İnsanların elinden hayalleri alınacak olursa, başka ne zevkleri kalır? Foostenelle [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --2. BÖLÜM --

BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --2. BÖLÜM --

Oldukça yakın arkadaşı Mehmet Arif, Atatürk’ün hayatına kast etmiş miydi? Kast etmişse bunun sebebi neydi? Niçin yıllar sonra Atatürk’ten onun hayatına son verecek kadar nefret eder olmuştu? Ya da hakkındaki bu iddialar doğru muydu?

İşte bu sorulara cevap vermek için öncelikle 16 Haziran 1926 da İzmir’de Mustafa Kemal’in hayatına yönelik bir suikast girişimi oldu mu? Sorusunu cevaplamamız gerekir.

16 Haziran 1926 Da Mustafa Kemal Ankara’dadır. Ankara’da olan bir insana İzmir’de suikast yapılamayacağına göre de bir suikast, hatta girişimi bile değildir.

E o zaman nedir bu suikast davası? Ortada bir suikast, hatta girişimi bile yoksa davası nasıl oluyor?

Ortada bir suikast yok ama 16 Haziran 1926 dan hemen sonra başlatılan mahkemelerde, alınan ifadelerde bazı isimlerin Mustafa Kemal’i öldürmek için planlar kurdukları ortaya çıkmıştır. Yani niyet var ama bu niyeti gerçeğe döndürmek için yapılan, yapılabilen herhangi bir eylem yok. Çünkü 16 Haziran 1926 da İzmir’de olması gereken Mustafa Kemal o tarihte İzmir’e gelmiyor. Gelmeyince Mustafa Kemal’i öldürecek olanları motoruyla Yunanistan’a kaçıracak olan Giritli Şevki adlı motorcu korkuyor ve durumu İzmir Valisi Kazım Dirik’e bildiriyor ( Kazım Dirik de Atatürk’le Samsun’a çıkan subaylardan biriydi. )

Giritli Şevki tabii ki bazı isimler de veriyor...Bu isimler yakalınca artık isimlere yeni isimler karışmaya başlıyor ve görülüyor ki bu işin tertipçileri Lazistan( Rize ) Mebusu Ziya Hurşit, Gürcü Yusuf,Laz İsmail, Çopur Hilmi,Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasından İzmit Mebusu Şükrü Bey, Eski İttihatçılardan Kara Kemal adlı kişilerdir. Ancak soruşturmalar derinleştikçe Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarının neredeyse tamamı da Atatürk’e suikast ile ilişkilendiriliyor. Mesela sınıf arkadaşı, hatta evlerinde yatıya kaldığı Ali Fuad Cebesoy bile... Samsun’a birlikte çıktığı Refet Bele, Erzurum’da ‘’ Ben ve kolordum emrinizdeyiz paşam!’’ Diyerek Milli mücadeleye en büyük desteği vermiş olan Kazım Karabekir, Milli mücadele kahramanları Rauf Orbay, Cafer Tayyar Paşa ve yazımın konusu olan sınıf arkadaşı Mehmet Arif... ( O tarih itibariyle Eskişehir Milletvekilidir. )

Bu isimlerin hepsinin ortak bir özelliği var: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası mensubu olmaları. Hatta kurucularıdır...

Atatürk’ün en yakın silah arkadaşlarının dahi idamla yargılandığı bir davaya dönüşür birden bire iş bu İzmir Suikast davası... Düşünün ki Kazım Karabekir bile idam talebiyle yargılanır. Kazım Karabekir gibi bir kahramanın bu mahkemelerde süründürülmesi, idam talebiyle yargılanması İsmet İnönü’yü isyan ettirir ve onun kurtarılması yönünde girişimlerde bulununca İstiklal mahkemesi tarafından ‘’ Kellenle oynama ‘’ Mealinde tehdit edilir ülkenin başbakanı olduğu halde...

Birileri en yakın silah arkadaşlarını Mustafa Kemal’den, Mustafa Kemal’i en yakın silah arkadaşlarından uzaklaştırmaya çalışmaktadır. Peki kimdir bu birileri? Onların kim olduklarını asla isim isim bilemezsiniz ama var olduklarını bilirsiniz. Mustafa Kemal’in son arzularından biri olan Kazım Karabekir ile helalleşmesi isteğini asla Kazım Karabekir’e iletmeyenler her kimse işte onlardı o şer güçler. TBMM ni Kur’an okuyarak, kurbanlar keserek, dualarla açmış olan Atatürk’ü övme ve yüceltme adına ‘’ Atatürk ekber...’’ Diye ezan yazanlar, ‘’ Ne örümcek, ne yosun/
Ne mucize, ne füsun/ Kâbe ‘Arap’ın olsun / Bize Çankaya yeter. ‘’ Diye şiirler yazanlar ve onların arkalarındakiler her kim idiyseler işte onlardı o şer güçler.

İşte o şer güçler istikballerini ve ikballerini Mustafa Kemal’in eski silah arkadaşlarını ondan uzaklaştırmakta görüyorlardı. Bunun için de o zamanın şartları içinde akla gelecek ve gelmeyecek her yola baş vuruyorlardı. Mustafa Kemal’in etrafında oluşan yeni halka en yakın arkadaşlarını ona ve onun önderliğinde kurulan yeni düzene düşman,saltanatçı- hilafetçi olarak gösteriyorlardı. İşte bu duruma isyan eden Refet Bele bakın ne diyordu TBMM de:

‘’Refet Paşa gibi bir adamın saltanatçı ve hilafetçi olamayacağını pek ala bilirsiniz.Saltanat idaresi tarafından üç defa idama mahkum edilmiş bir insanın, artık şahsi hakimiyet süren şunun bunun arkasından gitmeyeceğini bilmelisiniz. Zaten bu sözleri siz çıkarıyorsunuz. Bu meclise ben arkadaşlarımla geldim. Beraber oturuyoruz. Dört kişi oturmuşuz, beş kişi oturmuşuz hemen ‘’ Dörtler Meclisi, beşler meclisi’’ gibi laflar çıkartıyorsunuz. Kaç kişi olursak olalım size ne.’’

Ali Fuat Cebesoy da şöyle dile getirir kendilerine karşı oluşan tavrı:

‘’Biz ne kadar dürüst hareket edersek, baştan beri büyük bir itimad ve samimiyetle bağlandığımız Atatürk’den hiç bir vechile ayrılmadıksa, bizim, yeni arkadaşlarını seçmekte kendisini serbest bırakışımızdan bila istifade ile iltihak edenlerden bir kısmı maalesef bu hüsn-ü niyetimizi suistimal ettiler, manalandırdılar ve bizi hayalimizden geçmeyen padişahçılık, halfelicilik gibi gericiliklerle malül göstermekteki gayretleriyle Atatürk’ün hakkımızdaki hislerini başka istikamete çevirdiler.’’

Evet...Kısaca Ayıcı Arif’in durumu da Ali Fuat Cebesoy ya da Refet Bele Paşa’nın durumundan farklı değildi.

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkanın Şeyh Sait isyanı ile ilişkilendirilerek kapatılması( 5 Haziran 1925 ) Mustafa Kemal’in eski arkadaşlarını hiç de parlak günlerin beklemediğinin habercisiydi adeta. Daha şimdiden ‘’Cumhuriyet Düşmanı’’ olmakla suçlanmaya başlamışları bile... Evet, bu komik bir iddiaydı aslında. Zira bu insanların hepsi Mustafa Kemal gibi bu Cumhuriyetin kurucularıydı ve insan, ellerine doğmuş olan yavrusuna düşman olamazdı.

İzmir Suikastı ile ilgili olarak Bernard Lewis, mevcut durumu şöyle özetler:“İstiklâl Mahkemeleri soruşturmalarını suikastin çok ötesinde genişlettiler ve hukuk esaslarına aldırış etmeksizin Mustafa Kemal’in bütün siyãsî muhaliflerine karşı kovuşturmaya geçtiler.”

Gerçekten de neredeyse Mustafa Kemal bile Mustafa Kemal’e suikast düzenlemek suçlamasıyla mahkeme huzuruna çıkarılacaktı.

Peki Mustafa Kemal’e karşı düzenlenmesi düşünülen bir suikast yok muydu?

Bu soruya ‘’ Hayır böyle bir şey yoktu’’ Demek mümkün değildir. Böyle bir şey vardı. Var olmasına vardı ama böyle bir şeyin varlığı yukarıda belirttiğimiz gibi Atatürk’ü yakın arkadaşlarından tecrid etmek isteyenlerin ekmeğine yağ süren bir durum oldu ve kurunun yanında yaş da yandı. Albay Arif Bey( Son aldığı rütbe buydu ) de bunlardan biriydi.( Bu tabii ki benim kanaatimdir. )

Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekle suçlanan Arif Bey’in mahkemesine kısaca göz atarsak olayı daha net anlarız.

Arif Bey, bu olayda Ziya Hurşit’i ve Laz İsmail’i tanımak, onları evinde misafir etmekle suçlanmaktadır. Her iki isim de Mustafa Kemal’i öldürmek isteyenlerin başında gelen isimlerdir.

Sonrasını mahkeme zabıtlarından izleyelim.

MahkemeReisi – Ziya Hurşit’i nerede ve nasıl tanıdınız?

Arif Bey- Bir akşam Ankara’da bizim kulüpte oturuyordum. Ali Fuad Paşa geldi. Yanında bir genç bulunuyordu. Onu eski Lazistan mebusu Ziya Hurşit diye tanıttı. Başla selamlaştık, el bile sıkışmadık.

Daha sonra bir kez daha yine kulüpte görüştük. Benden yanında getirdiği biri için bir memuriyete tayin hususunda aracılık yapmamı istedi. Ben de muhalif bir milletvekili olarak bu konuda bir yardımım olamayacağını söyledim. Yanındaki kişi de Laz İsmailmiş. Onunla da bu vesile ile tanışmış oldum.Başka da bir şey bilmiyorum.

Mahkeme Reisi- Yanılıyorsunuz. Laz İsmail ile temasınızın bundan ibaret olmadığı, bizzat arabanıza bindirip evinize götürdüğünüze dair arkadaşlarınızın ifadeleri var...

Uzatmamak adına tüm konuşmaları yazmıyorum.

Bundan sonrasında mahkeme reisi Laz İsmail’i getirdi mahkemeye ve o Arif Bey’in evine gittiğini, hatta gece orada yattığını söyledi. Arif Bey, bu ifadenin yalan olduğunu söyleyince mahkeme reisi Arif Bey’in şoförü Mehmet ve hizmetçisi Ayşe’yi çağırdı. Onlar da Arif Bey’in, Laz İsmail’i eve getirdiğini, gece boyunca konuştuklarını itiraf ettiler. Arif Bey bu ifadelerin tanıklara zor kullandırılarak verdirildiğini söylediyse de şoförü Mehmet ‘’ Doğru söyleyeceğimize Kur’ana el basarak yemin ettik. Nasıl yalan söyleriz ki’’ Dedi.

Velhasılıkelam Aycıcı Arif, Mustafa Kemal’e suikast olayının baş suçlusu olarak görülen Laz İsmail’i evine götürmek, onu konuk edip ağırlamak, onunla konuşmak, bu suretle de Atatürk’e yapılması planlanan suikast olayında parmağı olmak suçlamasıyla idama mahkum edildi.

Arif Bey, idam cezasını duyduğu anda öfkeyle bağırdı. ‘’ Bana bir kağıt kalem getirin. Mustafa Kemal’e mektup yazacağım’’ Dedi ve istedikleri getirilince şunları yazdı: ‘’ Yirmi yıllık arkadaşınızım. Bir çok meydan muharebelerinde size fedakarane hizmet ettim. Ölüme yaklaştığım şu dakikada beni affedeceğinize eminim.’’

Daha sonra bu notu acele Mustafa Kemal’e iletmelerini istedi ama ona ulaştı mı ulaşmadı mı hiç bilmiyoruz. Ona sadece ‘’ Hemen iletiriz’’ Demişlerdi.

Arif Bey, Mustafa Kemal’den gelecek ‘’ Affettim’’ cevabını bekleyedursun 3Kasım 1926 Tarihinde TBMM de şöyle bir tezkere okunuyordu:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Riyaset-i Celilesine.

Taklib-i hükumet maksadı ile Reisicumhur hazretlerine suikast yapmak için uzun müzakerat( Görüşme) ve tatbikattan( prova) sonra İzmir’de meş’um emellerini tatbik etmek üzere iken cürm-ü meşhut ( suç üstü ) halide derdest edilen ebab-ı ceraim ile ( cürüm sahipleri ile ) müctemian hareket ettikleri bilmuhakeme sabit olunan esamizi zirde muharrer Büyük Millet Meclisi’ne mensup olan azanın mülga kanun-u cezanın 55. Maddesi delaletiyle 57. Maddesine tevfikan Haklarında mahkemece İDAM kararı lahik olunduğu..........13 Temmuz 1926 da infaz olunduğu arzolunur efendim.

17 Teşrinevvel 1926
Ankara İstiklal mahkemesi müdde-i umumisi ( Savcı ) Ali Necip

İdam edilenler listesinde şu isimler bulunuyordu.

Eskişehir Mebusu Arif Bey
İzmit mebusu Şükrü Bey
Sivas mebusu Halis Turgut Bey
İstanbul Mebusu İsmail Canpolat Bey
Saruhan ( Manisa) Mebusu Abidin Bey
Erzurum Mebusu Rüştü Paşa

Yukarıda isimleri yazılı şahıslar, millet vekili dokunulmazlıkları bile kaldırılmadan idam edildiler. Ve işin en garip tarafı asla düşünceden eyleme dökülememiş bir suikast olayında nasıl becermişlerse bu kişileri suç üstü yakalamışlardı(!) ( O suçüstünü ben hiç anlayamadım. )

İdam sehpasına konmak üzere darağacına getirildiğinde Arif Bey öncelikle kendisine dini telkinde bulunmak isteyen hocayı payladı. ‘’ Bana dini telkinde bulunacak sen mi kaldın. Ben ne yapacağımı bilirim’’ Dedi. Daha sonra ‘’ Bir yere kaçacak halimiz yok. Çıkarın şu kelepçeleri’’ Dedi ve nihayet ip boynuna takıldığında ‘’ Paşa’dan cevap yok mu? Verir, mutlaka verir. Beş dakika daha bekleyin’’ Dedi ama ne bir cevap vardı ne de sesini duyan...

Sözlerimi yazdığı ‘’Tek Adam’’ adlı eser okullarda TC İnkılap Tarihi dersleri için kaynak kitap olarak gösterilen Şevket Süreyya Aydemir’in bu mahkemeler ile ilgili sözleriyle noktalıyorum:

‘’ Evvelce muhalif bilinenler İstiklal mahkemesini boyladılar.’’





Etiketler: sayfam ,


Keskinkalemzaman  | Turan  Dağ
20 Mayıs 2019 Pazartesi 18:25:54


Devrim öz çocuklarını yemiştir,güç paylaşım istememektedir,mutlak iktidarı ister,
malesef yaşanmamalıydı,İnönü ELİNDEN GELENİ YAPMIŞTIR,T.C kuruluş ve devrimleri
tek kişinin yapamayacağı kadar büyüktür,büyük kahramanlar barındıran büyük bir pantheondur bir değl binlerce kahramanı barındıran büyük bir pantheondur,hepsi vazgeçilmez nitelikleri olan,dehalardır keşkebunun farkına varabilseydi,sistem yapıcıları
selamla.


    [ Cevap yaz ]    

20 Mayıs 2019 Pazartesi 11:24:18


Arif bey 20 yıllık arkadaşlığına ihanet etseydi muhakkak ki affederdi paşam! ki; bunu okumuştum bir yerde ama hatırlamıyorum şuan ama Arif beyin suçu adil bir mahkemece sabit görülmüş ve bu suç ihanet şebekesiyle birlikte arkadaşı Mustafa KEMAL'e değildir Türkiye Cumhuriyeti Cumhur başkanına ve vatana olduğu için affetmemiştir devlet adamlığı bunu gerektirir çünkü o makam adam kayırma yandaşlık makamı değildir...


    [ Cevap yaz ]    

20 Mayıs 2019 Pazartesi 11:03:52


Atatürk'e suikast girişimi olmuştur. Bu pek çok tarihi kaynakta su götürmez netlikte görülür. Bu olay sonrasında söylediği Atatürk'ün '' Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.'' sözü herkesçe bilinir.

Suç üstü durumu ise suikast girişiminde bulunanların silahları ile derdest edilmelerinden kaynaklıdır. Bir evi soymayı planlarken yakalanınca da( çizilmiş planlar, şahitler, soygun gereçleri vs olur olay mahallinde ) mesela buna suç üstü denir.

Mustafa Kemal ''Atatürk'' bizlerin koruması ve yüceltmesi gereken bir değer olduğundan hakkında bahsederken tam adını kullanmak veya Atatürk demek saygımızın göstergesidir diye düşünüyorum. Türklükle sorunu olanlar ''Gazi Mustafa Kemal'' diyebiliyor mesela... Bence bu bahis şekilleri sizi tenzih ediyorum hocam ama kastidir diye düşünüyorum.

Mustafa Kemal Atatürk kendisine yapılan suikast girişiminden duyduğu üzüntüyü yol arkadaşlarının ihaneti olması bakımından pek çok kişi ile paylaşmıştır ve ona dair anılarında kişiler bundan bahsederler. Dönemin gazetelerinde ve dünya basınında boy boy suikast haberleri ve olayın ayrıntıları anlatılır. Yani bu olayın nedenini de biraz tarih bilgisi olanların tahmin etmesi zor değildir. Kazım Karabekir Paşa hakkında nutukta geçenleri okuyunca kendisinden şüphe etmenin mümkün göründüğünü de okuyoruz.

Atatürk hakkında şüphe götürmez tüm gerçekler bizzat kendi ağzından Nutuk ta zaten var. Yakın tarih hakkında bu kadar çelişki yaratılmasının tarihçilik değil tahrifçilik olduğunu düşünüyorum. ortaçağdan bahsetmiyoruz ki şunun şurasında kaç yıllık konular ki bunlar bunca şaibe varmış gibi anlatılsın.


http://ataturkilkeleri.deu.edu.tr/pdf/cilt1sayi1/kemalari1111.pdf

Sevgilerimle...





    [ Cevap yaz ]    

muslumbayram  | müslüm bayram
20 Mayıs 2019 Pazartesi 09:24:32


DUAMDIR.... ALLAH TÜRK MİLLETİNİ KRALDAN ÇOK, KRALCILARDAN KORUSUN

BENİMDE KAFAMDA HER DAİM TEREDDÜTLER GEZDİ DURDU BU MEVZULARDA

DERİN DEVLET TA O ZAMANDAN KURULMUŞ

BENİM TAHMİNİM MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAKTIR DERİN DEVLETİ KURAN

SİZLER DAHA İYİSİNİ BİLİRSİNİZ HOCAM BELKİ DE YANILIYORUM

SAYGILARIMLA


    [ Cevap yaz ]    

Yekta Attila  | Yekta  Attila
19 Mayıs 2019 Pazar 14:23:05


Değerli hocam, işaret ettiğiniz şer güçlerin algı yönetimi biçimine verdiğiniz örnekler, kişiyi "Hakimiyet kaytsız şartsız milletindir" prensibinin önemine ulaştırıp bağlamazsa, ne yüz yıl önce olanları ne de şu 3-5 yıl içinde olanları yeteri kadar anlamasını sağlar;
dolayısıyla sizin şer güçlere karşı burada sabırla ve zahmetle devam ettirmeye çalıştığınız 'Milli birlik ve beraberlik' hassasiyetinin, kişileri birtakım ezberleri sorgulamaya yöneltmesi gerek...
Ne yazık ki, bu noktada şahsen ümitvar değilim...
Ne demişti M.Akif Ersoy: "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın"...

Selam ve saygılarımla.


    [ Cevap yaz ]    




BANDIRMA VAPURUNDAN İDAM SEHPASINA --2. BÖLÜM -- başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 20.5.2019 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
19.5.2019 11:08:14
Toplam 5 yorum yapıldı
404 çoğul gösterim
329 tekil gösterim