Ama şan ve şerefime tanık olanların önünde ondan daha fazla söz etmek bana yakışmaz.. XIV. Louis [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Dört Duvar mıydı suçlu?

Elindeki renk kartelası içinde kayıp oluşunun çizilmiş resmi idi sanki, geçirmiş olduğu şu son üç gece ve akabinde yaşamaya mecbur olduğu gündüz denilen kavram ve içerdiği saatler. Gereğinden fazla mı ciddiye alıyordu bu seçim işini yoksa cidden kararsız kararlılığı mı bunaltıyordu onu? Yüzünde gülümsemeden eser kalmamıştı. Sanırsınız dünyayı kurtarıyor.
Elindeki son nefeslerine yaklaşmış sigarasını, tam külü düşmek üzere iken, alnını buruşturarak dolu kül tabağında eziverdi öfke ile. Bir an yapmış olduğu bu bilinçsizce hareketine anlam veremeyerek durdu. Sönmüş ve ezilmiş izmaritinin sıkışmış kalmış dumanını içine çekmek için emdi durdu nafile tütün kokan dudakları. Ufak bir lanet okumayla bitmek üzere olan sigara paketine uzandı eli.
Gecenin yeni günün şafağına vardığı bu saatlerde sigarasız kalma fikri onu daha da çok öfkelendirdi. Kibritine uzandığı zaman ise, kutunun üstündeki mor renge uyabilecek kombine renkler ve sahip olduğu, sahip olmayı düşlediği eşyalar geçti gözünün önünde. Acaba diye düşünmeye başlayamadan çok önce, yüz mimikleri hızla harekete geçmiş ve bir kaşı havaya kalkmıştı bile. Bunu yakalamış olması, kendine karşı bir an ümitsizlik yarattı ise de, her zamanki boş vermişliği ruhunu teskin etmekte gecikmedi. Asla bir poker oyuncusu olamayacaktı.
‘’Kumar oynamaya cüret edememem bundan dolayı olsa gerek’’ diye düşünüp, kibriti çaktı. Yeni yanan sigarasından derin bir nefes alırken, ucunda yanan közünün cezbeden rengi ile kibritin ateşinden çıkan renk uyumu gözlerinin önünde dans ediyordu. Yok hayır mor değildi aradığı renk. Ne ateşin sarısı, ne de sigara közünün portakalımsı vahşiliği.
Renklerin dili adlı kitabının sayfalarını çevirmeye başladı. Önce mor renginin anlamına baktı.
Mor: sıcak kırmızının canlılığı ve soğuk mavinin huzuru ile iki ana rengin karışımı sonucu ortaya çıkan, renk tayfında üst sınır (ultraviyole)olan ara renk. İki zıt yönün buluşmasını temsil eden mor rengi, nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltında korkuya yol açtığı saptanmıştır. Kederin , bunalımın, üzüntünün, ölümün rengi diye adlandırılır... İtibar, asillik ve kendine güvenin simgesidir. Oluşturduğu içsel enerji ile tolerans, sanatçı kişilik ve düşünce gücüne bağlantı kurulur. Bir çok tonları var; lila, eflatun, viole, patlıcan moru... Bizanslılar zamanında sadece imparatorun kullanabildiği, kilisede ise açıktan koyuya doğru artan dini rütbelerin timsali olan renk. Pembe, gümüş grisi ve beyazla uyumu görülür...
Devam edemedi...Ruhu sıkılıp kaçmıştı bile, okuyamadan yazılanları. İçindeki geçmişin darbelerini hatırlatıyordu bu renk ona.
Derin bir of çekerek kitabı oturduğu koltuğun kenarına bıraktı. Sigarasından bir nefes daha alarak ayağa kalktı. Bir fincan kahve almalıydı. Yarına karar vermiş olmalıyım derken duvarları avucunun içiyle yokluyordu. Saten boyayı seviyordu. Alçıların yapmış olduğu çatlak yolunu tırnağını geçirerek takip etti. Sanki yüreğinde gezindi bir an elleri. Evi ile öylesi bir bütünleşme içindeydi ki. Yeniden boyanacak olması onu hem mutlu ediyor hem de hüzünlendiriyordu. Acaba yüreğimi de boyatabilir miyim diye geçirdi aklının tozlu köşelerinden. Nasılsa şu an bir sahibi yoktu ve ıssız, kapkaranlık, havasız ve bomboştu. Giderken tüm hatıralarını da götürmüştü sanki. Yok hayır, yalan söyleyemedi. Hepsi orada, bir zamanlar çiçek ektikleri kuru toprak dolu saksıların yanındaki ceviz sandıkta kilitli idi. Görmeye dahi tahammülü yoktu. Gördükçe canı acıyordu çünkü.
’Canımın acısı nasıl geçecek Tanrım?’ diye fısıldayarak mutfağa doğru yol aldı. Aydınlatmayı da kuvvetlendirmem lazım diye not aldı balık hafızalı beynine. Işığı seviyordu. Can verendi ışık. Renklere, eşyalara ve ortama. Nefes veriyordu.
Kahve suyunun kaynamasını beklerken buzdolabının üstünde yapışık not defterine kurşun kaleminin soluk izleriyle amaçsız desenler çiziyordu. Kendini ifade et dedi içinden bir ses. Yırttı üstteki sayfayı ve yazmaya başladı:
’Modern, beni ifade eden, kaliteli ve uyumlu olmalı seçtiğim renk. Ne demekse bunlar. Altı üstü bir renk tonu beğenecek ve ona uyum sağlayan kontrast alternatifleri belirleyeceğim.
Altı üstü üç gündür kararımı bekleyen boya badana ustasına beğenimi belirteceğim ve duvarlarımı boyatacağım. Karasızım!...
Renk seçemememden mi kaynaklanıyor bu kararsızlığım yoksa eskinin üzerini boyayarak, anılarımı kaybetme korkumdan mı?’


Zeynep Tavukçu 30/3/7






Etiketler:


1 Nisan 2007 Pazar 22:20:44


Çok güzel olmuş, canlandırma müthişti...tebrikler


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 23:25:38


ne kadar hoş

Zigon Sehpa tarafından 3/31/2007 11:25:56 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 22:39:40


Çok hoş bir durum tasviri. Yazarken yaşatmak dedikleri bu olsa gerek.

Fakat bir cümle hala kulağımı tırmalamakta… “Sönmüş ve ezilmiş izmaritinin sıkışmış kalmış dumanını içine çekmek için emdi durdu nafile tütün kokan dudakları.”

Bir kelimede gariplik var sanki.

Bu kalemden daha çok yazı çıkacak galiba…

İyi günler…


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 20:30:19


Allahım nasıl da geç kalmışım... Ama olsun nasılsa bu kız bu kafayla daha uzun süre karar veremez...

Saçmaladığımın farkındayım, ama diyecek bişey bulamıyorum...

Sagıyla eğiliyorum..

Tebrik az,
teşekkür çok can...



    [ Cevap yaz ]    

lord farcyus  | faruk çelikten
31 Mart 2007 Cumartesi 19:29:29


"Giderken tüm hatıralarını da götürmüştü sanki. Yok hayır, yalan söyleyemedi. Hepsi orada, bir zamanlar çiçek ektikleri kuru toprak dolu saksıların yanındaki ceviz sandıkta kilitli idi. Görmeye dahi tahammülü yoktu. Gördükçe canı acıyordu çünkü"

sandığın anahtarını yok etmeyi başarabilmek
çok zor...
ben hiç yok edemedim...

çok güzel bir yazı...

kutlarım

tebrikler...


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 17:55:47


tebrıkler zeynep hanım hayal gucu işlemiş....kalemınız daim olsun.


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 16:11:18


bir taraftan sana laf yetiştirmeye çalışırken diğer yandan bu sahneyi canlandırdım

zor olmadı

en ince ayrıntıyı bile vermişsin hiç usandırmadan

ev...

insanın kendi yansıması

rengimiz bu kadar çabuk değişirken yansımalara da dikkat etmeli tabi
bilmem daha önce vurgulamış mıydım bunu?

ama sen yazarken bir başka oluyorsun

evin de renginde başka zaten

canım

kutlarım

sevgim ve saygımla


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 14:45:27


bu denli basit bir olayı ,sgara küllük,renk kartelası dekoru içinde sade yalın ve hatasız öyle güzel anlatmışsınız ki...adamın kararsızlına bile hayran kaldım.anıların yürekte izleri silinmedikçe ne renge boyarsa boyasın.kutlarım saygılar.


    [ Cevap yaz ]    

31 Mart 2007 Cumartesi 14:17:48


Tebrikler...



    [ Cevap yaz ]    

Hüseyin Kekiç  | Hüseyin Kekiç
31 Mart 2007 Cumartesi 12:48:46


Zeynep hanım,

Sigarayı sevmiyor ve içmiyorum.
Ancak, öyle bir anlatmışsınız ki sigara yakmayı ve dumanından bir nefes çekmeyi...
...
Hayallerinizi ve yazma gücünüzü kutluyorum.

Tebriklerimi ve sevgilerimi sunuyorum size.




    [ Cevap yaz ]    




Dört Duvar mıydı suçlu? başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
31.3.2007 12:08:20
Toplam 10 yorum yapıldı
682 çoğul gösterim
673 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.