Cahil cesur olur. Hz. Muhammed (S.a.v) [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Atlı Karınca Senfonisi: Bölüm 1

“İyi olduğuna emin misin?” Başımı yavaşça yukarı kaldırmıştım. Sadece yağmur seslerini duyuyordum, az önce kendime doğrulttuğum yanpirik silah, beni deliye döndürmüştü. İçinden çıkan kurşunun bir kulağımdan girip diğerinden çıktığını anlamam çok aniydi.

-Efendim?
-Anladım, değilsin.
-Tesadüf olabilir mi yağmur? Kara ne dersin?
-Anlamadım.
-Ben de seni anladım. Gidebilirim, iyiyim. Hoşçakal.

Sinir hızlı konuşmama neden olmuştu. Aslında içinden dedikleri barizdi. Otobüsün gelmesiyle birlikte, daha eve varmadan, çocukken bana söz veren o yaşlı cadı, beni her an maskeli bir kahramana dönüştürebilirdi. Bu yetmez ama; ben güneşe söz vermiştim, onu tek hamlede gölgeye çevireceğim, iyi geceler, ve puf, -sahne arkası-
“Uyumaya niyetim yok zaten.” dedim birden, kendime cevap vermiştim. Duymadığını hissetmem zor olmamıştı.
Her şey normal gibi görünüyordu. Kendime belli ettiğim, saklamaya da çalıştığın ama belli ettiğim niyeti er geç anlıyordum. Sade bir ayrılık. ama adımları ağır ağırdı. Yağmur tesadüf değil, mesela; elektriği atıp eriyorsun önce, toprağa basmak gibi, teşebbüs edeceğin eğilim de belli. Çarpılmadan dünyaya kaybolmak gibi. Gibileri çoğaltıyordum.

Rahat ol, ben gidiyorum da diyebilmekti isteği, belki. Kim bilir? Tekil bir fiil, çoğul bir zaman. Asıl niyet aradığın yeni şehirlerde saklı, ilk etap bu ama olduğun yerde kalma savaşı galip geliyor...
Gazeteleri daha çok sevmek veya seyretmek gibi televizyonu tek kanaldan. Dergilerden kendine makale benzetiyorsun, örneklerle başlayan. Mesela sonbaharı yakıştırıyorsun -bir moda koleksiyoncusu olmak pahasına- nedeni kahverengi, serin, solgun yaprakları ile aynı sen işte. Eylül şarkıları, eylül yağmurları, eylül saldırıları; ardı daha soğuk –ne kadar soğuk sayılırsa- bir ekim, kasım döngüsüne taze diriliş harekâtı gösteriyorsun. Sonbahara çekim gücün zayıf kalıyor, ilkbaharı istiyorsun. Kendini sobayla ısıtıyorsun, bir kestane gibi.

Uyumaya çalıştığım herhangi zamanlar rüyalarımda kalan şeyler vardı. Buraya kadar normal sandığım her şey. Her sabah beni uyandıran bir boyalı ay ışığı, geriye kalan geceden armağandı. Bir eskici sesiyle uyanıyordum son zamanlar.

Bir gece farklıydı. Farklılığı olması gerektiği gibi de değildi üstelik. Tahminimde yanılmıyorsam akrebi üçe uzanırken görmüştüm. İçim mi karardı benim diyordu zihnim. Hayır, evimin odaları azizliğime uğramış olacak ki bir dizi gölge içinde hepsinden bir eş yaratmış konuşuyordum. Koltuk hatrımı soruyor, aynam nefret yansıtıyordu bana. Pencere kenarında menekşe mi kalmış, dur sökeyim artık diyordu, rutubetim.
Öylece kalıyordum sonra…
Sonra bu biçim bir durumun içinden, ayrıca durgunluğun sonuna geldiği yerden akla hayale doğmayacak bir teselli oluyordu. Aslen somut gibi gözüküyor, ama hissetmem gerektiğini anlıyordum. Topuğunda bir keman teli çizer gibi, arkamdan görüş alanıma ne zaman gireceğini merak ettiğim –cisim demeye nedense dilimin atmadığını anladığım şekilde- bir varlığın etkisinde kalmaya çalıştığımı anlıyordum.

Kendisine sorduğum soruda, cılız gelen sesimdeki yansımayı alıp ensemde “doğru” kelimesini hissediyordum sonra: Bu cevap da nereden çıkmıştı? “Doğru, şimdi soracağın soru da bu olmamalıydı zaten. Ama cevap hakkımı kapıdan aldım.”

Ellerimle karanlığı alkışladım. Bravo der gibi, karşımdakine. ”O soruyu sormamı istiyor olamazsın” dedim.
Kendimle konuştuğumu hissettiren bir ses tonuydu önümde duran bu varlık. Onu tahmin etme isteği karanlığa karışsın istiyordum. İçimden konuşmasa mıydım, keşke. Boşu boşuna der gibi.
“Beni gülümsetiyor senin hayatın, ancak gülmek bize… Tahmin ettiğin gibi, yapmamalıyım bunu. Tezat gibi mi görünüyor.”
Dilimi düğümlemişti bu cümle aniden. Ama devam da ediyordu hani:
-Hayattan ne istiyorsun daha?
Diye ekliyordu, bulaştıra bulaştıra odama gölgesini. Konuştukça büyüyordu da.
-Hayat adil olmalı…
Başlangıç için iyiydi belki. Aslında karşımda bir devlet başkanı olmadığını anlamıştım ama… Devam ediyordum bu küçük isyanı sürükleyerek odaya:

“Keşke demeyi de bıraktıracak kadar suistimal edilse yalanlar misal
Ustam açık konuşayım aşağı tükürsem ölüm, yukarı bağırsam derin, söylediğim içimde, haykırdığım…”

Sözler, sözler…
Gitgide şiire dönen o anım sarmalamaya başlamıştı beni.

“Yani dediğim dedik. Biliyorsun, olması gerektiği gibi, kaderime razı, değişime de.” Sorular ve cevaplar, yerini sebep ve sonuç ilişkisine bırakıyordu.
“Yağmurun altında yaşamak ıslanmayı gerektirir. Mevsimden mevsime sürekli ıslanırsın. Evet, ıslanırsın belki, ama büyürsün işte. Bazen acıya bile dua etmelisin bu yüzden. Çünkü sizin bir sözünüz var…”

Dediği an soğuk terler boşaldı sırtımdan. Ayırt çizgisinin dışında duruyor olmamdan dolayı olsa gerek. Kimdi o?
Bütün bu saçmalıklar hangi denizin dibinden çıkmış, bu bu kin-adalet sargısı hangi ara boğazıma dolanmıştı ki?

“Hadi oğlum ya sınava geç kalacağız senin yüzünden. Hem sen içinden yarım saattir ne sayıklıyorsun?
“Kim ben mi?”
“Hayır, gölgemle iştirak halindeyim. Onunla konuşuyorum.”

Neredeydim ben? Sürekli sorular ve bu sorulara verdiğim anlık cevaplar büyüyordu yanımda.

“Oğlum hadi al da şu listeyi dediklerime bir bakalım markette var mı? Uyuyorsun ayakta yarım saattir, deli ettin beni.”
“Ne diyorsun anne, ne uyuması?”





Etiketler:




Atlı Karınca Senfonisi: Bölüm 1 başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Atlı Karınca Senfonisi: Bölüm 1 başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
15.10.2019 19:50:33
Toplam 0 yorum yapıldı
149 çoğul gösterim
108 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.