Kendinizi temiz ve parlak tutsanız iyi edersiniz; çünkü arkasına geçip dünyayı görmeniz gereken pencere sizsiniz. George Bernard Shaw [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Kaderimizle barışmanın bir yolu var mı?

Kaderimizle barışmanın bir yolu var mı?

Hz. Hızır ile Hz. Musa kıssasında, insan, ister istemez hayatının izdüşümleri buluyor. Veya bulmalı. Bulmalı ki şifasını da almalı. Ben de Kehf sûresini tefekkür ederken kalbime/kederime şifalar arıyorum. İlk bulduğum şifa ’doğuştan mahrum bırakıldıklarıma’ dair. İşte şifası da şurada: "Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi. Musa: ’Halkını boğmak için mi onu deldin? Gerçekten sen (ziyanı) büyük bir iş yaptın!’ dedi. (...) Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim: Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) arkalarında her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı."

Bakıyorum. Benim de ardımda böyle krallar var. Gemim sağlam olsa hemen gasbedecekler. Beni fethedecekler. Çünkü kalbimin bir parçasıyla onlara müheyyayım. Meylediyorum. Nefsime engel olamıyorum. Temayülatını kıramıyorum. Bunu biliyor Rabb-i Rahimim. Ve beni ta öncesinden bir koruma altına alıyor. Gemimde delikler yaratıyor. Yahut gemimi delikli yaratıyor.

Evet, zengin değilim, çok şükür. Evet, yakışıklı değilim, çok şükür. Evet, ağzımı açınca kendime hayran edecek bir hitabetim yok, çok şükür. Daha bunlar gibi pekçok hususta ’sıradan’ kılınarak mükafatlandırıldım. Çok şükür. Çünkü ’parmakla gösterilerek’ yaşayacağım bir imtihanı kaldırabilecek potansiyele sahip değildim.

Böylelikle korundum. Böylelikle ’istesem de kolumu kavuşturamayacağım’ bir yere kondu nefsimin gözündeki kızılelmalar. Önceleri böylesi mahrumiyetlerin ’gıyabımda verilmiş bir ceza’ olduğuna inandım. Hatta ’adaletsizlik’ olduğunu sandım. Gücendim. Öfkelendim. Nankörlük ettim. Kaderime kızdım. Başka şekillerde varolabilmeyi düşledim. Fakat yaşım ilerledikçe ve resmin tamamını gördükçe çobanın vurduğu her değneye koyunun şükretmesi gerektiğini öğrendim.

Etrafta çok uçurum vardı. Ve bazen fazla cesaret hataydı. Her yol, ayaklar gidebilir durumda olsa da, gidilmezdi. Ben o değneğin darbeleriyle çok düşmelerden kurtuldum. Ve anladım: Hz. Hızır ve Hz. Musa kıssası kaderimle olan ilişkimi öğretiyor. Say ki: Hz. Musa benim. Say ki: Hızır da kaderim. Kaderim her zaman istediğim şekilde imdadıma yetişmiyor. Yetişmemesinin de yetişmek olduğunu öğrendim.

Sonra, mesela, bazen de ’düşlerimin elimden alınmasıyla’ sınandım. Somuttular. Dokunulmuştular. Sanki hayırlıydılar. Fakat nihayetinde yine çekilip elimden alındılar. "Niye böyle oldu?" diye çok sorguladım. Yani, arkadaşım, sadece doğuştan mahrum kılındıklarımla bitmemişti iş, bir de emeklerimle elde etmek istediklerime de kavuşamamıştım. Üstelik bunlar alacağım yere de konmuştular. Bu yapılan öncekinden daha yaman bir işkence değil miydi? Öncekilerin varlıklarını da bilmiyordum ki yokluklarından böylesine azap çekeyim. Fakat bunların varlıklarını da tatmıştım. Tattırılmıştı. Sonra ellerimden çekilip alınmıştı. Yangını muzaaf kılınmıştı.

İşte onların şifasına da şurada rastladım: "Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: ’Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!’ (...) "Erkek çocuğa gelince, onun ana babası, mü’min kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk."

Belki elde etmek istediklerimle benim misalim de böyleydi? Dıştan bakınca iyilerdi. Fakat gelecekleri? Ben onları göremiyordum ki. Ama Allahım görüyordu. Ezelî bilişiyle ihtimalleri kuşatıyordu. Ve ben de tattıklarımın yoksunluklarıyla tanıştım böylece. Ben arkasını çok sonraları görsem de (veya göremesem de) korundum böylece. Kader hep benim hayrıma doğru işliyordu. Fakat farketmem zaman alıyordu. Arkadaşım, bu söylediklerimi tahayyül sanma, böyle şükrettiğim nice şeyler var. Ahirlerini görünce elime geçmediklerine sevindiğim. Buraya sığmayacak kadar çoklar.

Yine bir de, mesela, yıkılmasını engelleyemediğim, ama onlar için daha iyi bir gelecek istediğim şeyler var. İstiyorum ki, şöyle şöyle olmasın, o yolda harcanmış güzel emekler böyle böyle ziyana uğramasın. Fakat zahirde öyle olmadığını görüyorum. Dualarımın sonuçları elime geçmiyor. Süreç, salt bugüne bakarsam, bir muvaffakiyetsizliğe doğru evriliyor. Seziyorum. O devrilecekler devrilmeden ben içimde kırk kez devriliyorum. Karamsarlığım da bu düş gücümden besleniyor.

İşte o zaman da şöyle bir şifa yetişiyor yarama: "Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: ’Dileseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın’ dedi. (...) Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi, altında da onlara ait bir hazine vardı, babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk, güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte hakkında sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

O zaman da böyle bir tevekkül pratiği kazanıyorum: Allah güzel emekleri ziyan etmez. Sonuçlarını bugün görmüyor olabilirim. Hatta süreç tam tersi şekilde işliyor da görünebilir. Görünenden dolayı karamsarlığa düşebilirim. Gayretten kesilebilirim. Fakat, bilmeliyim, Allah güzel şeylerin zayi olmasına izin vermez. Yıkılıyor gibi görünen duvarlar düzeltilir. "Ne olacak halleri?" diye sorulan yetimlerin hukuku korunur. Finalde kader herşeyi toparlar. Herşeyin sonucu hayra çıkar. Müsbet hareket etmeyi elden bırakmadığın sürece, yani yıkılacak duvarları tamire çalıştığın sürece, varsın ahali kadrini bilmesin, ondan faydalanacak yetimler vardır.

İşte, Hz. Hızır ile Hz. Musa aleyhisselam kıssasında, böyle üç halin üç şifasını buluyorum. Bazen alıp yaralarıma bastırıyorum. Bazen de beceremiyorum. Beceremediğim yerlerde dikkatimi çeken şu: Oralarda tıpkı kıssanın başında Hz. Hızır aleyhisselamın dediği gibiyim: "(İçyüzünü) kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin?" Demek şifa bulamadığım zamanlarda kaçırdığım bu. İçyüz okuması yapmayı bırakıyorum. Görünenden aşkın bakmayı unutuyorum. Arkadaşım, bari sen benim gibi olma, kendi hayatına dahi uzaklardan bakabilmesini öğren. Büyük resmi gör. İnsan uzaklaştıkça barışır. Gurbette düşmanları bile dostu gibi görünür insana.





Etiketler: sayfam ,


24 Ekim 2018 Çarşamba 17:19:08


İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir. Kader' e iman iman ın şartlarındandır.
Rabbim cümlemizi bunun bilincine erenlerden eylesin.
Yazınız çok güzel ve bilgilendirici bir yazı olmuş. Zevkle okudum. Tebrik ediyorum.


    [ Cevap yaz ]    




Kaderimizle barışmanın bir yolu var mı? başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
24.10.2018 16:13:24
Toplam 1 yorum yapıldı
338 çoğul gösterim
305 tekil gösterim