Düşmanlarınızı daima bağışlayın, hiçbir şey onların bu derece canını sıkmaz. Oscar Wilde [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

beş

17 haziran 19

babam öldüğünden beri biliyorum, dağın ardından koşarak gelen biri olmayacak. babam için de olmadı.. kimse için de olmayacak. babam iyi bir adamdı. hatta pek çok iyi adamdan bile namuslu ve iyi bir adam. tüm hayatı mutsuzluğa mahkum edilmek istenen fakat küçücük şeylerle avunup ısrarla mutlu olmayı bilen, hırslardan azade, kimseye kötülük düşünmeyen, aşırı düzeyde kendi halinde, sanatı, musıkiyi seven, köşesinde kimsenin okumadığı şiirler yazan.. sessiz, sakin.. erkenden yatan erkenden kalkan..işine giden.. haftasonu, haftaiçi , kahvesi, arkadaşı hiç olmamış.. mesailere kalan, sonra gelip maaşından bir poğaça ve bir de akbil parası alıp geri kalanı aynanın önüne koyan..bu adam..benim babam..bir hastane odasında öylece öldüğünde sadece 63 yaşındaydı. vedalaşamamıştık bile. öleceği hiç gelmemişti aklıma. onun da gelmemişti muhtemelen. henüz bir torun görmeden, erkek evladının mürüvvetini bile göremeden, dağın ardından hiç kimse gelmeden öylece gitti.. mal varlığı yoktu öyle. her şey annemindi.. işçi maaşıyla ödediği annemin emekliliği, işçi maaşıyla aldığı evi ve sonra o evi satıp dayımlarla dede yadigarı toprağımıza sermaye yaparak ev yapmamız dışında, evet her şey annemindi. babamın bir dikili ağacı yoktu öldüğünde. ona ait olan tek şeyi sandalıydı ve annemin zoruyla satmıştı onu da. babam biraz o gün ölmeye başlamıştı galiba. azar azar..böyle hissettirmeden..kimseye yük olmadan .. artık hayatın tadı yok demeye başlamış olmalıydı ki şeker hastası oluvermişti işte. sonra şeker yaraları..kalp yetmezlikleri..böbrek yetmezlikleri.. evet bu hayatı kaldırmayacak kadar naif kalpli bir adam öylece gidiverdi bir gün.

babamla yapmak istediğim çok şey yoktu. galiba ilk çocukluk dönemimi doya doya onunla geçirmenin büyüsüyle doluydum. sonraları annemden dolayı bende hep bir yetersizlik hissi uyandırdı.. neyse ki bu fazla sürmedi ve sonraları sorunun tamamen tatminsiz doyumsuz bir karadelik olan annemde olduğunu anlamış bulundum..bu sefer de babama acımaya başladım içten içe..hiç güzel bir his değildi. sonuçta annemin ne hissettiğini düşünecek kadar "kadın" değildim işte..sadece babasını çok seven ve mutlu olduğunu görmek isteyen bir ergen.. biraz daha büyüdükçe, boşa bu kadını demeye başlayan öfkeli bir ergen..biraz daha büyüdükçe babasının etmediği kavgaları annesiyle eden bir ergen..epeyce bir sürdü gitti bu savaş. nice sonra babam adına sürdürdüğüm bu manasız savaşın aslında ne olduğunu anladım da, pes ediverdim.. anneye yenilmek sevaptır hem.

ama bu arada babam öldüğüyle kalmış, ben de babasız kalmış oldum..

bütün hayatım boyunca babamın içinden çıkmasını bekledğim o girdap onu dibe kadar sürüklemişti. mutluluğu için hiçbir şey yapmak istemeyen ve belki de mutluluktan ümidini kesen o adam..bir gün ona, neden boşanmıyorsun mutlu olmak senin de hakkın, dediğimde (üniversiteye gidiyordum bunu sorduğumda) ; uzaklara baktı ve olabilecek en koyu hüzünle, "mutlu olmaya hakkım var ama umudum yok" deyiverdi.. daha bilmiyorum ki bana ne yapsındı. hâlâ hafızamda ne kadar taze o an. temizlemek bile istemiyorum, öyle sonsuza dek kanasın diye.

mutluluğa hakkı olan ama umudu olmayanlar için gelsin bu şarkı; ben hep yenilmeye mahkum muyum.. dur. hayır..
demin onu çalmaktan vazgeçmiştim.. demin. projemi tamamlayıp dosyayı kapattığımda. ve sonra dosyayı yeniden açamadığımda. bir yıllık emeğim niyazi olduğunda yani. bitti bu iş dediğimde. beynimdeki şarkıyı susturdum. göğe baktım. Allahım.. sen dolunaylarda ve her dolunayda ve hiç bitmeksizin beni nelerle imtihan ediyorsun diyecektim ki korktum. isyan olmasın. olmadı.

bir saat nasıl dolandım evde. yüzümü yıkadım. ağladım. ağlayamadım. tıkandım. böyle anlarda histamin duyarlılığım vardır yüzüm gözüm dudaklarım şişer..bir nevi üzüntü alerjisi:)) kendi evimde, Allah seni inandırsın koridordayım ne durup burası neresi nereden gidiliyordu diye düşündüm. sonra gittim biraz daha göğe baktım. çok güzeldi be. Allah çok güzeldi. tüm bunları bize acı çektirmek için yapmış olamazdı. bir saatin sonunda bir karar vererek olduğum yerden kalktım.

yani;
1) dağın ardından kimse gelmeyecek
2) open Office kullanma
3) karar vermen için bazen kaybetmen gerek.

..........

_____________________
16 haziran ‘19 Pazar

Babalar günüymüş.. gerçi en çok haziranın ve temmuzun sonu layıktır babalar günü olmaya.. hepsine rahmet olsun.. yaşayanlara da olsun elbette. Baba olmak kolay değil.. şimdi ne kolay ki diyeceksin.. öyle. Ama işte ne bileyim, baba olmanın da erkekler için “doğal olmayan” bir ağırlığı var.. annelik öyle değil mesela. Biz kadınlar yani çoğumuz zaten anne olarak doğuyoruz. Oysa baba olmak, bir yaşam deneyimi gerektiriyor.. öğrenme süreci içeriyor.. bazıları fizyolojik olarak olsa bile ruhen hiç baba olamıyor mesela. Annelikte böyle değil.. asla biyolojik süreçle ilgisi yok.. ama bu, baba olmayı daha meşakkatli bir şey haline getiriyor. Akla hayale gelmedik gölgeler birikiyor omuzlarına. Edebiyata gerek yok yani :) baba olmak zor.. ne kadar yoldan geldiğini ve ne kadar yola gideceğini biliyorum.. Yavrularına kendi etinden yediren bir kuş gibi çırpınmayı gerektiren şartlar şartlar şartlar.. Allah fedakarlıkla ömrünü tüketen tüm babalarımızdan razı olsun..
Ama ben babamı çok özledim.. o ayrı. :)


___________
15 Haziran 19 cumaertesi

ne çok sinek var.. kara, minik, çelimsiz. üstüme üstüme koşarak gelen. sanki başka bir yer yokmuş gibi. sineklerin benimle ne derdi var.. en az "senin derdin seninle" cümlesi kadar küfür. oysa küfür sevmezsin. bense epeyce bilirim, bazen belagattendir; ederim. çok az. azıcık. ama sevmem.. en sevdiğim küfür "peki"..malum.
insan ne desin ki.. konuşmanın ve yazmanın bir tür susma şekli olduğunu bana öğrettin. iyi bir şey olarak söylüyorum bunu aman ha.. hep iyi şeyler öğrenirim ben.. öğrendiğim her şey iyidir.. öğrenmek iyidir yani.
böyle ağzıma bir pas tadı birikmiş.. hoş değil. bunu atmayı öğrenemedim bak. neyse o kadar da fena değil hayat. projem bitmek üzere; içimde bir mahkumun tahliye olma sevinci.. bakalım kurum şayet kabul ederse..neyse ne işte..
sabah beş on dakika suda yıkanan kırlangıçları izledim.. beş on dakika nefes almak gibiydi.. sonra çok yağmur yağdı.. o yağdı ben düşündüm, uzaktan ne kadar da çirkin göründüğümü.. belki yakından da öyledir.
bazen merak ediyorum, hayır bir cevap istediğimden değil.. neyse. önemli değil..

buraya yazarım diye düşünmüştüm..
akşamdan sabaha kapağı açık kalmış bir gazoz gibi sevimsizim oysa. kendi kendime konuştuğumu biliyorum. hazır derdim de kendimle ya:) kendimle dertleşeyim.. di mi..
ama yok.. ekşimiş süt gibiyim. derdimin kiminle olduğunu bilir gibiyim.. peki.

_________________
14 Haziran 2019 cuma

Ellerim yandı yazamıyorum. Oh mu canına değsin.. nıç nıç nıç...
4 gündür kapının dışına bile çıkmadan yazıyorum. Gece gündüz.. artık evdekiler bana selam bile vermiyor; deli gibi bir şey olmuşum. 4 gün kaldı, işi teslim edersem bir nefes alacağım. Dünya için mi bu kadar şey.. emin değilim.. ahret için mi ondan da emin değilim.. İnsanların tatminsizliği, çocukların doymazlığı, hayvanların kaygısızlığı, havaların istikrarsızlığı, adaletin iktidarsızlığı yani zeitgest , beni korkutuyor şeyhim..

Bazen okuduğum duaların yanında sesimi küçücük, küçülmüş, miniminnoş buluyorum.. ama pek sevimli değilim. Korunmuyor olabilir miyiz.. birden yer çekmemeye, atmosfer tutmamaya, toprak yakmaya, su yeşillenmeye, ateş soğutmaya başlayacakmış gibi.. geceleri sıçrayarak uyanmak uykulardan. Hep.

Nefessiz kaldım. Birkaç gün daha dayanmalıyım.
___________

12 haziran 2019

İnsan davranışlarının sebepleri üzerine düşünmek için yeterince güneşli bir gün değil.

bostana diktiğim sırıklar, uzaktan bakınca gökdelenlerle dolu bir metropolü anımsatıyor. her ne yaparsan yap şehir çocuğu olmanın arızalı bir yanı var.
gübre kokusunu otantik bir hazla içine çektikten 3 dakika sonra bu hep böyle mi kokacak derken buluverebilirsin kendini. fakat 4. dakika koku reseptörlerin artık seni uyarmamaya başlıyor, bu iyi.
komşunun bizim bahçeye sarkan dallarından dutları koparıp yedim birkaç gün. fetva kısmını sormak 3. günün sonunda aklıma geldi. kendime çok güldüm. muhakkak, o dutları kopartırken yüzümdeki ifadeyi görseydin sen de çok gülerdin.
Q. , dutun dalları güvenlik kameraların görüş açısını engelliyor diye kesmek istiyor. ben de bildiğin çocuk gibi kesme diye yalvarıyorum. neyse, caiz değilmiş yani dallardaki dutları yemek.. caiz olan yere düşenler için dutun altına ağzımı açıp uzanmayı planlıyorum gün boyunca.
o tabii beyaz olan dut. bir de karası var. o daha çok bize benziyor.

insan davranışlarının sebepleri üzerine düşünmüyorum artık, sen de düşünme. düşünmezsek, düşüncesiz bulmayız belki kendimizi ve başkalarını.

Sevgili Yeşim’in (Cimcoz) bir yazı egzersizi vardı, sosyal medyasında falan da hep paylaşır.. her gün 6 dakika yazmayı tavsiye eder.
Neden olmasın.. her gün 6 dakika yazmak buraya.. 5 dakika 50 saniye olmuş.. peki.










Etiketler: sayfam ,




beş başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





beş başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
12.6.2019 11:39:30
Toplam 0 yorum yapıldı
217 çoğul gösterim
165 tekil gösterim

Diğer Denemeleri

Diğer Yazıları