İnsan ,ya insan gibi akıllıca söylemeli ; yahut hayvanlar gibi susmalıdır! Sadi [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

SAHNE...

SAHNE...


Naşını kaldırıyorum hangi yarımadada mevcut ise hiçlerin sanrısına kondurduğum varlık adına bir sıfat iken, aşkın edası ile sarsılan.

Göğe kement atan billur hadisler aslına dönük yüzün kayıtsızlığın merhalesindeki devinimi.

Temenni etmekle tereddüt etmek arasında gidip geldiğim; el ayak çekildi mi; lal satırların canlı taarruzu.

Kanında irin var; yalan var şahit tutulduğumuzun da en belirgin yansıması az sonra yarılacak göğün misafirperver siteminde bir nebze de olsa kulluktan nasiplenmişlerin inkârı.

Devasa bir yangın gözleri kör eden.

Şehla bakışlar aslında serilenden serile farklılık arz eden.

Hayat teyakkuzda madem…

Israrcıyım alabildiğine; denklemlerin ruhuna teneffüs ediyorum tüm edilgen kimliğimi asaletle eşleştirdiğim.

Bir şehrin gece yarısı nidası: kabadayı geçinen gecede resmigeçit yapan insanlar.

Zaman işte.

Zarar gördüğüm işte.

Anlık bir yanılsama oysaki doğam böyle benim.

Sevdiğim kadar sonradan irkildiğim ve ürkünç bir tebessüm misafir olmuş dudaklarıma.

Ellerimin kirini akıtıyorum gerisi boş.

Alnımdaki beyazı seviyorum tüm saflığın reşit ihlali ile kondurulurken tabirler.

Nazı niyazı sessizliğin: en muteber duygum hutbelerle, surelerle yol almakta.

Bir nazar duasına sığındığım ve annemin başörtüsünü kokladığım geceler ne zamanki ayrı düşsem.

Aynı olduğumu teyit etmek de faydasız hele ki zincire eklenen bunca halkaya müdahale edemezken…

Burnu kanıyor gecenin.

Hayır.

İrkildiğime şahit Yaradan.

Makberin fısıltısına da ben şahidim oysaki daha geçenlerde geçmiştim oradan.

Sapla samanı ayıramayan şehla bir düşüm.

Düş bakalım diyorum: düş, düşebildiğin kadar.

Bir ölünün burnu kanıyor oysaki ve her nasılsa gece ve ölü birbirine denk düşüyor.

Yaftalanmış mezarlıklar.

Göğün katlarındayım.

Olmazsa olmazım bir katliam: öyle ya duygularım beni boğarken, ben yazarak onların sınırlarını ihlal ediyorum ve içimdeki çocuğu da ihya.

Sıklıkla düştüğüm yanlışlar.

Zaruri bir arıza misaliyim ve hata payım en yüksek oranda.

Kanatların her biri kopuk oysaki: görmeyi ertelediğim düşlerim de buna dâhil.

Yankısı yok seslerin oysaki çok yaygaracı ve gürültücüyüm çoğu zaman: içime düşkün bir aşığım.

Dışımdaki kıyafetler sadece görev icabı ve korumak bedenimi hatta yok sayılmak ve görünmemek adına dolanıyorum bazen bir çarşafa dolandığımı hayal edip aslında beyaz bir yatak çarşafı ile örüyorum hayallerimi ve varlığımı.

Saçlarımdaki renk coşkulu bazen beyazların sarıya denk düştüğü bazen kızıl tonların kahveye düşkünlüğü.

Dokunulmazlığımı ilan ettiğim ilk günden beri mecburi istikamette ve mecburi görevdeyim.

Bir suretin; bir vücudun; bir yanılsamanın mucidi adeta.

Dolanırken ayaklarım ve dilim dolanırken heyecandan.

En sevdiğim sesi bekliyorum sanırım sabaha yakınım ve duymazlığında karanlığın, ben aydınlığın şahidiyim.

Göğüs kafesimdeki bülbül ile söyleşiyoruz.

O, bana gül’e olan aşkını anlatıyor ben ise gülümseyerek iyi ki senin bağrındaki gül değilim, diyorum.

Gülüşüyoruz ve şakalaşıyoruz…

İhbar eden muhbir kim ise neşemi… gönül koyduğum kaç kişi ise seyrüseferinde yüreğimin…

Zaman telaşlı.

Ben ise ağır aksak: kâh yazıyorum kâh yaşıyorum.

Neyin nesi, diyenler varsa eğer sevgi ile selamımı gönderiyorum ve kale’me attığım gol ile kalem’ime sığınmayı aşk biliyorum.

Taziyelerimi sunuyorum mevsime.

Mevsim ise deli fişek.

Bazen gocunduğum ama korunduğuma dair çekincem dahi yok iken; sonların başına kondurduğum noktayı arıyorum.

İmla hataları ile dolu ömrüm bu yüzden korkuyorum ihlal etmekten: imladan çıkıp yola ima edenler mi istersiniz?

Aşka baş koyup şer yüklü mihraklar mı hiç bile umurumda değil iken bir zamanların saklı şehrinde.

İklimler yüksek tondan uğulduyor.

İnsanların mahremi ise mercek altında.

Perdelerim kapalı aslında yüreğimde de kalın bir perde.

Ben ise kaçıncı perde olduğunu unuttuğum gerçekçilik oyununun devşirme sahnesinde eteklerimi toplayarak arz-ı endam ediyorum

Kalem benim tek sahnem.

Aslında oyundan öte yaşanmışlıkların ve yaşanma ihtimali ne ise asla geri duramadığım bir sahne.

Rejisör ve yönetmen ve metin yazarı ve arka planda çalışan imgeler ve tüm aksesuarlar ve seyirci ve yüce Yaradan…

Bir karmaşadır gidiyor.

Bir hayalet ki içimdeki kahramanlar.

Bazen unutuyorum hayal mi gerçek miyim diye ve gardımı alıyorum.

İçimin aksanında tufanlar sürüklüyor aklımı.

Aklımın merdivenlerinde hücre hapsinde aslında sağ kalan tüm gri hücrelerim ve sunumunda hayatın bir tasvir edinip ilk etapta ben özet geçiyorum.

Bir şarkıda takılmışlığım.

Bir şiire düşüp de yolum.

Sevdiklerime mütemadiyen dokunma isteğim ve konduramadığım ne çok sıkıntı aslında bir haneye uğrayacak en kötü ihtimaller vagonu… es geçiyorum kötüyü.

Es geçiyorum ihaneti.

Es veriyorum ve bekliyorum ve bekliyorum ve başlıyorum yine geri saymaya.

Aslında üçten başlamam gerekirken artı sonsuzluktan başlayıp, yaz düğmesine basıyorum.

Bir katili öldürmek belki de geceye şerh düşen öfkem.

Bir tecavüzcüyü hadım etmek aklıma ilk gelen ne zamanki ölen bir kadına ya da çocuğa rast gelsem.

İhbar ettiğim tüm kötüler ve kötülükler.

Sukutu hayale uğramaktan bitap; yazmaktan yorgun ve yaşama karşı direncim son hızla ivme kazandığı ve kazan kaldırdığım tük haksızlıklar ve nefret ve kin benzeri her tür menfi duygu ve duygu-düşünce katliamı.

Göğe perde çeken bilinmezlik aslında bir çocuğa uzanan el ve bir kadını yok sayan ötesinde kötülüğü ihbar etmek istiyorum ve ediyorum da.

Kendimce mazlum.

Kendimce yorgun.

Kendimce tek tanık.

İşlediğim cinayetlerin sayısını unuttuğum ne de olsa içimdeki çocuğu kaç kez öldürdüğüm yine de can çekişip ruhunu teslim etmeyi reddeden.

Zamanla yarışmıyorum çünkü zaman denen illetten muzdaripim.

Geçmeyen bir zaman ve iz düştüğüm; şerh düştüğüm her saniye aslında kendime atıfta bulunduğum ve sadece kendimi cezalandırdığım yine de dokumda ve ruhumda saklı sukutun her zerresine yazarak nail olduğum…

Yasını tuttuğum hiçbir şey de kalmadığına göre mutluluğu dillendiriyorum yavaş yavaş aslında mukadderatın sırrına vakıf bir özdeyiş olma hayalim ile bir ön söz eklediğim günün gecesinde sadece kendimi ihbar ettiğim İlahi Gücün kudretine haiz olmanın da verdiği coşku ile.











Etiketler: sayfam ,


Serap IRKÖRÜCÜ  | Serap  Irkörücü
16 Ekim 2018 Salı 10:00:43


Sevgili Gülüm Hanım,
Bu yazı, dün yazıma yaptığınız yorumunuzda da şiirinize yaptığım yoruma dönüşünüzde de ‘Sahne’ başlıklı yazınıza açık açık davet ettiğiniz halde neden gününde yorum yapmadığımı açıklamak durumunda kaldığımın yazısıdır...

Dün, yapılabilecek yorumları ve değerlendirmeleri etkilemiş olmayayım diye yazımı bugüne bıraktım...

Anlayışla karşılayacağınızı ummak istiyorum...

Yazınızı siz davet etmeden önce de okuyup yorum yapmamıştım, yanlış bir şey yazmaktansa yazamamayı tercih ediyorum genellikle... Fakat üst üste çağrılarınız bazı şeyleri yazmak durumunda bıraktı beni...

Sevgili Gülüm Hanım,
Hepimizin şiir ya da düz yazı yazmasının bir gerekçesi vardır elbette... Okuyanların da yorum yapıp yapmama hakları olduğu gibi...

Burada ilk şart ne yazdığımızın karşı tarafça ‘ilk önce’ anlaşılmasıdır... beğeni bunun ardından gelir... Anlaşılmakta bizi çabamız gerekir, beğeni ise okuyanın çıkarımlarına kalır...

Şiir, sanatsal anlatımları gereği anlatım bozukluklarını kaldırır... Hatta öyle daha vurucu bile olur... Bütün edebi sanatlar ‘anlatım bozukluğu’nun çok güzel örnekleridir... dersler bunları bol bol kullanırız...

Düz yazının ise kuralları daha kesindir ve hatalara çok açık değildir...

İlk şart cümlede yargı ( ad ya eylemden bir yüklem) ve bu yargıyı gerçekleştiren sekiz çeşit özneden ( gerçek, gizli, örtülü, ortak, sözde, ara sözlü....) birinin olmasıdır...

Nokta, bu özellikleri gerçekleştirilen anlatım bitince konur... benzer konuların anlatımı bitip konu değişiyorsa paragrafa geçilir....

Daha önceki bazı yazılarınızda olduğu gibi bu yazınızda da yukarıda saydığım özelliklerin var olmamasından dolayı neyi, neden ve nasıl yazdığınızı anlamakta çok başarılı olamıyorum...

Cümlelerinizin çoğunun yargısı da yok, bunu yerine getiren özne de ...

Cümleler birkaç paragrafa ayrılmış durumda... bunun nedenin açıklayacak özel bir durumu da ben bulamıyorum...

Geçenlerde bir yorumumda daha size söz etmiştim... Çok sık ve iki ayrı tür paylaşımı her gün yaptığınız için zorlandığınız ve tekrarlara başladığınız, konularda savrulduğunuz gerçeğini de göz önünde tutmak gerekir...

Kendinizi böyle daha iyi hissettiğinizi belirtmiştiniz o zaman... Amacım sizi kırmak hiç değil, hatta sizi sizden korumak!... )) O nedenle çekinerek ama bir kez daha öneriyorum...

Bir süre yazmaktansa dinlenin ve çok okuyun Gülüm Hanım... Her türde ve bol bol... ve bu sürede yapacağınız fikir jimnastiği emin olun sizi en az yazmak kadar rahatlatacaktır...

Umarım düşüncelerimi aktarabilmişimdir... Emeğinize ve yüreğinize sağlık...

Sevgilerimle....


Serap IRKÖRÜCÜ tarafından 10/16/2018 10:27:17 AM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 21:59:08


İçsel bir yolcuk yapıyor kaleminiz. Duraktan durağa uğruyor yeni yolcular alıyor konular konuşuldukça konuklar arasında kanıksanıyor.

Bence içsel bir yolculuk yapan bir roman kalemimize alsanız içine biraz psikolojik detay katılırsa çok güzel eser çıkabilir.

Tebriklerimi sunuyorum.

Saygılarımla...




    [ Cevap yaz ]    

Gülüm Çamlısoy  | Gülüm Çamlısoy
15 Ekim 2018 Pazartesi 17:18:27


Akabinde bizlerin de sabır ve şükrün vesile olduğu umut denen yolculuğun perde arkası aslında yaşananların sahneye konduğu...
Bir özlem.
Nazire eden yürek.
Sevgiye duyulan heyecan ve istek.
Bağımsız olma güdüsü ve titrek ışığın aydınlık kıldığı yüreğin de mutluluğa eriştiği.
Söylenecek çok şey var ve yok yakınken sığındığımız kadar da sığdıramadığımız duygular yere göğe.

Yürek dolusu teşekkürlerimle kıymetli hocam.

Yüreğiniz asla dert görmesin.

Sonsuz saygı ve selamlarımla.

Var olun değerli hocam.


    [ Cevap yaz ]    

15 Ekim 2018 Pazartesi 10:37:01

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.

Sahne tanıdık...
Aksesuarlar da öyle... Kalem, en başta!
Senaryo, şiir.. Sabırla izleyen "Yüce Yaradan.."
Ve yazmakla sükun bulan bir insan...
Hatası, sevabıyla...

Yaşamın ikinci devresi.. Gündüzden arta kalan, belli..
Ve yine kendisiyle hesaplaşması kişinin..

Tebrikler Gülüm Hanım.


    [ Cevap yaz ]    




SAHNE... başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
15.10.2018 01:32:03
Toplam 4 yorum yapıldı
423 çoğul gösterim
262 tekil gösterim