Açlıktan ölüyorsan, dost sana kapısını açıyor, seni sofraya götürüyor, senin için süt tasını dolduruyor, ekmeği bölüyorsa, içtiğin şey gülümsemedir. EXUPERY [Paylaş]
E-mail: Şifre: Facebook ile bağlan Üye ol | Şifremi Unuttum
Türkiye Şiir Platformu
ANASAYFA ŞİİRLER Edebiyat Defteri YAZILAR Edebiyat Defteri FORUM Edebiyat Defteri ETKİNLİKLER Edebiyat Defteri NEDİR? Edebiyat Defteri Kitap KİTAP  Edebiyat Defteri Tv TİVİ Edebiyat Defteri Sesli Şiirler MÜZİK Edebiyat Defteri BLOG Edebiyat Defteri Atölyeler ATÖLYE  Edebiyat Defteri BİCÜMLE Edebiyat Defteri ARAMA Edebiyat Defteri İLETİŞİM

Bahaettin Karakoç

Bahaettin Karakoç




KUMRU: Hocam öncelikle şunu sormak istiyorum; “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı” olarak tanınıyorsu-nuz. Neden böyle bir benzetme yapılmıştır?
B. KARAKOÇ: Şimdi şöyle anlatayım. Türkiye’nin birçok ilinde ve çeşitli Türk Cumhuriyetlerinde, şiir programlarına katıldım. Gittiğim her yerde bir sıfat eklediler. “Çağımızın Dede Korkut’u” dediler, “Beyaz Kartal” dediler, “Yüz Akı” dediler. Hepsi başkalarının yakıştırdığı birer sıfattır. Ben bunların hiç birini reddetmedim. Neye layık görüyorlarsa ben oyum dedim.
KUMRU: “Beyaz Kartal” benzetmesi şiirlerinizde de gözüküyor. Hatta bir şiiriniz ile bir kitabınızın isminde de Beyaz Kartal var.”

B. KARAKOÇ: Bir kitabım var ismi; “Bir Çift Beyaz Kartal” ben orada dağları da, kuşları da tanıtırken neye değer verdiğimi tek tek saydım. Hayallerimle de örtüşüyor ama hayallerimden fazla düşüncele-rimle örtüşüyor.
KUMRU: Bir söyleşide “dağların eteklerinden doruklarına uçmak istiyorum” diyorsunuz. Bu sözünüz düşüncelerinizle, “Beyaz Kartal” benzetmesinin ne kadar örtüştüğünün bir örneği olsa gerek.
B. KARAKOÇ: Doğrudur. Hâla merakım vardır dağlara. Hiç kimse benim kadar dağlara çıkmamıştır. Hangi ülkede olursa olsun, ben gittiğim yerin en yüksek yerine, dağlarına, yaylasına mutlaka çıkarım.
KUMRU: Dağlardan söz açılmışken, dağları ve tabiatı çok seven birisiniz. Hem de şiirlerinizde çok güzel işliyorsunuz. Bu sevda galiba yaşadığınız çocukluktan geliyor. Biraz çocukluğunuzdan yetiştiğiniz ortamlardan bahseder misiniz?
B. KARAKOÇ: Ben bir şair olarak insan, doğa ve Allah, bu üçgeni oluşturmadan ve besmele çek-meden şiirime başlamam. Evvela şiir için bir mekân lazım, bir coğrafya lazım, onu belirleyeceksin. Ve dışarıdaki dünya gibi iç dünyanı da aynı şekilde bezekleyeceksin, o motiflerle yola çıkacaksın.
“Ben Kartalım” derken, çocukluğumda bile bizim o meşhur Salavan Dağında kartalları çok seyrettim. Onlar yukarılara havalandığı zaman, ben aşağıdan korkar kaçardım. Beni kapar götürür diye kaçardım. Ama sürekli onları seyrederdim. Kaplumbağaymış, kurbağaymış yerdekilere hiç bakmadım.
İnsanın ruhunun yükseklere tırmanışı da bakış açısıdır, gökyüzünü tanıma arzusudur.

KUMRU: Hocam şair bir aileden geliyorsunuz. Biraz ailenizden, kardeşlerinizden bahseder misiniz?
B. KARAKOÇ: Babam bize sürekli hamasi şiirler okurdu. Divan şiirinden, tekke edebiyatından, halk şiirinden bol bol şiirler okurdu. Kendi de yazardı. Dedem de yazardı. Şöyle diyeyim, annem bana ne masal anlattı, ne de ninni söyledi, ama babamın o dönem okuduğu şiirleri hiçbir zaman unutamadım. Bir anlamda o benim yelken bezim oldu. Şiir yelkenimi şişiren rüzgârım oldu. Ben onları taşıdım.
KUMRU: Peki, şiire nasıl başladınız, sizi şiire iten ne oldu?
B. KARAKOÇ: Ben babamın etkisiyle başladım. Daha çok Karacaoğlan’dan etkilendik, Yunus Em-re’den etkilendik, Dadaloğlu’ndan etkilendik. Onların şiirleri çok okunurdu bizim evde. Onlardan aldık bu sevdayı. Destanlar okurduk, halk edebiyatının her türünü okurdu babam bize.
Sonra çocukluğumda yabancı şiirler de okurdum. Meşhur hececilerin hepsini okurdum. Okumadığım yoktu. Bizim eve otuza, kırka yakın gazete, dergi yayın girerdi. Şehirlilere bile nasip olmayan bir kitap-lığımız vardı köyde. Günlerim kitap, gazete, dergi arasında geçerdi.
KUMRU: Sizi şiire hazırlayan sebeplerden bahsettik, biraz da şiire nasıl başladığınızdan bahseder misiniz?
B. KARAKOÇ: Çocukken, okulda devrin büyüklerine övgü şiirleri yazdırırlardı. Yani bunlar dalkavuk edebiyatının ön basamağıdır. O yıllarda, o zamanın gezici başöğretmenleri müfettişleri geldiğinde, o şiirleri öğretmenler alır gelenlere takdim ederdi. Onlar beğenirse götürür şiirleri “İlköğretim” diye bir dergi vardı orada yayınlardı.
İlkokul 3. Sınıfa gidiyordum ve şiir yazıyordum. İlk şiirim Doğduğum kasaba Cela üzerine yazdığım bir güzellemeydi. Hece yazıyordum. O zamanlar herkes bana şair diyordu ama ben şiiri bilmiyordum. Ama heceyi çok iyi biliyordum. Babamdan öğrendiğimle kulak alışkanlığım vardı. Hece biliyordum. Redifi, kafiyeyi, ayakları şiirde kolay verirdim. O yıllarda öğrendiğim parmak hesabı derler ya. İşte öyle öğrenmiştik.
Sonra bunlara yeni bir mana yükleyerek vermek, işte ben onu yaptım. Zamanla ben bunları kendi ölçüm içinde vermeyi öğrendim. Yunus’u Mevlana’yı kendi ölçüm içinde anlattım. Benim ikinci kitabım Seyran’da ben onu kullandım.

KUMRU: İlk şiirlerinizden ve kendi deyiminizle “şiir atmosferine girdim” dediğiniz yıllardan bahseder misiniz? Kendi üslubunuzu, kendinize has şiirinizi nasıl oluşturdunuz? O süreçten bahseder misiniz?

B. KARAKOÇ: 12 yaşındaydım. İlk şiirim “Cela Güzellemesi” bir dergide yayınlanmıştı. O derginin de kültür sanat edebiyat sayfasını Nihad Sami BANARLI yönetiyordu. Oraya bir şiir gönderdim. 15 gün sonra dergi geldi. İçindekilere baktım. İsmimi görünce sevindim. Sanki dünyalar benim oldu. Hemen okumaya başladım. Baktım sayfada bir de not var. N. Sami BANARLI’dan. “Sayın Bahaettin KA-RAKOÇ, zengin bir hayal dünyanız var. Heceyi çok güzel kullanıyorsunuz. Biraz daha çalışırsanız iyi bir şair olursunuz” yazıyordu. Vay ben iyi bir şair değilim de neyim ya diye kızdım. Bir öfkeyle çıktım evden. Harman yerinde geziyorum. Salavan Dağının üstünde bulutlara bakıyorum. O bulutlar sanki ciğerimin yanığından çıkıyor. Burnumdan oralara üflemişim. O kadar öfkeliyim. Daha yaşım 12 ama nasıl kızmışım, nasıl öfkelenmişim. Sonra orada kızdım, bağırdım, çağırdım, ne duyan oldu ne gören oldu. Yelkenlerim indi. Düşünmeye başladım.

Hiç unutmam sonra ellerimi açtım, Allaha dua ettim; Allah’ım dedim. Beni küçük görüyorlar, bana yardım et ben büyük bir şair olayım. Bunların hepsini utandırayım. Bu duayı ettim. Ben nefsim için kimseye yazmam dedim. Ben bunu Türk kültürü, Türk şiiri, dolayısıyla Türk medeniyeti için yazacağım, bu yolda yürüyeceğim dedim. Çocuğum bunu derken. Ve o tarihten beri ne yazarsam yazayım, kültü-rümüzü, tarihimizi, sanatımızı medeniyetimizi ileri götürmek için yazdım.

KUMRU: Peki kendi üslubunuzu hemen o yıllarda mı buldunuz? Yoksa bu olaylardan yıllar sonra mı buldunuz,hocam?

B. KARAKOÇ: Kendi üslubumu bulana kadar birçok şiirim yayınlandı. Sonra bir gün düşündüm. Kendime sordum; “şu şiirin altından senin ismini silsek, herhangi bir isim yazsak, ne değişir? Kimin ismini yazsak onun şiiri olur” diye düşündüm. Üslubun yoksa ortak maldan kullanılan eser kaybolur. Bunu 1962 den sonra anladım. O zamana kadar yazdığım yüzlerce şiirlerin hiç birini kitabıma almadım. Çünkü o zamana kadar ben üslup sahibi değildim. Üslup sahibi olmaya ant içtim ve oldum.

KUMRU: Peki hocam şiire yeni başlayanlara ders olması açısından, şiirde üslup ile ilgili neler söyle-yeceksiniz?

B. KARAKOÇ: Şöyle söyleyeyim; bütün biçimlerin hepsi denenmiştir. Denenmişi tekrar denemek taklitçilik olur, yaratıcılık olmaz. Sen şiire nasıl bir renk katacaksın, sesine nasıl sesler yükleyeceksin, uyaklarda, eklerde sesin kırılmasında, bunlarda ne yapacaksın, dikkat çekecek bir şey olması lazım. Onun içinde her harfin bile yaratıcı gücünü keşfedeceksin. Her harf seni karşılamayabilir, her kelime seni karşılamayabilir. Bunlara anlam yükleyeceksin, anlamını genişleteceksin, zenginleştireceksin. Kelimeyi sokakta söylendiği gibi söylersen bu sana ait bir şey olmaz. Senin farkın olmaz.

Benim kendi üslubumda önce acemiliklerim oldu. Sonra her kitabımda yavaş yavaş ayaklarım yere bastı. Ayrıca şiiri evvela sen anlayacaksın. Başkası anlamıyorsa onlara da anlatabilmelisin. Bana yeter bu, ben anlıyorum kimse anlamasa da olur demeyeceksin. Sanatçı bir elinde meşale dağa tırmanı-yorsa, öbür eliyle de halkının elinden tutmuş olmalı. Halkını da kendine doğru çekip, yükseltiyor olmalı.

Şunu da belirteyim; ben dilin, her şeyin esas kapısını açan bir anahtar olduğuna inanıyorum. Ben Türk dilini en güzel biçimde kullanmayı, onu zenginleştirmeyi, ona anlam dışı anlam yüklemeyi kendime bir ideal olarak gördüm. Bunun için çok okudum çok çabaladım.

KUMRU: Üslupla ilgili bazı şairler, şiir anlaşılmamalı, derin olmalı, kimse anlamamalı diyor ve aşırı derece imgelere boğuyorlar. Bu konuda ne diyeceksiniz?

B. KARAKOÇ: Hayır, şiir kesinlikle anlaşılmalı. Anlaşılmıyorsa anlamı yoktur demektir. Anlamsız mısralar şiir olmaz. Şiirde anlam olmalı, mana olmalı. Ben gençlere çok söyledim. Yurtdışında ve yurti-çinde, şiir dinletilerinde çok gördüm. Bakıyorum, gençler şiirlerini okuyorlar. Hiçbir şey anlaşılmıyor. Alkışlanmıyorlar, ilgi görmüyorlar sonra öfkeyle salondan dışarı çıkıyorlar. Peşlerinden çıkıp bakıyorum, sigara içiyorlar, belliki özleri incinmiş. Diyorum ki niye öfkeleniyorsunuz, neye kızıyorsunuz. Siz halka sırtınızı dönmüşsünüz, yazdıklarınız anlamsız, halk anlamalı, okuyan dinleyen anlamalı. Halk alkışlamıyor diye kızıyorsunuz. Onları anlamıyor diye cahil sayıyorsunuz, kendinizi anlamsız şiir yazınca allame sanıyorsunuz.

Ayrıca her sanatçının hakkını halk verecektir. Halktan gelen alkış samimidir. Kendini halktan ayrı görenlerin alkışı samimi değildir. Başkaları anlaşılmaz olacaksın diye sanatına ihanet etiğini görmek, diline ihanet ettiğini görmek ister. Şimdi onlara mı tabi olacaksın, yoksa halkınla beraber ilerlemek mi istersin?

KUMRU: Madem söz şairlere ve şairlikle uğraşanlara geldi. Şunu soralım hemen; size göre şair nedir, Nasıl olmalıdır?

B. KARAKOÇ: Herkesin şairlik anlayışı çok değişiktir. Ben derim ki; şair her türlü bilgi ile donanımlı olmalıdır. Genç şairlerle geziyorum. Doğanın içinde bir bitki soruyorum. Bu nedir, buna ne derler sizde diyorum, bilmiyor. Kuşları soruyorum, bu kuşun adı nedir diye, bilmiyorlar. Ben onu biliyorum söylüyo-rum. Demek istediğim; bu bildiklerinle yetinme, bilmediklerinin daha fazla olduğunu say ve yeni bilgiler öğrenmeye çalış. Ve öğrendiklerini de öğretmek sana farzdır. Zaten yeni şeyler öğrenmeyen bir de yeni şeyler üretemez, yazamaz.

KUMRU: Şairin amacı ne olmalı hocam?

B. KARAKOÇ: Yararlı olmak. İnsana yararlı olmak, inancına yararlı olmak, kültürüne yararlı olmak, halkına, milletine yararlı olmak, olmalı. Her şeyi güzelleştirmek olmalı. Dilini daha çok zenginleştirmeli. Edebiyatını, dil zenginliği ile ilerletmeli.

KUMRU: Peki hocam, her şair şiiri farklı yorumlar. Size göre şiir nedir?

B. KARAKOÇ: Benim ikinci kitabım Seyran’da 4 tane yazım var. Şiir nedir diyorsun, ben orada yüz-lerce tarif yapmışım. Şiirin bir tarifi olsa, ben neden yüzlerce tarif yapayım. Çünkü insanın vücudunda bir ateş varsa, evvela onun sebebi araştırılır. Sebebe göre çare aranır. Bu kadar tarifin, bu kadar çare-nin o an ki etkisi odur, çağrıştırdığı odur. Olmuyor mu, şiire uymuyor mu uyuyor. Demek ki cümle âle-min anlayacağı, anlatacağı tek bir şiir tarifi yok. Çünkü şiir o kadar geniş bir alanı kaplamış ki, nereye gidersen git, şiir vardır.

KUMRU: Hocam, iyi bir şiir nasıl olmalı, yani şiire güzellik katan ana unsurlar nelerdir?

B. KARAKOÇ: Şiir, saf arınmış bir nesne değildir. Şiirin içinde felsefe muhakkak olacak, matematik muhakkak olacak, resim muhakkak olacak, musiki muhakkak olacak, bunları güzel bir nakış halinde işlersen o zaman güzel bir eser çıkar.

Sen şiir yazacaksın, şiir de felsefe olmaz diyeceksin. Olmazsa düşünceyi, aklı nereye atacaksın. Anlamı nasıl sağlayacaksın. Şiirde resim olmaz diyorlar. Şair kelimelerle resim çizmeyecekte, neyle çizecek, neyle tasvir edecek. Matematik olmayacak ta sen nasıl ölçüyü uyağı sağlayacaksın. Musiki olmadan nasıl kulaklara, gönüllere hitap edeceksin. Bir Fransız şair; “şiirde her şeyden önce musiki gelir” diyor. Şimdi nasıl musikiden vazgeçeceksin.

KUMRU: Sizin şiirlerinizde hayal gücünüz çok zengin. Şair, şiir ve hayal arasında ki bağa değinir misiniz?

B. KARAKOÇ: Bütün icatların önünde ötesinde hayal yok mudur? Yahya Kemal’in dediği gibi; “insan hayal ettiği müddetçe yaşar.” Yani hayal etmezsen uçamazsın. Bir çift kanatın olmadığına göre uçacağın zaman hayallerinle kanatlanırsın. O hayallerini düşüncelerine yüklersin, o düşünceleri şiire yüklemek de ayrı bir sanattır.

KUMRU: Hocam şiirlerinizde dikkat çeken bir hususta, tabiatı çok güzel işlemeniz. Şiirleriniz ile tabiat arasında nasıl bir bağ var?

B. KARAKOÇ: Tabiatı işlerken; tabiat, Allah’ı tanımakta, Allah ile sohbet etmekte en kolay, en güzel, en sağlam yoldur. Çünkü tabiat kendi diliyle Allah’ı zikreder. Bu da sana duanın yollarını gösterir. Ben öteden beri iddia ediyorum; Şiir bir dua dilidir, bir dua biçimidir.

KUMRU: Hocam 16 yıl kadar Dolunay Dergisi’ni çıkarttınız. Dolunay sadece bir dergi değil, aynı zamanda Bahaettin Karakoç ile özdeşleşmiş bir mektepti. Bu süreçten bahseder misiniz biraz. Dolunay nasıl doğdu, hedefi ne idi, sizce başarılı oldu mu, istenen hedefe ulaştı mı?

B. KARAKOÇ:1986 Ocağında Dolunay Dergisini çıkardım. Orada önsözünde de yazdım zaten. Ben taşra söylemine karşıyım. Dağ başında bir çoban da insandır. İnsani değerler taşıyorsa, insani birikimi varsa, git en büyük metropole oradaki insanlardan ne farkı vardır. Önemli olan insandır. Yapılanlar, yazılanlar hep insan içindir. İnsanlığı mükemmelse gerisi önemli değil. Bu taşra zihniyetini yıkacağım dedim ve onun için çabaladım. Yerel dergiler çoğaldı. Şiir şölenlerini ayağa kaldıracağız diye başladık, şimdi her yerde şiir şölenleri yapılıyor. 16 yıl sürdü bu çalışmalar.

Dolunay’dan önce Anadolu da çeşitli şehirlerde, söyleşiler imza günleri için gezerken, bir kızımız bir kitabını getirdi verdi. Yakındı, şikâyet etti. Dedi; kimse ilgilenmiyor, dergilere gönderiyoruz yayınlamı-yorlar. Üzüldüm. Her gittiğimiz yerde benzer eleştiriler alınca, gençlere yönelik bir dergi çıkaracağım diye söz verdim. Döndüğümde dilekçemi yazdım, vilayete verdim. O zaman sıkıyönetim vardı. Dilek-çemi Adana’ya sıkıyönetim bölgesine gönderdiler. Oradan bir yazı geldi izin verilmemiştir diye. Gerek-çe yok hiçbir şey yok. Ne yapayım artık ben, yalancı çıkmış oldum.

Sonra gel zaman git zaman, sıkıyönetim gevşedi. Arkadaşlar geldi, bir dergi çıkarmak istiyorlar. Başımızda sen olmazsan bu dergi hiç yaşamaz dediler. Ben dersimi aldım bir defa, şimdi yine böyle bir engel çıkarsa bu beni kahreder dedim. Dinlemediler. Peki dedik işe koyulduk. Sonra dergiye her biri bir isim buldu. Buldukları isimler beni doyurmadı. Sonraki gün akşam dernekten çıktım eve giderken, gökyüzünde dolunay vardı. Pırıl pırıl, insanın içine öyle serinlik, aydınlık serpiyor ki anlatılmaz. Peki derginin adı niye Dolunay olmasınki dedim. Dosta da gülümsüyor, düşmana da. Sıcaklığını, aydınlığını herkesle bölüşüyor. Sabah ilk iş Dolunay ismiyle dilekçe verdim ve kabul gördü.
Sonra arkadaşlara yazıları getirin dedim. Getirdiler baktım, hepsi hamasi şiirler, zayıf yazılar. Yani insanın beynini zonklatacak yazı yok. Bir iki yazı yazdım, birine imzamı attıysam, diğerine takma isim kullandım. Çünkü ilk çıkan dergi senin kimliğindir. O yüzden zayıf eserlere yer veremezdim.

Dolunay böyle başladı ve 16 yıl sürdü. Taşra zihniyetine karşı duracağım dedim, durdum. Taşra şiiri anlayışını yıkacağım dedim, yıktım. Şu anda birçok Anadolu şehrinde şiir dergisi çıkıyor. Yerel dergiler çoğaldı. Anadolu’da şiir şölenlerini ayağa kaldıracağız dedim. Şu anda geldiğimiz nokta da hemen her şehirde şiir şöleni yapılıyor.

Dolunay’da, yazıları şiirleri toplardım, seçerdim, düzenlemeyi yapardım, gidip matbaaya verirdim, onu alıp tashihini yapardım. Her konuda sabahlara kadar çalışır, emek harcardım.

Evet, Dolunay bir dergiden öte gençler için bir mektep gibi olmuştu. Dolunaydan birçok genç yetişti. Şimdi çok vali var, çok yazar var, şair var. Geçenlerde bir vali aradı ben hatırlayamadım ama o unutmamış, hocam biz paketlemeye yardım ederdik, paketleme postalama işlerine yardımcı olmuştuk dedi. Böyle yetişen ve şu an memlekete hizmet eden çok adam var.

KUMRU: Hocam müsaadeniz olursa, farklı bir konuya değinmek istiyorum, size göre aşk nedir?

B. KARAKOÇ: Sen bir mal alıcısısın. Gördüğün her malı almak istiyorsun ama kucağına ne kadar sığar bilmem. Bütünü kavrayamıyorsun, imkânın yetmiyor. Ama aşk ise senden daha aç gözlüdür. Senide yutar, niceleri de yutar. Şunu da söyleyeyim, çok tarif yapmışımdır eserlerimde ve en son kara-rım nedir biliyor musunuz, “aşk yaşanır, anlatılmaz” demişimdir. Zaten aşkı bulduysan kimseye anla-tamazsın, sır kalır.

Aşk olmazsa hiçbir şeyin tadını alamazsın, ne yediğinin ne içtiğinin tadını alabilirsin. Hiçbir şeyin tadını alamazsın.


KUMRU: Peki hocam, birçok şairin aşk şiirlerini yazdığı bir sevdiği olmuştur. Sizin bir sevdiğiniz var mıydı, yoksa şiirleriniz hayali miydi?

B. KARAKOÇ: İsimleri söylemem, isimleri söylesem de zaten isimlerini yazamazsın bu suçtur. Ve çok çirkin bir şeydir. Sen bana bakma, benden aşk sık geçer. Ağrı dağı gibiyim. Bulut hiç eksik olmaz. Öyle çıkıp da, gizlemenin yalan yanlış bilgiler verip, gökten inmiş gibi göstermenin bir lüzumu yok, ben neysem oyum.

KUMRU: Hocam meşhur bir şiiriniz var, Peygamberimize(sav) yazdığınız “Beyaz Dilekçe” şiiri. Bu şiir nasıl doğdu, neler hissettiniz?

B. KARAKOÇ: Kitaplarıma almadığım şiirlerimden bir tanesi de Naattı. Herkes o şiiri görmek istedi. Niye kitaplarında bu şiirin yok diye sitem ettiler. Benim dediğim şu o zaman her şeyi özenti ile yazıyor-dum. Bir yerlere özenerek yazıyordum. Birebir yaşamıyordum. Birebir yaşamadığın şeyin tadını ala-mazsın. Onu okuyucuya sunduğum zaman yüzüm kızarır.

Ben beyaz dilekçe ile yarışmaya girdiğimde, iki şiir ile girdim. Sonra iki şiir ile girilemeyeceğinden birinden vazgeçtim. Beyaz Dilekçe, 999 mısradır. Her oturup yazdığımda abdest aldım. Abdest alma-dan yazmadım. Hep Allaha dua ettim. Allah’ım utandıracağın bir şeyi bana nasip etme dedim. Sonra o şiir birinci geldi.

O sıralar bir gün, caminin birinde okunurken ben o camide cumaya gitmiştim. Duyunca şöyle futbol topu kadar küçüldüm, ufaldım. Bu camiden kimse görmeden çıkayım diye iki büklüm oldum. Çünkü nefsini orda öldürüyorsun.

KUMRU: Hocam sizi fazla yormayalım. Tüm Kumru okurları adına size teşekkür ediyoruz. İnşallah sizden aldığımız bu bilgiler ışığında, genç arkadaşlar, şiirimizi sizin hayalinizdeki Beyaz Kartal gibi göklerde uçuracaklar. Tekrar teşekkür ediyor sağlıklı uzun ömür diliyoruz.




Gülhun ERTİLAV

Kumru Dergisi Genel Yayın Yönetmeni








Etiketler:

 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 

23 Ocak 2013 Çarşamba 10:36:56


Güzel bir sohbet olmuş
Kutlarım
Yüreğinin sesi daim olsun dilerim


    [ Cevap yaz ]    

21 Ocak 2013 Pazartesi 23:40:50


Dün okuduğum, lakin söyleşi gününden itibaren büyük bir merak içerisinde beklediğim bir yazı idi.
Okudum, beğenimi ifade etmem mümkün değil. Alacağımı aldım, şahsım adına...
Pamuk dedemiz, şairimiz Üstad; Karakoç'tan faydalı bilgiler ışığında ilerlemeyi umuyorum...
Değerli şairimize Allah'tan hayırlı sağlıklı bir ömür, Kumru ekimize de başarı dolu uzun yıllar diliyorum.
Genel yayın yönetmenime de ayrıca teşekkürü borç bilirim...:))
Bu yazıyı güne taşıyan Edebiyat defteri ailesine de teşekkür ediyorum...

Sevgilerim, hürmetlerimle birlikte...


    [ Cevap yaz ]    

21 Ocak 2013 Pazartesi 23:38:39




Üstat Bahaettin Karakoç ile yapmış olduğunuz bu güzel sohbeti
bizlere ulaştırdığınız için teşekkür ederiz Gülhun hanım.

İnşallah devamı gelir, bu tür röportajların.

Saygıyla



    [ Cevap yaz ]    

Ozan İhlasi (Bekir Akbulu  | bekir akbulut
21 Ocak 2013 Pazartesi 22:42:04


yüreğine sağlık çok güzeldi ablam değerli hocama ve siz Gülhun hanıma çok teşekkür ederim güzel bir söyleşi güne layık hakkını da almlış tebriklerimi yolluyorum daim olsun


    [ Cevap yaz ]    

mirim  | Ahmet  ÇITAK
21 Ocak 2013 Pazartesi 21:02:56


Harika bir röportaj... Aradığım ve merak ettiğim pek çok sorunun cevabını buldum. Hangisini yazayım bilmiyorum. Yazının bütününü buraya kopyalamam gerekir. Soruların değerine, verilen cevapların derinliği ve samimiyetine şapka çıkardım. Bu güzel paylaşımınızdan dolayı hem Kumru Dergisi'ni hem Bahattin KARAKOÇ üstadı tebrik eder, her ikisine de uzun ömürler dilerim... Saygılar...

mirim tarafından 1/21/2013 9:04:40 PM zamanında düzenlenmiştir.


    [ Cevap yaz ]    

21 Ocak 2013 Pazartesi 20:13:34


harika bir çalışma olmuş..
canı gönülden tebrikler...
sevgilerimle..


    [ Cevap yaz ]    

Sermin Çınar  | Sermin  Çınar
21 Ocak 2013 Pazartesi 18:44:11


emeğine sağlık .bitmesin dedim okudukça...sevgiler


    [ Cevap yaz ]    

( İrfan Yılmaz )  | İrfan Yılmaz
21 Ocak 2013 Pazartesi 18:30:28


İlgiyle okudum. Tebrik ederim. Her şeyin en güzeli sizi ve sevdiklerinizi bulsun efendim.
Sevgi ve saygılarımla...
Dr. İrfan Yılmaz - BODRUM.


    [ Cevap yaz ]    

DemAN  | Zorgun  Devrim (K.YAY)
21 Ocak 2013 Pazartesi 16:51:28


Bugün güne gelen iki söyleşi beni çok mutlu etti, çünkü ancak söyleşilerle değerli şairlerimizi, yazarlarımızı tanıyabiliyoruz her ne kadar kitapları alıp okusak da bu söyleşiler kadar tanıma imkanı bulamıyoruz.. değerli bir emekti ve gene olduğu gibi her iki güzel yüreği selamlıyorum

Teşekkürler hocam


saygılarımla


    [ Cevap yaz ]    

Kıpkırmızı  | Nevin Akbulut
21 Ocak 2013 Pazartesi 14:42:44


Doyurucu bir sohbet olmuş.
Özelliklere genç yazarlara yönelik ders alınması gereken çok şey var.

Emeğinize sağlık, çok teşekkür ederim.

Selam ve Saygılarımla,


    [ Cevap yaz ]    


 « Önceki 10 eleştiri   1   2   3   Sonraki 10 eleştiri » 




Bahaettin Karakoç başlıklı yazıya eleştiri yazabilmeniz için üye olmalısınız.

Üye değilseniz üye olmak için tıklayın.



Günün Yazısı
Okuduğunuz yazı 21.1.2013 tarihinde günün yazısı olarak seçilmiştir.

Bilgi
Yayınlanma Tarihi:
20.1.2013 00:06:01
Toplam 27 yorum yapıldı
2643 çoğul gösterim
2387 tekil gösterim


Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.