İnsanların elinden hayalleri alınacak olursa, başka ne zevkleri kalır? Foostenelle [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Özgürlük Hareketi: An’da yaratılan Sonsuzluk!...

Özgürlük Hareketi: An’da yaratılan Sonsuzluk!...

Kendini yineleyip duran tarihin kanlı sayfalarında hükmünü yitirmişti köksüz ve köhne sözcükler. Tel tel dökülüyordu yalanın saltanatı. “Çağlardır boğulmuş bir su” mecrasını arıyordu. Arayıp duruluyordu, durulup akıyordu… Zamanın sonsuz döngüsünde akıp duran An, 27 Kasım’a vurdu. 1978’in 27 Kasım’ına. Ve durdu Tarih Öncesi’nin saati. Başladı Tarih!

“dağlarla dalgalarla,
dağ gibi dalgalarla
dalga gibi dağlarla” başladı Tarih.

Bugünü sarsacak, yarını yaratacak bir çığlık, çağların örsünde bilenmiş ve tarihin bilinciyle kuşanmış bir çığlık yükseldi. Ankara’dan Fis’e doğru, serpildi rüzgara umut tohumları. Ve,

“Mezopotamya’nın cennet bahçeleri ve asi ırmakları üzerinde
gökkuşağı renklerinde, sarı-kırmızı-yeşil açan
ve barbar kavimlerin cehenneminde adını yitiren
Güneş Ülkesi’nin belleksiz tarihi karşısında
Tarihin Son İsyancı Çocukları
Demirci Kawa’nın nasırlı ellerinde
zulmün granit sureti Ninova’yı tutuşturan ateş ile
adını yazmak için ülkenin
Gılgameş’in izinde ölümsüzlüğün sisli yollarına düştüler…”

O en eski ve en ölümcül zehrin, “insanın insana kulluğu” zehrinin yeryüzünün damarlarına karışmadığı kadim zamanlardan, Altın Çağ’dan kalma yitik bir düştü Yaşam! Uygarlık çağlarının kör karanlıklarına zincirlenen yitik bir düş. Ve kimsesiz bir çığlık idi İnsan! Soysuz çarmıhlara gerilen kimsesiz bir çığlık…

“Özgür bir Yaşam, Yeni bir İnsan” diye yazıldı bayrağına son isyanın. Yazılıp kutsandı bengi suyu ile…

“Her şey söz ile başladı” diye yazan Mukaddes-i Kitabı, “Hayır, önce eylem vardı” diye yalanlar Goethe. Söz eylemden, eylem sözden doğar. Çünkü tarih bir praxistir…

Evet, o tek söz, eylemde kutsanmış söz ile parçalanacaktı kör karanlık, yıkılacaktı korku dağları…

“Gerçekte maddi bir değişim olanağının bulunmadığı koşullarda tek başına söz bile – özgür, yürekli, gerçek ve devrimci bir söz ise – bir eylem sayılır. Hem de büyük bir eylem.”

Ararat’a gömüldü sanılan kadim düş, o yitik düş, kutsanmış sözün aydınlığında çatlatıp zırhını, mağrur bir gülümseyiş savurdu ufukta beliren güne. Tohum toprağa düşmüştü, bereketli topraklara. Söz anlama, anlam yaşama duracak ve yaratılacaktı ülke. “Karanlıkta bir kat daha artar sözlerin ağırlığı.” Kör karanlıkta usul usul demlenen söz anlama durdu ve yaşamla buluştu. Ve başladı yeniden yaratılmaya Ülke!...

“Tarih, gerçek fakat acımasız karabasanlarla doludur. İnsanoğlu, karabasanların malzemesinden güzel ve kalıcı eserler yaparak büyür ve yüceleşir.”

Med’den bu yana trajediyle yazılan sonu gelmez bir acıydı tarih. Mahabad, Koçgiri, Dersim, Ararat… Tarihin hoyrat dalgalarında kırılan an, acı olup miras kalmıştı bugüne. Ne tutunacak bir dal, ne de yükseltilecek bir yengi vardı. Yoktan yaratılacaktı her şey. Ve 27 Kasım 1978 ile kaldırılıp atıldı ölü toprağı. Son buldu trajedi. Yarım asırlık ölüm sessizliği son buldu. Ancak yarına giden yolda kalın duvarlar yükselmekteydi. Tarihin burgaçlarında kanayan yarayı sağaltmak için çelikten irade dayandı zamanın duvarlarına. Yılara, aylara, günlere değil, yaşam bir ana sığar. Anlam yüklü an sonsuzluktur. Her ana bir yaşam, he yaşama bir destan sığdırılacaktı. Ki yıkılsın zamanın duvarları…

“Zamana ne istediğini söyleyen ve ne anlama geldiğini söyleyen ve sonra da bunu gerçekleştiren insan, zamanın büyük insanıdır.”

İnsanlığın milyonlarca yıllık karanlıktan aydınlığa, kölelikten özgürlüğe doğru uzun yürüyüşünün yolunu aydınlatan Bilge İnsan, dünden bugüne, bugünden yarına uzanıp “Ey yaşam, ya sana büyük bir özgürlük sunacağım ya da seni hiç yaşanmamış sayacağım” diyerek zamanla hesaplaşıyor, An’da sonsuzluk yaratıyordu…

Aradan çeyrek asra yakın bir tarih aktı. Ankara’dan Lice’ye doğru yükselen çığlık dalga dalga yayılıp dünyayı sardı. Çeyrek asra sayısız direnişler, destanlar sığdırıldı. Ab-ı hayat gibi ateşi içen binlerce ölümsüz kahraman yıldız olup Güneş’e karıştı. Bayrak olup dalgalandılar ülkemin özgür semalarında…

Ve tohum çiçeğe durmuşken kan taciri firavunlar son oyununu sahneye sürdüler. Ehriman saldı zebanilerini gökyüzüne. Güneş esir alınıp sırça bir kafese konuldu. Güneş balçıkla sıvanamazdı oysa. Tarih böyle yazmaktaydı. Güneş’in ısısında eriyip dökülmeye başladı sırça kafes. Ve yırtıldı bir kez daha karanlık perdeler…

Kasım 2000 / 17 Şubat 2001 * Siirt Zindanı * devrim BORAN






Etiketler: sayfam ,




Özgürlük Hareketi: An’da yaratılan Sonsuzluk!... başlıklı yazıya henüz eleştiri yazılmamış.





Özgürlük Hareketi: An’da yaratılan Sonsuzluk!... başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.


Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
7.4.2018 17:31:34
Toplam 0 yorum yapıldı
300 çoğul gösterim
216 tekil gösterim