Hüma Efkan
747 şiiri ve 78 yazısı kayıtlı Takip Et

Bir köpekle mi seviştim bir kadınla mı?



BİR KÖPEKLE Mİ SEVİŞTİM BİR KADINLA MI?

BİR KÖPEKLE Mİ SEVİŞTİM BİR KADINLA MI?

Adam anlatıyor;

Bir kadınla Facebookta tanıştım. Ve zamanla aşık oldum. Derken birgün kadın buluşmamızı istedi. Ben, günü güne öteliyor kadını daha iyi tanımak kendime fırsat yaratıyordum. Derken birgün Kadının ısrarlarına dayanamayıp kadının davetini kabul ettim. Kadın hoş mu hoş bir kadın. Üstelik te postmodern yaşamı olan entelektüel bir kadındı.

Bir site de özel mülkiyetli bahçe içerisinde, havuzlu, kamelyalı, kuş seslerinin cıvıl cıvıl olduğu tripleks bir villaya, adresi vererek kendisine gitmemi istedi.

İlk görünüşte kulağa ne kadar hoş geliyor! Böylesi bir malikane ve de içinde oturan hoş mu hoş bir hanım.

Kendi kendime düşünüyor ve bu kadın çok ta zengin olmalı diyordum. Şayet anlattığı kadar var ise ve bu kadın gerçekten çok zengin ise, ben ne yaparım? Böyle bir zenginlik karşısında ben ne yaparım. Bana hediye alacak olursa, onun almış olduğu hediyeden daha görkemlisini almam gerekir ki bu kadın karşısında eziklik hissetmeyeyim diyorum. Ne var ki ben bütün bunların üstesinden gelebilecek ne zenginliğe sahibim, ne de bu mümkündür.

Hadi bu akşam da dışarıda yemeğimizi yiyelim diyecek olursa, gariban bir devlet memuruyum. Maaşımın dörtte biriyle bir akşam yemeğinden kalkabilmemiz mümkün değildir. Kaldı ki böyle bir peryodik alışkanlığı var ise, her hafta dışarıda yemek isteyecektir! Bu durumda ne yaparım?

Ve sonra ne olacaksa olsun, inceldiği yerden kopsun diyerek malikaneye gitmek için evden çıktım. Murat 124 arabamı adeta yalvararak çalıştırdım ve bir müddet sonra kadının bana verdiği adrese gelmiştim artık.

Arabamı uygun bir yere parkettikten sonra, arka koltuktan yolda gelirken almış olduğum çiçekleri de alarak malikaneye yöneldim.

Malikanenin kapısında beni karşılayan kadın, makyajını yapmış, oldukça hoş ve bir o kadar da şık elbiseler içinde adeta bir kuğu gibi görünüyordu. Çiçekçiden almış olduğum ve malikaneye gidinceye kadar sıcaktan boyun bükmüş olan papatyaları uzatırken Kadının güzelliği ve zerafeti karşısında bu boyun bükmüş papatya demetinden dolayı doğrusu çok ta mahcup oldum.

Kadın halimden anlamış olacak ki, “buna hiç gerek yoktu, ben çiçekleri dalında severim” demesine rağmen, ben bunu bir kinaye olarak algılamıştım.

Yaz ortaları olduğu için sormuştu; “nerede oturalım. Bahçede mi, yoksa içeriye mi geçelim?” Diye. Havalar nasılsa sıcaktır diyerek bahçeyi terci etmiş, kadın önden ben arkasından arka bahçede bulunan kamelyaya geçmiştik. Malikanenin arka bahçesinde bulunan kamelyaya gitmek için yapılmış olan patikanın sağında ve solundaki salkım söğütler, rengarenk ve çiçeklerle donatılmış bir patikadan ağır adımlarla giderken kendimi adeta bir cennet bahçesine girdiğimi düşünmüştüm. Ne var ki, kamelyaya yaklaştıkça mistik bir hal alan farklı bir durum dikkatimi çekmişti. Bahçenin diğer taraflarını gözucuyla gezinmiş, böylesi güzel bir bahçenin içler acısı bir durumda bakımsız olduğunu kadının yalnız yaşadığına ve bu yüzden de bakım yapamadığını düşünmüştüm. Ama durum hiç te öyle değildi. Ki öyle olmuş olsaydı, ön bahçe ve hayranlıkla, ağır adımlarla geçtiğim patika çevresi de bakımsız olurdu diye içimden geçirdim.

Sol tarafımda yürüyen bu güzel kadınla ağır adımlarla sohbet ederek nihayet kamelyaya gelmiştik.
Bu da ne? Kamelyanın tam ortasında plastik bir masa ve etrafında da dört adet plastik sandaliye vardı. Bakmaya kıyamayacağınız bu bahçeyi daha iyi görebilmek için masanın karşı tarafına geçip oturmuştum ki. Ağır bir koku burnumun direğini kıracak gibi yayıldı. Meğer hemen masanın dibine bulunan köpek kakasının üstüne basmışım. Kendi kendime olabilir diyerek içimden geçirdim. Muhakkak gözden kaçmıştır. Yoksa bahçenin salaş olduğu gibi kadın da bu kadar duyarsız olamaz.

Bu reeldeki ilk karşılaşmamız olmasından dolayı birkaç dakikalık tanışma faslından sonra, sohbete başlamıştık.

Evin içinden garip garip sesler duyuyordum. Arada bir havlama sesi geliyor ama genellikle hırıltıya benziyor. Bazen de ıslık sesini andıran sesler duyuyordum. Doğrusunu isterseniz artık ben bu seslere odaklanmış, kadının söylediklerine konuştuklarına arada bir evet ya da hayır anlamında işaretler yapıyordum. Öyle ki bahçenin ne kadar güzel olduğunu bile umursamıyorum artık!

Kadın bir ara durdu ve uzun, uzun bana baktıktan sonra; “siz konuşmayı pek sevmiyorsunuz galiba? Dedi.

Hayır efendim hayır hayır. Sizi dinliyorum. Dinlemek bana zevk veriyor. Dediysem de kadın birşeylerden rahatsız olduğumu anlamıştı. Rahatlamam için; “ şimdi söyleyin, ne içeriz? Çay mı, kahve mi, meşrubat ya da alkool mü?

Ben giderek farklı duygulara kapılıyor, olup bitenlere bir anlam veremiyordum. Hala içeriden gelen seslerin etkisindeyim ve bir an önce bu malikaneden ayrılmalıyım. Diye içimden geçiriyordum. Bu yüzden de, lütfen zahmet etmeyin hazırda ne varsa, olur. Dedim.

Kadın masadan kalkarak bordür taşlarıyla döşenmiş patikadan yürüyerek eve geçti.

Bense hala iç hesaplaşma içindeyim. Arabamı çalıştırıp bir anda kaçayım desem arabayı çalıştırabilmem yirmi dakikamı alır. Çünkü bir türlü marş almıyor. Yaya olarak kaçarsam arabam orada kalır. Kaçmazsam içeriden gelen seslerin ne olduğunu bilmiyorum.

Kadının gelmesi biraz uzayınca, Alimallah belki de şimdi bana ne yapacaklarını kararlaştırıyorlar! Diye içimden geçiriyordum ki kadın binanın köşesinden göründü.

İçime su serpilmişti demek kahve için bu kadar gecikmişti. Ama yine de içimdeki korkulara yenik düşüyor; "ya, kahvenin içinde ilaç varsa" diyordum.

Kendimce bu durum karşısında kadından bir açık bulmalıyım diyordum. Ama kadın hiçbir renk vermiyordu. Bense, bu kadın tam bir profösyenel olmalı. Benimki buraya kadarmış. Oğlum kelimei şehadetini getir diyerek daha da kötü duruma düşüyordum.

Önce kadının kahveden yudumlamasını bekledikten sonra, ben de azar azar kahvemi yudumlamaya başladım. Bu arada sohbetimiz de devam ediyordu. Daha doğrusu kadının sohbeti devam ediyordu. Edebiyatı, sanatı, özellikle de resim sanatı üzerine anlatıyordu. Neden somut resimlerden vazgeçtiğini, neden soyut kavramlar üzerinde durduğunu, Çalışmalarının satılmadığını, birkaç yıl önce ilaç sektörüne birkaç çalışmasını sattığını uzun uzadıya anlatıyordu.Benimse sohbetim hep yusuflaydı! Çünkü bu kadar güzel, bu kadar alımlı, kültürlüentellektüel birinin yalnız olamayacağını düşünüyor, bir taraftan da yusuf yusuf diyordum...

Artık kahvelerimiz bitmişti bi’ ara kadının susmasından istifade ederek.

Ben, izninizi isteyerek kaçayım! dedim.

- Nereye?
- Eee zaman geç oldu artık ben yavaş yavaş gitsem iyi olur.
- Vallahi olmaz akşam birlikte yemek yiyeceğiz.
- Çok özür diliyorum ama ben akşamları asla yemek yemem.
- Aaa neden miş o?
- Gördüğünüz gibi ben pek fazla yemediğim gibi akşam yemeklerinden de uzak duruyorum sağlıklı yaşam için.
- Peki o zaman madem gideceksiniz gelin size içerideki antika kolleksiyonumu göstereyim.
- İnşallah başka bir zaman. Çok geç oldu.
- Olmaz olmaz hadi beni kırmayın.

İçimden geçiriyorum; "aman Allahım günahlarımı affet. Allahım düşündüğüm gibi olmasın."

Kadın tebessüm ederek yavaşça elini uzatıyor korkudan pancar gibi yanıma düşen ellerimden tutuyordu. Geldiğimiz patikayı yine adımlayarak binanın ön tarafına geçmiştik. Kadın ellerimden sıkı sıkı tutmuş birlikte Genişçe bir sofaya açılan bir kapıdan içeri girmiştik. Elimin titrediğini hisseden kadın, "ne o çok mu heyecenlısın?" Diye sordu. Korkudan olduğunu söyleyememiş evet evet biraz heyecanlıyım diye geçiştirmiştim ki. Kadın beklediğim soruyu sordu;
- Korkuyor musun?
- Hayır neden, ya da kimden?
- Benim çocuklardan!

İşte şimdi yusufa sığınmanın zamanı gelmişti ani bir refleksle gür bir ses tonuyla hayır dedim.
- Gel o zaman seni onlarla tanıştırayım.

Benim dizlerimin bağı tamamen çözülmüştü. Sofada bulunan kapının birine doğru yaklaşırken dizlerim zangır zangır titremeye başlamıştı. Elini kapı koluna uzattığında kalbim duracak gibi oldu. Nihayet kapı açılmış ve Çocuklarım dediği irili ufaklı yedi tane ses telleri alınmış köpek üstüme atlamış biri tırmalıyor biri bacaklarıma sırnaşıyor aman Allahım ben neredeyim bu ne böyle demekten de kendimi alıkoyamıyordum.

Kadın önde ben arkasında ve serbest bırakılan köpeklerde bizimle birlikte bir antika dükkanını andıran malikanenin duvarlarını masalarını konsollarını süsleyen antikaları, kadın tarihleri menşei ve nereden kaç liraya aldığını anlatarak yukarıya çıkan merdiven başlarını süsleyen antikalara kadar geldik.

İçimden Allaha şükürler olsun artık bitti diye geçiriyordum ki, “gelin daha bitmedi” dedi ve merdivenlerden ağır ağır yukarıya çıktık. Üst katın da alt kattan farkı yoktu. Adım attığımız heryer antika eserlerle donatılmıştı. Burada bulunan antikaları da teker teker menşeine varıncaya kadar anlatıyor, arada bir bana dönerek beğendin mi diye soruyordu.

Artık giderek benim korku ve kaygılarım da yerini iyimser bir rahatlamaya bırakıyordu. Ne var ki yine seremoni bitmemiş bir üst kata elimden tutarak çıkmıştık. Burası teras kat ve üçü küçük olmak üzre dört yatak odasının bulunduğu bir kat olmasına rağmen antika eşyalar bu katın da duvarlarını süslüyordu. Bu seremonide en son büyük yatak odasını ziyaret sanki planlanmış gibiydi.

Bu odayı da antika eserlerin yanı sıra. Fransız yatağın baş kısmında duvara asılı 102 X 76 ebadında Amedeo Modigliani’nin “Nܔ çalışması süslüyordu. Kadın bana dönerek; "bu çalışmayı nasıl buldunuz?" Diye sordu. Yüreğim yerinden hoplayarak ço ço çok güzel bir çalışma diye cevap verdim.

Kadın, tebessüm ederek tekrar ellerimi tuttu ve gözlerimin içine hadi hadi ne duruyorsun dercesine baktı. Bir anda ne olduğunun farkında olmadan ikimizde kendimizi yatakta bulduk. Kadını her öpüşümde ağzıma ne olduğunu bilmediğim kıl giriyor ve elimi götürerek dudağıma dilime yapışan kılları temizliyordum.

Uzunca bir sevişmenin ardından kalkıp duşa girmiştim. Geri döndüğümde kıyafetlerimi giymek için ışıkları yaktığımda o kılların kadının saçı değil köpeklerin kılı olduğunu görmüştüm. Meğer kadın yalnız kaldığında köpekleri yatağa alıyor orada uyumalarına izin veriyordu.

Doğrusu ağzıma doluşan kıllar sebebiyle bir köpekle mi bir kadınla mı seviştiğimi hala anlayabilmiş değilim! Ve o günden sonra bir daha o kadını ne aradım ne de sordum…

Efkan ÖTGÜN

Beğen

Hüma Efkan
Kayıt Tarihi:23 Temmuz 2014 Çarşamba 14:52:02

BİR KÖPEKLE Mİ SEVİŞTİM BİR KADINLA MI? YAZISI'NA YORUM YAP
"BİR KÖPEKLE Mİ SEVİŞTİM BİR KADINLA MI?" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Turgut Öztürk
23 Temmuz 2014 Çarşamba 15:23:48
tebrik ederim abim.

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.