adresijn olmasığı için HDP Siverek İlçe Örgütü’ne yollayacağuım.

Seni seviyorum! Seni özlüyorum! Seni düşünüyorum hep! 24 saat aklımdasın!
Benden vazgeçme! Beni terk etme!
Aşkım! Sevgilim! Kadınım! Karıcım!
GULA SOR’um benim!...

senin Gula ZER’in!...

14-15 Şubat 2018 * İstanbul * devrim BORAN

Beğen

Devrim Boran
Kayıt Tarihi:6 Nisan 2018 Cuma 17:07:11

SON AŞKıM OLAN KADıN GARIP’E YAZDıĞıM 4.NOLU MEKTUPTUR!... YAZISI'NA YORUM YAP
"Son aşkım olan kadın Garip’e yazdığım 4.Nolu mektuptur!..." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.