mhrcck
127 şiiri ve 26 yazısı kayıtlı Takip Et

Mutluluk oyunu



Akşam eve döndüğümde, eşim mutfakta her zaman ki gibi yemek hazırlıyordu, selam verip üzerimi değiştirmek için odamıza geçerken yemekten sonra nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum.
Duşumu yaptım ev kıyafetimi giyinip mutfağa döndüm. Yemeğimizi yedikten sonra masayı toplamasına yardım ettim, oturma odasına geçip sabırla bulaşıkları yıkamasını bekledim. Nihayet gelip karşıma oturdu. önce gününün nasıl geçtiğini sordum ve mutat konuları konuştuk. Önemli bir konuyu seninle konuşmak istiyorum dedim. İçindeki kuşku fırtınasından gözleri yağmaya hazır bulut gibiydi, bir an endişelendim acaba ne söyleyeceğimi tahmin etmişmidir diye. Heyecandan dilim kelimeleri döndüremiyor, dudaklarım titriyordu.
Bu akşam muhakkak konuş demiş bende söz vermiştim, iş yerinden ayrılırken sevdiğim kadına. Düşündüklerimi aynen söze döküp, bir çırpıda söyleyeceklerimi söylemeliydim, senden boşanmak istiyorum demeliydim, diyemedim bir türlü. Cümle kurmakta zorlanıyor, konuyu bir türlü açamıyordum. Eşimin yüz ifadesinden bu bekleyişten sıkıldığı belli oluyordu. Ne söyleyeceksen lütfen çabuk söyle sıkıldım dedi. Uzun süredir şey! söyle Allah aşkına ne şeyi. Şey işte bu böyle devam etmemeli, ben senden ayrılmak istiyorum dedim. Dondu kaldı sanki böyle bir kararı beklemiyor gibiydi. Sinirlendiğini belli etmeden, başını öne eğerek sadece sebebini sordu, neden! Gözlerinde ki bulut yoğunlaşıp yanaklarından yağmur olup döküldü.
Beklediği makul cevabı bir türlü veremedim, sadece başka birini seviyorum diyebildim. yorgun bir ses tonuyla İyi geceler dedi, başını öne eğerek yatak odasına doğru yürüdü, kapıyı çarpmadan sessizce kapadı ve kapının kilit sesini duydum. Çok derinden hıçkırık sesleri duyuluyordu. İçimden bir ses evliliğimizin iyi gitmediğini, verdiğim kararın doğru olduğunu, boşanmalısınız diyordu. Son zamanlarda onun arzulu bakışları benim için hiçbir şey ifade etmiyordu, aklım öteki sindeydi.
Salona geçip kanepeye uzandım, uyuyamadım uykum kaçmıştı uyuyamadım. O gece, onu anlaşmalı boşanmaya ikna etmek için mal varlığımızdan oturduğumuz evi, arabayı ve şirkettin yarı hissesini ona bırakacağıma dair boşanma taahhüdünü hazırladım.
Sabah kahvaltı yapmadan ayrı ayrı evden çıktık. Gün boyu bir birimizi hiç aramadık. İş dönüşü, belki evde yemek yapmaz diye oğlum dahil üç kişilik hazır yiyecek paketiyle döndüm. Oysa eşim işinden erken çıkmış, mutfakta yemek hazırlamakla meşguldü. İyi akşamlar dileğime cevap bile vermedi. Elimdeki paketleri dolaba koyması için mutfak masasının üzerine koyup odaya çıktım. Oğlum hiç bir şeyden habersiz odasında ders çalışıyordu. Bir müddet sonra yemeğin hazır olduğunu oğlumuza seslenerek duyurdu. Yemek masasına oturan oğlum baba yemek hazır sofraya diye seslendi. Sofraya afiyet olsun diyerek oturdum. Tabii ki dışarıdan aldığım hazır yemeklerden hiç bahsetmedim. Yemekten sonra oğlum odasına çekildi. Yine masanın toplanması bulaşıkların yıkanmasını bekledim. Bir gece evvel hazırlayıp gündüz ofiste dikte ettiğim boşanma senedini okuması için verdim, uzun uzun baktı ve okumadan sol tarafındaki sehpanın üzerine yavaşça koydu. Anlaşılan, yirmi yıl hayatımı paylaştığım adam beni hiç tanımamış. Beni tanımış olsaydı böyle bir teklif sunmazdı. Hiç bir şey istemiyorum senden malınla mutlu ol dedi ve yemek masasından kalktı, sessizce yatak odasına doğru yöneldi.
Ona acı çektirdiğimi biliyordum, eskisi gibi olamıyordum elimde değildi. Nasıl eskisi gibi olabilirdim, onun hüznü yüreğimi sızlatmıyor değildi. Çaresizdim kendimi iki duvar arasında sıkışmış hissediyordum. Bağırsa çağırsa kırsa dökse işimi kolaylaştıracak, bunu fırsat bilip bir daha dönmemek üzere evi terk edecektim. Planım böyleydi tutmadı. Evliliğimizi kurtarmak için hiçbir çaba göstermemesi beni kuşkulandırıyor rahatsız ediyordu. Kalbi kırılmıştı ama her zaman olduğu gibi olgun davranıp, onurundan kibarlığından ödün vermedi.
Oturduğum koltukta, kendi dünyamla baş başa kalmıştım. Yatak odasının kapısının açıldığını duydum. Bana doğru geldi karşı koltuğa oturdu gözlerinin ağlamaktan kızardığı belliydi. Bir müddet konuşmadı, sonra gayet sakin kendinden emin tavır ve ses tonuyla, anlaşmalı boşanmayı kabul edeceğim, yalnız bazı şartlarım var dedi. Boşanmamızı bir müddet geciktirip eskisi gibi yaşantımıza devam edeceğiz. Oğlumuz bitirme sınavlarına hazırlanıyor, onu üzecek hiç bir olumsuzluğun yaşanmasını istemiyorum, sen de istemezsin herhalde dedi. Buna hayır diyemedim teklifini kabul ettim. Oğlumun ruh sağlığı, başarısı için elbette dedim. Evlilik yıl dönümümüz yaklaşıyor hiç olumsuzlukların yaşanmamasına müsaade etmeyip geçmiş yıllarda olduğu gibi kutlayalım. Müsait zamanda boşanma davasını ben açacağım. Senden hiç bir şey istemiyorum dedi. Bir ay boyunca oğlumuza ayrı odalarda yattığımızı hissettirmedik. Her sabah daha evvel boğuştuğumuz gibi birlikte yatakta üçlü aile mutluluğu oyununa devam ettik. Önceleri bu oyundan sıkılacağımı düşünmüştüm ama öyle olmadı, ne yalan söyleyeyim hoşuma da gitti.
Günler rüzgarın peşinde sürüklenen hazan yaprakları gibi birer birer uçup gidiyordu. Oğlumuzun anne, baba sizi çok seviyorum diye çığlık atması canımızı acıtıyordu. Son gün de yine mutluluk oyununu oynadık. Yemekten sonra eşimle kanepeye geçip onun omuzlarına elimi atıp kucakladığımda, oğlumuz tebessümle bizi izliyordu. Eşim gözlerini kapatarak eğilip kulağıma, oğlumuza hissettirmediğin için teşekkür ederim, beni ne kadar mutlu ettiğini bilemezsin dedi. Bende başımı öne eğerek, tebessümle tamam dercesine gözlerimi kırpıştırdım. Doğrusu içimdeki acı gittikçe büyüyordu. Ertesi sabah işe gitmek için evden ayrılırken, yatak odası penceresinden beni izlediğini gördüm. Elindeki mendili sanki veda edercesine sallıyordu. Ben de elimi kaldırarak karşılık verdim. Başım önümde duygularıma yenik düşmüştüm seni sevmiyorum terk edeceğim dediğim kadın beni duygulandırmış beni ağlatıyordu. Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim, yoluma devam ederken aklım hüzünle beni uğurlayan sevgili eşimde kalmıştı.
O sevdiğimi zannettiğim kalbimi çalan kadına,nihayet eşimi sevdiğimi anladığımı ondan kopamayacağımı söylemeye karar verdim. İş yerine varır varmaz İlk işim, ona beraberliğimizi bitirmek istediğimi söylemek oldu. Ortalığı kırdı döktü hakaretler yağdırdı. Oysa acısıyla tatlısıyla yirmi yıl hayatımı paylaştığım kadın, boşanmak istediğimi söylediğimde hiç tepki vermeden dinlemiş makul sebepler sormuştu. Sevdiğimi zannettiğim kadın, eşimin asil bir kadın olduğunu bir kez daha hatırlattı bana. Üzerimden yük kalkmış yüreğim hafiflemişti. O günün mesai bitiminde, kuşlar kadar özgürdüm sanki, uçarcasına evime koştum.
O günün akşamı, ikimizde oynadığımız oyunun sonuna yaklaştığımızın farkındaydık. Eşim başını omzuma yasladığında, uzun zamandır hissetmediğim, kendine has kokusunu, dokunuşundaki sımsıcak sevgisini hissettim. Neden bu duyguyu daha evvel fark etmediğime hayıflandım. Evlendiğimiz gün kadar duygulu ve güzeldi. Yavru ceylan gibi titriyordu. Elindeki mendili saklayarak gözyaşlarını sildi. Bu süre içerisinde göz altında çizgilerin oluştuğunu saçlarına ak düştüğünü gördüm. Onu son kez kucağıma alarak yatak odasının kapısına kadar taşıdım, onu taşırken ilk gün heyecanını yaşadım. Hayatının yirmi yılını veren kadına olan minnet borcumdu. Bu güven ve şefkat duygusu içimde çığ gibi büyüyordu. Kaybettiğim sevgimi yine kaybettiğim yerde bulmuştum çok mutluydum.
O sabah ne giyeceğini sesli düşünürken izledim. Her geçen gün kıyafetlerinin biraz daha bol geldiğini söylüyordu. O an onun ne kadar süzüldüğünü kilo verdiğini fark ettim. Demek sabahları daha kolay taşımamın sebebi buydu. Oğlumuzu yanına çağırdı ona sıkı sıkı sarıldı. Son anda, kararımdan vaz geçtiğimi ona dönmek istediğimi söylemek istemiyordum. Evlilik yıl dönümü akşamında sürprizim vardı. Yemekten sonra mum ışığında dans ederken mutlu haberi verecektim.
Gün boyu akşam söyleyeceklerimin tekrarını yapıp durdum. Hayatımdan çok şeylerin eksildiğini geç fark ettim, ne olur beni affet diyecektim. Günüm sabırsızlıkla geçti, İş çıkışı çiçekçiye uğradım çok sevdiği çiçeklerden bir buket yaptırdım. Üzerine kart iliştirip ’hayatımın sonuna kadar seni taşıyacağım’ yazdırdım. Yol boyunca mutluluk şarkıları mırıldanarak eve geldim. Oğlum evin bahçesinde arkadaşlarıyla oynuyordu. Beni elimde çiçek buketiyle görünce baba yoksa evlilik yıldönümünüzmü diye takıldı. Çiçek buketiyle yüzümü kapayıp kapının zilini çaldım. Kapı açıldığında ayrılmak istemediğimi deli gibi sevdiğimi söyleyecek milyonlarca kere özür dileyecektim. Kapı açılmadı, belki uyumuş kalmıştır diye kendi anahtarımla kapıyı açtım, mutfakta ne de salonda yoktu. Yatak odasına doğru yürüdüm kapı kapalıydı. Kapıyı çaldım ses vermeyince bir daha çaldım yine ses yoktu. Usulca kapı kolunu çevirdiğimde kitli değildi ardına kadar açıldı. Yatağında uyuyordu. Elleri göğsünün üzerinde başı hafiften yana düşmüştü, uyandırmak istemedim. Elimdeki buketi bir vazoya yerleştirmek için odadan çıktım. Çok sevdiği seramik vazoyu mutfaktan aldım çiçekleri yerleştirip geri döndüm. Etajerin üzerine vazoyu koyarken zarf gözüme ilişti. Aceleyle zarfı açtığımda içinden bana yazmış olduğu mektubu çıkarttım. Yatağın ayak ucunda bulunan puf üzerine ilişip, yazdıklarını nefes almadan okudum;
Sevgilim,
“Doktorum İleri safhada göğüs kanseri olduğumu, vücudumun her yerine sıçradığını, bu evrede kimyasal tedavinin cevap vermeyeceğini, verse dahi kısa süreli olacağını, birkaç aylık ömrünün kaldığını söylemişti. Hasta olduğumu bilinçli olarak söylemedim. yeter ki sen mutlu ol istediğim için. Sana mutluluklar diliyorum, oğlumuza iyi bak onu çok çok sevdiğimi söyle. Doktorum, ölüm saati yaklaştığında önce ayaklarımın soğuyacağını söylemişti. Bir kaç gündür ayaklarım uyuşuyordu, bu sabah seni pencereden uğurladığımda, ayaklarımın yavaş yavaş soğumaya başladığını hissettim. Galiba ölümüme çeyrek var diye İş yerime telefon edip izin aldım.
Son günlerde seni bilmeden ihmal ettiğimi geçte olsa anladım. Senin boşluğa düşmene sebep bendim, beni affet. Bu oyunun, esasında sana da bana da iyi geldiğini son haftada anladım. Sabah gidişinden belliydi, akşama bir buket çiçekle döneceğin. Belliydi beni ilk gün sevdiğin gibi sevdiğini söyleyeceğin. Sevenlere malum olur. Şu an başucumda yazdıklarımı okuyorsun. Bana içinden geçenleri gün boyu tekrarlayıp ezberlediklerini söyle, görmesem, duymasam da hissederim.
Getirdiğin çiçekler için teşekkür ederim. Şimdi göç zamanı, sana son kez zahmet vereceğim. Yastığımın altına beyaz tülbent koydum onunla yüzümü ört. Sağ tarafımda bulunan etajerin üst gözünde, hastalığımı öğrendiğim gün aldığım cenaze levazımı ile mezar tapum var kendini affettirmek istiyorsan çabuk toparla kendini cenaze işlerini başla. Getirdiğin şu özür çiçeklerini defin işleri tamamlandıktan sonra toprağımın üzerine serpiştir. Vazoya aspirin atmayı unutma çiçekler benim gibi erken solsun istemem. Hoşça kal.” (150714 mcicek )

Beğen

mhrcck
Kayıt Tarihi:22 Temmuz 2014 Salı 11:55:08

MUTLULUK OYUNU YAZISI'NA YORUM YAP
"Mutluluk Oyunu" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
nitemtran
23 Temmuz 2014 Çarşamba 01:25:05
Aşkın, sevginin gölgesine sığınmış ve cesaret bulmuş ruhun metanetiyle yazılan o mektup çok hüzünlüydü, derinden sarstı beni...Hikaye gerçek ya da gerçeğe uygun olarak yapılan bir tasarıdır ya, her iki durumda da ruhu derinden etkilemesi sizin usta kaleminizdendi...

Emeğinize sağlık...

nitemtran tarafından 7/23/2014 12:49:49 PM zamanında düzenlenmiştir.

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


mhrcck 23 Temmuz 2014 Çarşamba 09:43:05
Bu bir deneme idi. Ben, aslında uzun yıllardır şiir yazıyorum, bu konuda üstad, rahmete andığım Ö. Erdem bey, aynı zamanda meslektaşım ve öykü yazarıydı. " yazarsan yazar olursun "derdi. Galiba ben, öykü yazmada geç kaldım. Beğendiğin için teşekkürler sevgili arkadaşım. sevgi ve selamlarımla. mcicek
mhrcck 13 Ağustos 2014 Çarşamba 22:51:29
Metin bey, beğeniniz için teşekkür ederim. yazmış olduğum öykü bir denemeydi. selamlar.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.