Önder Kızılkan
150 şiiri ve 47 yazısı kayıtlı Takip Et

Yüz



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 28.11.2012 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.



Ben sevdiğim yüzleri en çok koltuk kenarlarına bakınca hatırlarım. Bu yüzden artık kimsenin salonda uyumasına izin vermiyorum. Daha az özlemek adına başka ne yapılabilir ki? Ama bir insan giderken size yüzünü bıraktıysa, iş işten geçmiştir. Bundan sonra tek yapmanız gereken onu unutmamaktır. Çünkü bir yüz, kendi sahibinden de önce onu asla unutmayacak olana aittir.

"Sen demlikteki çayın nasıl dibe çöktüğünü gördün mü?" diye sordu gülümseyerek. Sade kare bisküvilerin arasına çikolata sürüp önümdeki tabağa koyuyordu.
"Hayır. Hiç görmedim."
"O zaman ben bunları hazırlayana kadar sen de demlikteki çayı izle. Görünce çok hoşuna gidecek. Anneannen bana bunu ilk gösterdiğinde şaşırmıştım."

Koşarak ocakta demlenen çaydanlığın yanına gittim. Demliğin kapağını açtım. Suyun üstünde çay tanecikleri duruyordu. Kendime bir çay taneciği belirledim. Arkadaşlarımı örgütleyip dibe çökmemizi engelleyebilirdim. Eğer birbirimize tutunursak ve demliğin kenarlarına yapışırsak kurtulabiliriz diye düşündüm. Tam o sırada çay taneleri kütle halinde dibe çöktü. "Çaylar çöktü!" diye bağırdım. Annem güldü.

Sonra salona geçtik. Çikolatalı bisküvileri çaya bandırıp yiyordum. Bisküvi çayın içine girince bardağın dibindeki çay tanecikleri yukarıya doğru havalanıyordu. Fark ettirmeden annemi kontrol ettim. Üçlü koltukta uyuyakalmıştı. Hızla sağ işaret parmağımı bardağa daldırdım, bir kaç tane çay taneciğini dışarı çıkarıp kurtardım. Parmağım yanmıştı. O’nu uyandırmamak için sesimi çıkaramadım.

O gece niye böyle bir şey yaptım bilmiyorum. Koltuğun yanına kadar gittim. Annem uyurken yüzünü izledim. Bazen öyle olur. Her zaman gördüğünüz birine, bir gün gelir daha dikkatli bakarsınız. Sanki bir daha hiç göremeyecekmişsiniz gibi... Yeşil bir koltuğun kenarında... Titreyen göz kapaklarıyla, çizgileriyle, sessizce nefes alıp verişleriyle cennet gibi bir yüz... Gözümü kırpmadan seyrettim O’nu.

İkibin yılının Ekim ayında bir gece Ceren eve geldi. Hiç konuşmadan ağlamaya başladı. Annesi çok hasta olmuş, hastaneye kaldırmışlar. "Hemen memlekete gitmem lazım." dedi. "Ama korkuyorum. Ben o yola dayanamam, çok güçsüz hissediyorum kendimi, benimle gel." Ceren’in memleketine gittik. Hastane odasında Ceren’in babasıyla tanıştım. Sonra annesi "Hoşgeldin oğlum" dedi sesini zorlayarak. Ceren annesine sarılıp ağlamaya başladı. Babası yüzünü benden saklayarak cam kenarına doğru gitti. Dışarı çıkıp bir sigara yaktım. Babası da peşimden geldi. O da bir sigara yaktı. "Ben bugün Ankara’ya döneyim" dedim. İzin vermedi. O gece Cerenler’in evinde kaldım.

Sabah kalktığımda karşımda Ceren’i gördüm. Koltukta beni izliyordu.
"Sen hastanede değil miydin Ceren?"
"Evet, sabah babam geldi. Ben de annem için giyecek bir şeyler alıp gideceğim. Hem seni yolcu ederim."
"Peki, teşekkür ederim."

Annesiyle ilgili onu teselli edecek bir kaç cümle düşündüm. Bulamadım. Tek istediğim dün o hastane odasında, Ceren’le birlikte ağlamaktı. Garip karşılanır diye kendimi tuttum.

"Önder" dedi "Biliyor musun, annem de hep bu koltukta uyuyakalırdı. Senin uyuduğun yerde..."

Ceren’e bakakaldım. O hafif gülümseyerek ağlamaya başladı. Yanına oturup elimle gözlerini sildim. "İnşallah" dedim "Annen iyileşecek."
Sonra banyoya koşup on dakika boyunca sessiz sessiz ağladım.

Ceren’in annesi bir hafta sonra öldü. Ankara’ya gelene kadar her gece telefonda O’nu teselli etmeye çalıştım. Ankara’ya geldiği ilk gece bende kaldı.

"Ben bu acıyla nasıl yaşarım Önder" dedi. "Dayanamıyorum."
"Geçecek" dedim. (Geçecek...)

Uzun süren sessizlikten korktum.

"Çay yapayım mı Ceren? Bu gece uyumayız nasıl olsa..."
"Tamam... Olur."

Çay yapmak için mutfağa gittim. Hemen arkamdan hızlı adımlarla Ceren de geldi. Gülümsedim.

"Salonda korkuyorum" dedi.

Su kaynadıktan sonra demliğe döktüm. Ocağı kısık ateşe getirdim. Ceren’e baktım.
"Ceren... Çayın dibe çöktüğü anı hiç gördün mü?"
"Hayır görmedim."
"Beraber izleyelim mi?"

O gece beraber çayın dibe çöküşünü izledik. Sonra salona geçtik. Ceren çayını karıştırırken çay tanecikleri yukarıya doğru havalanıyordu.


kıyıdaki adam

Beğen

Önder Kızılkan
Kayıt Tarihi:27 Kasım 2012 Salı 01:43:27

YÜZ YAZISI'NA YORUM YAP
"Yüz" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Salim Demir
2 Ocak 2013 Çarşamba 11:26:42
Yaşanmış bir oalayın hüzün öyküsünü çok güzel kaleme almışsın. Eline diline sağlık.
Sağlıcakla kalın.

Cevap Yaz
anltzl
31 Aralık 2012 Pazartesi 05:53:17
şahanesin cavlak:)

Cevap Yaz
Aynur Engindeniz
28 Kasım 2012 Çarşamba 23:01:15
Keşke daha çok yazsanız. Keşke bir kitaptan okusam bu öyküleri. Anıdırlar belki de, bilmiyoruz; ama anlatım, sunuş çok etkileyici ve çok içten bir hüzne bürünmüş.

Hayranlıkla okudum bir kere daha...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 29 Kasım 2012 Perşembe 00:46:26
Kitabı ben sizden bekliyorum Aynur Hanım, hele ki o kısa öykülerin yazdığınız romandan parçalar olduğunu söylediğinizden beri heyecanla bekliyorum.
Kalimera.
28 Kasım 2012 Çarşamba 22:29:31
Bazı yüzler unutulmaya yüz tutunca işte acının en büyüğü çıkıyor ortaya
hele de yaşanmışlıklar ve anılar, kat kat değer kazanıyor

.......nefisti öyküsel anı (demem gerek sanırım)

kutlarım sevgili arkadaşım, seni okumak yeniden çok güzeldi.

Kalimera. tarafından 11/28/2012 10:32:33 PM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 29 Kasım 2012 Perşembe 12:08:30
Çok teşekkür ediyorum sizi burada görmek güzel. Sevgiler..
Özlem Uzunlar
28 Kasım 2012 Çarşamba 21:45:25
yine...

kayboldum yazının içindeki bir paragrafta... hangisinde bilmiyorum...

Cevap Yaz
Xanthi
28 Kasım 2012 Çarşamba 21:42:06
büyük insan cansın

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 29 Kasım 2012 Perşembe 00:38:59
eyvallah kardeşim sağolasın. Yeni rumuz çok hoş olmuş beğendim.
canandemirel
28 Kasım 2012 Çarşamba 20:06:34
Çok hüzünlü çok duygusal bir yazı...Güne gelen yazıyı ve yazarını tebrik ediyorum, selamlar...

Cevap Yaz
DemAN
28 Kasım 2012 Çarşamba 15:19:15
Çok farklı bir öykü, uzun olsaydı hikaye de diyebilirdim... Zaten yazılanlar gerçek hayata veya gerçek hayatta olabilecek tasarılar, kurgular dır;

Farklı dememin nedeni kimin aklına çay taneceiklerin izlenebilir olacağı ve izlenilecek olması; bu bence ayrıcaklı bir farkındalık ve buna benzer çok şeyler vardır ki hiç farketmeden gelip gidiyor oysa hayat farkında olursak daha çok anlamlı olur diye düşünüyorum.

Yorumlarda anladığım kadarıyla korkanlar çoğunlukta peki neden insan doğunca sevinir insan ölünce ağlarız? oysa doğmak kadar ölmek de normaldır bence.... İşte ağlama nedenimizi buna bağlıyorum belki alıştığımız, sevdiğimiz veya aynasında gördüğümüz o YÜZLERDEN uzun süre ayrı kalacağımız ve unutacağımız için korkuyoruz..

Belki ben çok ayrılık(arkadaş, memleket, aile, dost ve sevgiliden) yaşadığımdandır korkumun az olması... Ayrıca ayrılığı ve ölümü normal kabullendiğimden de olsa gerek. neyse uzatmadan yazıya döneyim:

Elbette, alışılan yüz kolay kolay unutulmaz ve bunun gibi bir yazı, bir şiir okurken bile insanın aklına gelir veya bir şarkı sözlerinde başkasının ama alıştığı bir yüzü görür; hatırlar. Yazının en çok düşündüren yanı beni cezbetti.

Yazarın dediği gibi "Çünkü bir yüz, kendi sahibinden de önce onu asla unutmayacak olana aittir." dediği gibi.

"Farkettirmek ve düşündürmek" teması çok harika işlenmişti ve güne gelmesi tam isabet olmuş


selamlıyorum


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:41:27
Göz ardı etsek de yaşadığımız anların çoğu kurguyu gerektirmeyecek ayrıntılara sahip. Benim için de yaşamımda bu ayrıntıların her biri birer izdir. İzlere eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Saygılar..
soulmate
28 Kasım 2012 Çarşamba 14:08:16
" Çünkü bir yüz, kendi sahibinden de önce onu asla unutmayacak olana aittir."


gönülden tebriğimle


saygı dua ile...



1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:55:08
Teşekkür ederim, saygılar.
Neva Ney
28 Kasım 2012 Çarşamba 14:04:30
Çayın dibe nasıl çöktüğünü hiç görmedim...Şimdi bir çay demleyeceğim üzerine bu öyküyü serpiştirip çöküşünü izleyeceğim.

Tebrik ederim.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:47:45
Afiyet olsun, çok teşekkür ederim.
Salim Demir
28 Kasım 2012 Çarşamba 10:25:07
ÇOk güzel bir hikaye, tebrikler. saygılarımla...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:49:43
Teşekkür ederim, saygılar.
asude_vuslat
28 Kasım 2012 Çarşamba 10:13:56
çok çok güzeldi,tebrikler yarama dokundu ama sağlık olsun :-(

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:51:29
Teşekkür ederim.
-Ezrak Rahel-
28 Kasım 2012 Çarşamba 09:45:45


Bazen bir yazı okursunuz

derinlere
taa derinlerinize iner
çay tanecikleri gibidir kaybettiklerinizin ardında hissettiğiniz ve dibe ittiğiniz duygular


bir yazı okursunuz
çayın demi gibidir
çöker üzerinize
ve dibinizdeki duygular çay tanecikleri gibi havalanır


gözyaşlarınız da aslında çay tanecikleri gibidir
saklanır göz çukurlarınızda
bir yazı okursunuz
yüreğiniz çöker
çay tanecikleri akar gözlerinizden

ıslanırsınız
çok ıslanırsınız



gözlerinizle göğe yolculuğunuz başlar

herkes konuşur
siz susarsınız
derin derin
susarsınız



şimdi teşekkür mü etmeliyim, bilmiyorum ki ıslaklığıma

öyle işte...







camêr tarafından 11/28/2012 9:46:48 AM zamanında düzenlenmiştir.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:45:30
Çok teşekkür ederim, saygılar.
Grikırmızı
28 Kasım 2012 Çarşamba 09:26:28
kendi güç yetmezliğime, bilmediğim zamanlardan korkmya, hep geri adam yaşamaya çalışmaya bir sebep daha yarattın((ız'ı) yakıştıramadım bu hikayedeki adama... içimdekilere çok uzak gelecekti. kusura bakmasın)

Cevap Yaz
Nilgün Akçay
28 Kasım 2012 Çarşamba 01:34:45
(.) varışı düşününce geri de bıraktıklarımız, kime ne katmış, kimden ne çalmışız düşüncesi belirdi.Sevginin tek sahibi olan analarımız da giderse bizi kim sevsin... Buyur ediliyor bu durumda yalnızlık senfonisi.

Çok içtendi. tebrikler.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:53:34
Çok haklısınız, teşekkür ederim, sevgiler.
Banu Kalyoncu
28 Kasım 2012 Çarşamba 00:13:47


" bazen ne söyleyeceğini bilemezsin... ne hissettiğin o kadar açıktır ki, yazsan olmaz, anlatsan olmaz, söylesen yerini bulmaz, dişlerinle dudaklarını ısırıp, sesini kimse duymasın diye, içine doğru akar gider yaşlar. öyle bir yerdeyim. beni n'olur uyandırmayın..."


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 19:57:08
Teşekkürler Banu
çöldeki kelebek
27 Kasım 2012 Salı 23:06:10
ürperen koltuk kenarları mı ,,ben miyim
kolay ağlama m ama bakınınca koltuklara ve düşününce yüzleri
yokladı göğsümü güzelimm bir hüzün..

Kutlarım
çok başarılı bir öykü..

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 17:46:59
Teşekkür ederim Nilgün Hanım selamlar sevgiler.
mebruka
27 Kasım 2012 Salı 21:40:06
İnsanın hayattaki en büyük korkularını fark etmesi mi fark etmeden yaşaması mı daha kötü karar veremiyorum. (Sevdiklerimden ayrılmak) En büyük korkularımı fark ettiğim andır bu.Yazılarınızı okurken en yoğun yaşadığım an'ı gözümde canlandırdığımda, en yoğun yaşadığm bir duygunun yerine koyarak yaptım bunu,yada bakışlarıma sinerek,içimi düşünerek (bir an kalbimin titrediğine yemin ederim),ellerimi hesaba katmadan...Şimdi anlıyorum ki büyük korkummuş bu
"Sonra biri gider bir gün,gidilen yerde sen yoksundur."

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 17:46:16
Selamlar

Güzel yorumunuz için teşekkürler,yazı size hayata dair bir şeyler sorgulattıysa ne mutlu bana.
(( Seçil Nimet ))
27 Kasım 2012 Salı 13:09:30




"Bu hikayede okuduğunuz kişi ve olaylar gerçektir " demek geldi içimden...


Çok güzeldi...
Sevgiler...

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 27 Kasım 2012 Salı 21:07:49
Sevgiler Seçil hanım uzun süredir yoktunuz hoşgeldiniz.
(( Seçil Nimet )) 28 Kasım 2012 Çarşamba 15:45:24

İlginç bir yoğunluk var işyerimde ama herşey güzel gidiyor.
Kıyıdakiadamı özlemiştik...

Sevgiler, hoşbuldum :)
Angie
27 Kasım 2012 Salı 08:13:35


"senden nefret ediyorum" diye hüngür hüngür ağlayabilirim diyecektim ki daha yazamadan ağlattın beni...hâlâ sızlıyor burnum.gözlerim yaşlı.bir gün seni okumayacağım ben Önder.biliyorum.ve korkuyorum o günden.çok korkuyorum.

4 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 27 Kasım 2012 Salı 20:48:37
Sema üzüyosun beni:(
Vertigo 28 Kasım 2012 Çarşamba 07:11:18
Sema kuşu,beni de üzdün şimdi...

ben de ne çok korkuyorum!..
Angie 28 Kasım 2012 Çarşamba 07:36:01

Sitede beni bu hale getirebilen tek insan Önder..

Önder Kızılkan Yazının sahibi 28 Kasım 2012 Çarşamba 17:32:49
Senin kırılgan güzel yüreğindendir bu Sema..
Vertigo
27 Kasım 2012 Salı 07:43:15
unutmak ne mümkün! her şey dün gibi!..

bilseydim o son gece
dönüp arkama baktığım
uzaktan el salladığımız birbirimize
son görüşümüzmüş birbirimizi
bilseydim bırakır mıydım hiç!..

bırakmazdım,canım kardeşimi...

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 27 Kasım 2012 Salı 20:54:50
Evet Gülnur Hanım, bazı anlar hep DÜN gibi. Saygılar, selamlar. Teşekkür ederim.
Mehtap ALTAN
27 Kasım 2012 Salı 07:31:57
çay taneciklerini kurtaran o minicik parmak, göğün öksüz düşlerini toprağa gömerken yüreğindeki dağın lavlarını nerede bırakıyor acaba!

belki de sadece kendine has bir alfabenin hüzünü mayalayan öykülerini öpüyor her gece...

annem kokulu sıradağlar diye diye eriyen bir kar tanesinin hüznüne yakın bir hüzün olsa gerek...

yazının finalinde bir çay tanesinin demlenmiş duâsı var gibiydi gördünüz mü Sevgili yazarım...

tebrikler gönülden...


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 27 Kasım 2012 Salı 20:53:30
Bir zaman sonra her detay izlere dönüşüyor. Sevgiler Mehtap Hanım teşekkürler.
meltemecem
27 Kasım 2012 Salı 02:48:31
kurtarsaydınız ...bu travma gecmiyor...cok korktum ölmekten...kalmasın kimsede yüzüm:(

2 cevap yazılmış Cevap Yaz


Önder Kızılkan Yazının sahibi 27 Kasım 2012 Salı 20:51:40
Meltem hanım merhaba, bizim de yazma sebebimiz bu işte yaşadıklarımız olmasa başka birşey yazmak için uğraşırmıydık bilmiyorum.. Peki bütün bu şiirleri yazıları neden yazıyoruz. Onu da bilmiyorum.
meltemecem 28 Kasım 2012 Çarşamba 17:00:47
Neden yazıyoruzun tek bir cevabı olmasa gerek...ömür dediğimiz şeyin acıtan yanları inadına baksana biliyorum farkındayım demek için belki de
Belki de acıyı tatlıyı duyurarak yaşatarak bir bakıma intikam alıyoruz hayattan...

Ya da cevapsız kalsın bu soru...

Kıyıya selamlar ve sevgiler hüzünle
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.