Göktürkmen
40 şiiri ve 115 yazısı kayıtlı Takip Et

İç/dış çözümleme



İÇ/DIŞ  ÇÖZÜMLEME



ÇÖZÜMLEME ve ÇÖZÜLME :

“Tüm okullarda bütün filozofları birleştiren güzel bir anlaşma konusu varsa, o da en iyi şeyin ruh ve beden rahatlığı olduğudur.”(1)

Böyle yazılmış tespit bir cümle olsa olsa: “ Herkes kendisi için bir derstir ”(2) şeklinde devam etmelidir diyorum.

Üç-dört ayı geçkin bir zaman var ki, dış çözümlemelerimizdeki yanılmışlığın münzeviliğini yaşadık. İçe dönmek, iç çözümleme zorunluluğunu beraberinde getirdi. İnsanın kendine yakından bakması, yazarak birilerine aklı evvellikler etmesi amaçlı da değildir. Dün ve bugün olanlarımıza bakıp, yarın adına kendinizi son haliyle bilip, öğrenmek ve çözmek düzeltmesidir.

Çözülmeme, kendimizden başlayacak şeklindedir. Ölçüt geliştirmek ve “ gelişmişlik ölçütü ” denemeleri sayılsın. Gözlemlerimize, iki de bir önemine binaen söyleyip durduğumuz, kendimizi de katarak yaptığımız geliştirmeye veya dengesizliği denge olmuş bir gelişmeye dairliğin dengeleme denemelerini yazıyoruz.

Yönetsel sorun bağlamındaki eleştirelimiz ve yönetenin iyiliği ölçütümüzü ise yönetim eyleminin karışılmaya gerek duymadan gittiği bir süreç durumu olarak tespit ediyoruz.

Ölçüt geliştirememek; samimiyetsiz, kopyacı, taklitçi ve azgelişmişlikten mülhem bir akıl-duygu ıkıntı/sıkıntısı ve bundan kurtulmanın birikim patlamasına gitmeyi beklemek amaçlı değil midir ?

Yazmak ve okumak sevgilidir; yardır, canandır ve dolup, taşmaya giden, götürendir diyoruz...

"Dolulara dolu, boşlara ise boş olma"(3) halidir.

Dolu olanlar anlasın...

Boş kere boş olanlar ve güdü/egolarını tatmin etmek için "dolu" kavramından uzak kalanlardansa -çokça bir oldukça- da uzağız...

Bir ozanımızın söylediği gibi; yıldızlar ya da gençliğimiz veya tam bağımsız memleket kadar uzak kalsınlar.(4)

Anlamsızlık kaynaklı “acaba?” kuşkularından dolayı, ard arda girdiğimiz çöküntülerimize şimdilerde müteşekkiriz. Bize, kendimizi sorgulama ve her şeyi gözden geçirmeler yaşattılar. Acı çekmeye ise hep düşünmek, duymak ve bunlardan üretebilmek eyleminde yaşayan insanlara özgü bir haldir diye baktık.

Bireyin eylemli öznesi diye sürekli söylenip durmak ise, Türk insanı ve bunun toplumsal organizasyonu olan Türk ulus toplumsalımızın sürüleşmesi ve sömürgeleştirilmesine tepki olarak algıladığımız başkaldırmalardır. Bunlara “acı” diyebiliyoruz.

Birtengri acımızı ve bundan beslenen tepkilerimizi eksik etmesin !

Bundan gayrida bizde, zaman kaybı ötesinde etki/katkı yapmayan zırvalamak, sayıklamak ve saçmalamaktan ileri gelen türdeki acılar vermesin. İkna olmuşluktan, ediciliğe ve bunların içeriğinde olan çelişkisizlik, kendinden emin ve rahat olma halini hissetmeye gidiştir durumumuz.

Cevaba sorduğumuz sorularla gelmekte olan apaçık, apaydın, ayaydın bir belli olana karşı bir hareket/soluk alıp verme alanını hep açık tutmayadır mücadelemiz.

Madem yaşarken “doğru” diyerek yapmakta veya yapmamakta irade gösterdiğimiz davranış biçimlerine ERDEM diyoruz . Erdem niye erdem, erdemsizlik de neden erdemsizliktir?

Sorularınız çanaksa,“taklit” cevaplarımız elbette “özgünden” evla olacaktır.

Kimi zaman duraksama ve durağanlaşmalar iklimine gireriz, aslında duraksayan ya da durağanlaşan bir şey de yoktur! Durmak ve durağanlaşmak bile yavaş hareketlerle bazı şeylerin, yerli yerine oturmasından başka bir şey değildir.

Doğruyu "gerçek" ile açıklayabilme yaklaşımlarını ise; “ çoğulsal doğru ”, “ hikmetinden sual olunmaz doğru ”, “ geçici doğru ” ve “ mutlak doğru ” arasındaki farkı bilmemeye ve romanesk bakışa verebiliyoruz.

Çok iyi biliyorum ve birçok kez gözlemlemek şeklinde de denedim. Benzeri örnek olaylarda, bilmiyor ve henüz algılamamışsa bilmeyen ve algılamayan; algılamamış olanın olgulaştırmasını beklemekten başka da bir seçeneğimiz de yok !

Taşlaşma ve ağaçlaşma vardır ! Taş ve ağaç sentezi bir insan, hangi düzey ilkellikler veya hangi kalitede mamuller yapar ki ?

Çok abartı; hayal ve umut saçmalaması iklimidir. Akılsız, gerçek ve soyut duygusallıktan, sentez bir izdüşümü "şey" çıkacağını ummak, umuda aşırı yüklenmekten öte, akla ve yüreğe zarar sağlıksızlık halidir...

Bir de abartmış olanın, abartmakla küçültmek arasındaki farkı dahi bilmiyor olmasını düşünün ?!

Demek ki, kendine güvenli taş, kendine güvenli ağaç insan, güzellikleri öldüre öldüre romanesktir... İnsanımız romanesktir, ama kendini idealist ve romantik sanmaktadır?! Karşılıklı istek ve istencinde ilke, takıntı ve inatlaşmasının farklarını dahi ayıramayan bir körleşme yaşamaktadır...

Yakıştırabiliyoruz !

Bu tür yaklaşımın genel kabul görmüşlük (ne demekse?!) formülasyonu da şöyledir:

Ben bilmiyor, duymamış (ki algısızlık ve buna bağlı olgulaştıramamak sorunu diyebiliyoruz) ve yüz yüze gelmemişsem o algı/olgu/olay yoktur !

Yoktur kardeşim evet yoktur… Var olan, olurken, sırf senin keyfini bozacak diye yoktur !

Önemli olan, insanın sissiz/pussuz ve kirsiz/passızlıktan arınmış ve de arlanmış bir bakış açısı yakalayarak gördüğünün, görmek istediği şey olmadığına tapınmaktan vazgeçmeyi kabul edebilmesinden başlatılmalıdır.

Kahrolası bir şekilde hepimiz, güzel olan şeyleri inanılmaz ölçülerde abartıyor, gereksiz süsleme/püslemelerle donatıyor ve böyle seviyoruz. Saflığı saftiriklik; doğal, olması, yapılması gerekeni ve bunu bu haliyle yapanları da temelsiz anlamlarla tevatürlüyoruz !

İyiliğin kendisi-özü- iyilikse, güzelliğin yine kendisi-özü- güzellik değil midir? İyiyi ve güzeli, özündeki bu soyutluktan ziyade, somutlaştırabilme nedenli, gerçek ve olması gereken anlamında bir normale çekmek, ölçüt geliştirmenin “gelişmişlik ölçütü” olmayacak mıdır ?

İster birey, ister halk veya ulus toplumsallarından hangisiyle olursa olsun, kendini anlatabilmek durumundan zor, kişiyi ve toplumsalı adeta sıfırlanmaya götüren, anlatmaya niyetlenmişin başını sıkıntılara ve hatta belalara sokan kadar bir eylem, pek fazlaca yoktur !

Kendini anlatmak çabası içinde olanın, aslında kendini sürekli yenileyici bir düzeltmekten öte/başka niyeti olmadığını anlayanımız pek yoktur çünkü…

Hata veya yanlışlarımızın düzeltilebilirliğinden o kadar korkup, o kadar kinle susturuyoruz ki baktığını görenleri, bu ikilem bizi “suç” işlemek sonuç eylemiyle suçluya varmaktan başka, aşağılık ve aşağılayan kompleksi arasında gidip gelen bir sarkaç gibi ne ileri, ne geri bir yere götürmüyor !

Yerin dibine batası bir şekilde, tam oralara bir yerlere götürüyor ve bırakıyor...

Ben neysem, siz neyseniz veya biz bütünselinde neysek ve nasılsak, bir güzel sözde dendiği gibi " aklımız ve yüreğimizin eylemi nasılsa ", yapacaklarımızın estetiği de bunlar tarafından belirlenmişlere yakışır oluyor.

Estetik varsa diyalekt veya sentez mutlak olmak durumundadır. Zorunluluk kipinde bir geniş zaman öneriyorum.

Madem ’Nefret ettirmek de bizim, sevdirmekte yine bizim elimizdeymiş !’ ki öyle dediler: Bizi sevmeleri için hayatı boyunca sola atılmış sıfır misali, beş para etmez, kripto çapsızı ve genel insanı oluşturucu; sürü, güruh, insanımsı veya karikatür "kullar" toplamında mı olmamız illa ki illa bir şartlıktadır ?!

Yakışmayanı yakıştırandan, -insafsız yakıştırana bakarak- ikna edicilik ve olmuşluğun üzerine yazmaya devam edeceğiz.

İç analiz yeterliliği sınırındayız. Dış analiz kısmını epeycedir boş bırakmak bir yana, tek/tekil eksikliğinden bakan olarak suçladıklarımıza benzemeye başlamamız da, işin ayrıca komik yanıdır...

Soyut/somut, iç/dış, merkez/çevre ve öz/görüntü gibi; üst iç/dış bütünselinin ’tam’ına varmak zamanıdır artık !

Son söz : İkna edebilmek ya da bir şeyleri anlatabilmek için, sizi dinlemeyi ve belki de daha önemlisi, anlamayı baştan reddetmeyecek sağlıklı bir düşün ve duygu iletişim ortak kabulü gerekecektir.

Göktürkmen
Ahmet Kutlu AYYÜCE


Açıklamalar:
(1-): Montaigne/Denemeler
(2) : Montaigne/Denemeler
(3) : Şah İsmail Hatayi Deyişleri
(4) : Nazım Usta/ Karlı Kayın Ormanı

Beğen

Göktürkmen
Kayıt Tarihi:2 Ağustos 2008 Cumartesi 20:27:34

İÇ/DIŞ ÇÖZÜMLEME YAZISI'NA YORUM YAP
"İÇ/DIŞ ÇÖZÜMLEME" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Göktürkmen Yazının sahibi
6 Ağustos 2008 Çarşamba 22:11:48
Sağol Aktaş Usta, aslolan bilgiyi paylaşmaktır. Yeniye katmak, yeniden katkılamaktır. Biz yazalım da, bildiklerimiz yazılmış olsun, yazmış olunsun. Beklenti yok, en sevgi olan sevgi; beklentisiz severek eylemleştirilmiş öznenin sevgisidir.

Okumak aşktır.
Düşünmek sevgi.. Ve düşündüklerinden yeniye ilerleterek yazmak ise pozitif tutkudur.

Bir yazımızda demiştik, yineleyelim:

Azmimiz kırılmasın, umudumuz bitmesin..

Ustam ellerinden öptüm.

Saygı...


Göktürkmen tarafından 8/6/2008 10:24:44 PM zamanında düzenlenmiştir.

Cevap Yaz
Şaban Aktaş (Homerotik)
6 Ağustos 2008 Çarşamba 20:08:07
Yazınızı bir kere okudum beğendim.Fakat özümsediğimi söyleyemem.Döne döne okumak gerek, çünkü düşünce içeriği yoğunlaştırılmuş bir yazı ve alşılagelmiş tüm kalıpların dışına taşan farklı bakışlar ve çok yerinde değerli tesbitler var...Doğruya kıymet verilmeyen bir toplumda heba olup gitmemeniz dileğiyle yazın yaşamınızın uzun, kaleminizin düzün düzün olmasını dilerim...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.