3
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2269
Okunma

Kadın kuzineye birkaç odun daha atıp sırtını da yaklaştırıp oturdu önüne. Nasıl da üşüyordu bu gün? Duman çökmüş gibi grileşen gözleriyle bardakaltı kalınlığında gözlüklerin arkasından pencereye doğru baktı. Seçemiyordu pek fazla, bir bulut arkasında kalmıştı sanki dışarıdaki dünya. Bel kemiği bükülmüştü zamanla, adeta bir yük sarmışlardı sırtına. Hâlbuki zamanında çalıları, dal parçalarını, çangalları (1) kolanla (2)sırtına sardığında beli böyle bükülmezdi. Fındık ağaçları arasından süzülür gibi geçer, küçük derecekleri uçar gibi atlayarak aşardı. Neydi şimdi belini büken, sırtına yerleşmiş olan kambur nedendi, neydi içindekiler?
Yıllarca her yağmurdan sonra kirmit(3) toplamıştı ağaç diplerinden. Gabalak (4) toplamıştı yokluk zamanlarında çocuklarına kavurmak için. Fındık sezonunun ardından başak etmeye gitmiş, otların arasına dökülenleri toplamıştı. Hiç birisi yük olmamıştı, belini büken başka şeyler olmalıydı.
Çileliydi Karadeniz kadını. Ama sanki kendi köyünün kadınları daha bir çileliydi. Osmanlı- Rus savaşı zamanında erkekleri cephedeyken hem yoksullukla hem Ermeni ve Rum çeteleriyle mücadele verdikleri için köye Çileder adı verilmişti. Hani derler ya isimler kaderi de etkiler, belki de o yüzden çileliydiler. Daha sonra isminin değiştirilmesi, Çaybaşı olması da pek işe yaramamıştı demek ki. O günleri bilmiyordu, sadece ninesinin anlattıkları sayesinde bilgi sahibi olmuştu. Sırtındaki yük bu olamazdı o zaman.
Neredeyse bir asra yakındır nefes alıyordu ve yeni anlıyordu nefes almak değilmiş yaşamak. Fındık zamanı torunları geldiği zaman fark ediyordu en çok da. Eğlenceydi onlara çalışmak şimdi, değişik hava soluyorlardı. Onlar da şikâyetçiydiler büyük şehirde, beton yığınları arasında oturmaktan ama
vazgeçemiyorlardı yine de. Alıştığı bu köyden ayrılmak olmazdı artık ama gençken götüren olsa gitmez miydi hiç? Sırtındaki kambur köyde yaşamak da değildi.
Hizmet miydi evdekilere, ya da hayvanlara bakım mıydı? Değildi elbette, şimdi de kendisine bakıyordu evdeki gelin. Yük olmamaya çalışsa da insan yükü ağırdı, biliyordu ona da zor geldiğini. Yardım edebilse edecekti ama kendi yükünü bile taşıyamıyordu artık.
Sobadaki korlar küllenmeye başlamıştı, dönüp yeniden odun attı. Isınmak bilmeyen kamburunu biraz daha yaklaştırdı. Isınmak bilmeyen neydi acaba?
İnsan olduğunu bile unutturan küfürler mi, dayaklar mı, iftiralar mı, üstüne gelen kuma mı? Ruhuna işleyen o soğukluk nereden gelmişti bilemiyordu, anlayamıyordu bir türlü.
1-çangal: uzun sırık
2-kolan: sırta yük sarmak için kullanılan el örgüsü kuşak
3- kirmit: Fındık diplerinde yetişen bir tür mantar
4-gabalak: yaprakları kavurup yenilen bir tür bitki