Devrim Boran
65 şiiri ve 32 yazısı kayıtlı Takip Et

Son aşkım olan kadın garip’e yazdığım 2 ve 3.nolu mektuplardır!...



Son aşkım olan kadın Garip’e yazdığım 2 ve 3.Nolu mektuplardır!...

Gula Sor’um Merhaba!

Bu sana yazdığım ikinci mektubum olacak. Her kelimesinden kan damlayan, her cümlesinden ölüm kokan bir mektup olacak ne yazık ki! Umutsuzluk ve karamsarlık içinde yazıyorum sana şimdi bu mektubumu…

Breni terk edip de seninle son konuşmamızdan sonra yazdığım ilk şiirim, “Uçurum ucunda ölümü düşünürken sesleniyorum sana şimdi” adlı şiir idi. Yollayacaktım ama hattın kapanmıştı, yollayamadım maalesef! Ardından, “yitip giden fotoğraflarımın ardından yaktığım ağıttır” adlı şiirimi yazdım resmine bakarak. Ardından “Gula Zer’den Gula Sor’a çağrımdır” adlı şiirimi yazdım. Ardından “sensizliğin zemherisinde ıssızlığı soluyorum şimdi” adlı şiirimi yazım. Ardından “sinemada esin kaynağı olan kadınsın sen” adlı şiirimi yazdım. – Ayrıldıktan sonra yazdığım tek umut dolu şiirim budur. “Gönül Yarası” filmindeki Aynur Doğan’ın söylediği “”Dar hejiroke” şarkısını dinledikten sonra gelen ilham ile yazmıştım sana. – Ardından “bir acı iklimde tükenirken ömrüm” adlı şiirimi yazdım. Ve bugün de üç tane birden şiir yazdım sana. İlki, ömrümün ecelsiz bir ölüme yelken açtığıdır” adlı şiirim. İkincisi, “hançerlenmişliğimle kalmışlığımdır yapayalnız” adlı şiirim. Üçüncüsü ise “yalanmış meğer” adlı şiirim… Sana yazıp da yollayamadığım –biri hariç- dizelerinden kan damlayan şiirlerimi bu mektubumla birlikte yolluyorum sana.

Verdiğin bütün sözleri, nasıl oldu da unutuverdin? Her şey koca bir yalandan ibaret mi idi yoksa? Seni anlamak mümkün değil gerçekten. Bir muammasın gözümde artık…

Sana ulaşmayayım diye telefon numaranı da değiştirmişsin. Beş gün sonra aklıma geldi de Faik’i arayıp aldım yeni numaranı. İlkinde sen açtın, sesini tanıdım, ama konuşmayıp hemen kapattın telefonu yüzüme. İkincisinde, sanırım Ceylan’a açtırdın telefonu… Bugün ise tekrar aradım seni. Yine başka bir kadına, muhtemelen kızlarından birine açtırdın telefonu. Neden böyle yapıyorsun? Ne yaptım sana ben? Benimle neden konuşmak istemiyorsun? Benden neden nefret ediyorsun? Bir cevap bulamıyorum sorularıma…

Dün de hesabım kapatılmadan hemen önce İnstagram’dan kısacık yazıverdin yalnızca: “Siyaset yapıyorum. Artık evlenmeyi düşünemem” deyip susuverdin hemen. İyi de sana siyaset yapma diyen mi var? Tersine, siyaset yapmandan memnunum bile. Ayrıca, devrimci olmasan yüzüne bakar mıydım senin hiç? Ben senin devrimci duruşuna değer verdim de vuruldum. Hep söyledim bunu, tekrar söylüyorum. Sen benim biricik devrimci aşkımsın… Ayrıca, sen illegal misin ki, Hdpliler evlenemez diye bir kural mı var? Bu sözlerin ne anlama geliyor? Çevremdeki Hdplilerin çoğu evliler. Hem siyaset yapıyorlar, hem de aileleri var. Saçmalama lütfen. Ve bunu bana bir bahane olarak da sunma bir daha lütfen!...

Sana açık davrandım ve her şeyimi anlattım. Cudi olayını bile ikinci görüşmemizde anlatıverdim, ki bunu anlattığım ikinci kişisin sen. Rahatsızlığımı ise ilk görüşmemizde anlattım sana. “Her şeyinle kabul ediyorum seni” dedin bana sürekli. Üstelik Ankara’daki son görüşmemizde de” Seni iyi gördüm” demiştin bana. Ayrıca, tekrar söylüyorum, hasta falan değilim ben, doktorların uydurması yalnızca. Beni böyle yapan, beni bu hale getiren, 17 Yaşım’da seçtiğim ve de hiç pişmanlık duymadığım devrimciliktir. Devrimci olmadan önce pasif, sinik, ezik, silik, asosyal, içine kapanık ve kendi halinde bir insandım ben. Devrimci olunca ise birdenbire açılıverdim. Okuduğum kitaplar, katıldığım eylemler, düzenlediğim toplantılar, gördüğüm işkenceler, yargılandığım mahkemeler, yattığım hapisler ve firar… Hayatım 360 derece değişiverdi ansızın. Konuşkan, sosyal, aktif, enerjik, dinamik, kıpır kıpır, cıvıl cıvıl bir adam haline geliverdim. Bu mücadele içinde edindiğim devrimci kişiliktir. Bunu da böyle bilesin!..

Kızlarının istememesi meselesine gelince: Antalya’dayken de kızlarında tartışmıştın. Rest çekmiştin kızlarına. Ve beni terk etmemiştin. Siverek’e gidince ise tavrını değiştirdin kızlarımla tartıştım diye. Hani her şeye ve de herkese rağmen benimle birlikte olacaktın? Ne oldu da fikrini ve de kararını değiştiriverdin? Hem “kızlarım evlensek illaki kabullenirler” demiyor muydun hep? Kızlarını da bahane etme artık lütfen aşkım!..

Benimle son konuşmandan hemen sonra Kemal Kıcır adlı alçağı aramışsın bu arada. Çok zoruma gitti doğrusu. Sana söylediği “Çaktın mı?” lafını unuttun demek ki. Nasıl bir genişliktir bu böyle ya? Ayrıca, Özgen abiyle haber yollamıştım sana, “Arayacaksan beni ara, Kemal’i arama “ diye. Ona rağmen, defterlerimi de Kemal alçağına yollamışsın. Zorun ne ya? Ben adamla muhatap olmak istemiyorum. Ama lütfen Kemal alçağını arama artık. Arayacaksan Özgen abiyi ara. Lütfen! Rica ediyorum sana!..

Beni terk ettikten beri intiharı düşünüyorum sürekli. Rüyalarımda kanlar içinde yattığımı görüyorum bilmediğim bir yerde hep. Bana dönmezsen, aşkımı karşılıksız çıkarırsan olacağı da budur. Bunu böyle bilesin!..

Faik’ten adresini alabilirsem adresine, alamazsam da Siverek HDP’ye yollaycağım bu mektubumu.

Nur abla ile de senin hakkında konuşmayı düşünüyorum. Pazartesi günü yanına gideceğim konuşmak için. Bakalım ne diyecek!..

senin Gula Zer’in!...

Saat 19:17

Gula Sor’um Merhaba!

Pazar. Sabah. Saat 07:25. Uykumda sana üçüncü mektubumu yazmaya başladım. Hemen kalktım. Mutfağa geçtim. Çayı koydum. Sigaramı yaktım. Ve başladım yazmaya.

Dün sana yazdığım ikinci mektubum, kısa oldu maalesef. Sana yazmaya başladığım 23 Aralık 2017 gecesi 22 sayfalık bir ömrümün en uzun mektubunu ve de 18 tane şiir yazmıştım. 10 saat boyunca yazmıştım sana o vakit. Çünkü umutluydum. Dün ise sensiz ve kimsesiz bir haldeydim. Umutsuzluğun ve karamsarlığın girdabına düşüvermiştim düne kadar… Hilal’e, ilk aşkıma yazdığım uzun mu uzun mektuplar geldi aklıma şimdi birdenbire. 1997’nin yazında ODTÜ kapanmış ve Mersin’e dönmüştü. Bana her gün telefon ederdi. Ben ise iki günde bir 8-10-12-14-16-18 sayfalık mektuplar yazardım. Hayatım çok da hareketli değildi üstelik. Tersine tekdüze bir hayatı sürdürüyordum o zamanlar. Anlatacak o kadar şeyi nerden buluyordum, şaşırıyorum şimdi doğrusu. Ama umutlarım dipdiri idi o vakitler. Körelmemiştim. Yıpranmamıştım. Tükenmemiştim. Kırılıp dökülmemiştim. Hançerlenmemiştim. Ve aşkım ve kavgam taptazeydi henüz. Aşkın ve devrimin verdiği ilham ile saatlerce sayfalar dolusu yazabiliyordum o vakitler… Seninle o ilhamı yeniden yakalamıştım. 23 günde 54 şiir ve 3 tane de mektup yazdım sana. Rekor kırdım gerçekten. Hiç bu kadar verimli olduğumu hatırlamıyorum. 2014 yılında geçirdiğim manik atak zamanımda bile 4 ayda 100’e yakın yazı ve de şiir yazabilmiştim yalnızca. Ama sen beni terk edince ilhamım da azalıverdi birdenbire. Fazla yazamıyorum artık. Zorla yazabiliyorum ancak. Bu mektubumun da uzun olmasını diliyorum. Bakalım. Neyse…

Dün seninle konuştuk ya, dünyalar benim oldu sanki. İyi ki açtın telefonumu ve benimle konuştun. Ya konuşmasaydın! Ne mi olacaktı? Telefonda söylemedim ama şimdi söyleyebilirim sana. Kimse duymayacak ne de olsa: Aslında dün sana iki tane mektup yazmıştım. Biri intihar mektubu,diğeri ise normal mektup. Benimle konuşmasaydın yine, gece ilaç alıp intihar girişiminde bulunacaktım. Normal mektubu yırtıp atacaktım. İntihar mektubunu ise masamın üzerine koyacaktım. Yaklaşık bir sayfalık bir mektup idi intihar mektubum. Benimle konuşunca intihar mektubunu yırtıp attım. Diğerini ise sana yollamak üzere sakladım. Yarın yollayacağım sana. … Seninle konuştuktan sonra içime yeniden bir umut doğdu. “Belki” dedim kendi kendime. Zayıf da olsa “Bir ihtimal” dedim kendi kendime. Ve umut dolu, pek hoş bir şiir yazdım sana. “Hep dipdiri kalacaktır anıların” adlı sımsıcak bir şiirdir sana yazdığım… Evet, benimle kabasaba, sert, kırıcı, ters ve hakaret dolu konuştun, ama konuştun ya ben ona bakıyorum işte! Ya konuşmasaydın, belki de sabaha çıkamayacaktım bile. Ve bu satırları sana yazamayacaktım aşkım benim…

Telefonda seni tanıyamadım hiç yine. Karakterden karaktere giriyorsun hiç durmadan. Ankara’da farklısın, İstanbul’da faklısın, Antalya’da farklısın, Siverek’te farklısın. Şizofren olmandan kuşkulanıyorum senin. Ben,hasta falan değilim, turp gibiyim maşallah. Ama sen, hasta olabilirsin. Bir psikiyatra görünmelisin bence. Tavrın ve konuşman, ruh haline göre değişiyor sürekli. Her şeyi unutuyorsun. Her şeyi tekrar ettiriyorsun bana. Alzeihmer da olabilirsin belki. İstikrarlı bir karakterin yok hiç. İnsanın kişiliği, yere ve de zamana göre değişmez. Kişilik sabittir. Hele de senin gibi 44 yaşlarında, olgun bir kadının kişiliği tamamen sabit olmalıdır… Biraz Sigmund Freud ve biraz da Eric From okudum. Psikolojiden anlarım az buçuk. Seni de az da olsa çözebildim. Dengesiz, tutarsız, hercai, kararsız ve istikrarsız bir yapıya sahipsin. Safsın, temizsin, iyi niyetlisin ama merhamet duygun oldukça zayıf. Kızların da sana çekmişler muhtemelen. Hele de Evin, senin tam bir kopyan olmalı. Senin olmamış, ham, toy ve cılız karakterine dair söyleyebileceklerim şimdilik bu kadar…

“Eski defterleri” açıp durdun yine dün. Ne tuhaf bir insansın ya! O defterleri kapatmamış mıydık biz seninle. Benim sana alışmam zaman aldı biraz. Huyunu ve de suyunu bilmiyordum. Feodal etkilerin baskısı altında, kapalı ve dar bir yapı içinde yaşadığını çözemedim hemencecik. Yoksa o “aşırılıkları” yapmazdım asla. Dikkat ettiysen epeydir öyle bir şey de yapmıyorum zaten. Tweetter’da bile yalnızca Garip ismini kullanıyorum. Buna da sen izin vermiştin, hatırlarsan. Artık huyunu ve de suyunu biliyorum. Biraz olsun tanıyabiliyorum seni. Seni kısmen de olsa çözebildim. Ve ona göre davranıyorum artık. Seni bir daha rezil etmem. İnanıp güvenebilirsin bana aşkım!..

“Deli” de değilim ayrıca ben. Tersine, senin de sıkça bana söylediğin gibi zeki ve akıllı bir adamım ben. Okul hayatım, başarılarla geçti hep. Teşekkürler, onur belgeleri ve onur diploması almış bir adamım ben. Şair ve yazarım üstelik. 300’e yakın yazım ve şiirim var. % de 20’sini de sana yazdığım eserler oluşturuyor üstelik. 9 yıl boyunca da hem çalıştım, hem de Çınardibi gibi “bir imkansızın başarılması olan bir faaliyeti” sürdürdüm. İşten çıkmama rağmen başarılı ve çalışkan bir eleman olmam nedeniyle iki katı tazminat bile aldım üstelik. Gezi Direnişi’nde 3 hafta boyunca binlerce insanı megafonla arkamdan yürüttüm. Ümraniye Direniş Forumu’nu kurup iki ayı aşkın bir süre park forumu yaptım. 2014 yerel seçimlerinde “Çocukların Muhtar Adayı” adlı gayrı-resmi bir kampanya yürüttüm. Kurtuluş Parkı Bisiklet Çetesi’ni kurdum Ankara’dayken… Videolarımı da izlemiştin zaten. Resimlerimi de görmüştün… Sevilen, sayılan, başarılı ve örnek gösterilen bir adamım ben. Bir delinin başaramayacaklarını başardım ben 11 yıl içinde. Unutmayasın lütfen. Tekrarlatıyorsun bana her şeyi…

“Sürekli tweeter’da olmama” gelince: Senin için bir şiir kitabı çıkaracağımı söylemiştim sana. Unuttun sanırım. Hatırlatayım sana yeniden. Tweeter da bu nedenle kullandığım bir sosyal medya yalnızca... Toplam 54 tane şiir yazdım sana. Şimdiden bir kitaplık malzeme çıktı ortaya. Nisan ayına kadar çıkaracağım kitabını. Seni kitabımla ölümsüz kılacağım. Asla ölmeyeceksin. Daima yaşayacaksın. Hele bir de sağlam bir yayınevi bulabilirsem 5.000 tane bastıracağım kitabını. Kitabın bağlığı da “Mezopotamya’nın Asi Kızı” olacak. Kapak resmi de tweeter’da paylaştığım zafer işareti yaptığın fotoğrafın olacak. Sen de uygun görürsen elbette aşkım…

Ben hala seninle evlenebileceğimizi düşünüyorum, sen tersini iddia etsen de. Geçimli, uyumlu, idareli ve çalışkan bir adamım ben. Sana bakabilirim çalışarak. Seni mutlu edebilirim severek… Bana bir şans ver lütfen! Bir deneyelim en azından. Ölmezsin ya aşkım!.. Hem ”evlenmezsek bile, ayrılsak bile seninle görüşürüm, hatta sevişirim bile “ demiyor muydun bana sürekli. Bu sözlerini de mi unuttun. Bunu da hatırlatayım sana o halde. Evlenmezsek bile sevgili kalalım. Yüz yüze görüşemezsek bile ara sıra telefonda görüşebilelim bari. Sevgili bile kalamazsak, iki arkadaş, iki yoldaş olarak kalalım bari. Bu da yeterli olur bana. Hayatımda bir şeklide ol da , ne şekilde olursan ol. Razıyım her şeye ben. Lütfen! Rica ediyorum sana aşkım!..

Dün akşam Kemal aradı beni. Mecburen açtım telefonu.Bakmayınca annemi arayıp beni şikayet ediyor çünkü. Konuştuğumuzu falan söylemedim. Ama Kemal ile İstanbul’da yüz yüze görüşmüşsünüz. “Her şeyi bitirmiş kafasında. Senden de nefret ediyor artık. Defterleri de fırlatıp attı zaten” falan dedi. Sen ne tuhaf bir kadınsın ya! Hiç mi onurun yok senin? Senin hakkında bana “Çaktın mı karıya?” diye soracak, sen kalkıp böylesi bir alçağı arayıp görüşeceksin. Kemal, kimsenin sevmediği, sekter, kariyerist, Kürt düşmanı, oyunu Chp’ye veren, Kemalist, popülist, paracanlısı, kaypak, ikiyüzlü, kabasaba, görgüsüz, menfaatçi, bencil, adamsatıcı ve sahtekar bir adamdır. Çınardibi’ni bile batırdı adam ya. Çevresinde tek bir adam bile kalmadı. Ben o lafından sonra muhatap olmuyorum. Sen de muhatap olacaksan Özgen abi ile muhatap ol lütfen! Rica ediyorum sana! Ha bir de, Kemal ile ilk telefon görüşmenizde “İyileşirse, yeniden düşünebilirim” demişsin, son görüşmenizde ise “Kesinlikle olmaz artık” demişsin. Hangi sözüne inanayım aşkım?..

Neyse. Dünden beni mutluyum. Depresif bir ruh hali içindeydim. Kahrolup duruyordum. Ağlayıp duruyordum sürekli kimselere belli etmeden. Yorganı üzerime çekip için için ağlıyordum. Biraz olsun kendimi toparladım seninle konuşunca…

Seni seviyorum!
Seni özlüyorum!
Seni düşünüyorum hep!
24 saat aklımdasın!
Benden vazgeçme!
Beni terk etme!
Aşkım!
Sevgilim!
Kadınım!
Karıcım!
GULA SOR’um benim!...

senin Gula ZER’in!...

Ocak 2018 * Saat 08:20 * İstanbul * devrim BORAN

Beğen

Devrim Boran
Kayıt Tarihi:4 Nisan 2018 Çarşamba 20:27:42

SON AŞKıM OLAN KADıN GARIP’E YAZDıĞıM 2 VE 3.NOLU MEKTUPLARDıR!... YAZISI'NA YORUM YAP
"Son aşkım olan kadın Garip’e yazdığım 2 ve 3.Nolu mektuplardır!..." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.