13
Yorum
16
Beğeni
5,0
Puan
188
Okunma

Akşamları rüzgâr bizim sokağa da uğruyor.
Perdeyi kaldırıyor,
masanın üstündeki kâğıtları savuruyor.
Eskiden toplardım.
Şimdi toplamıyorum.
Öyle kalsın diyorum.
Sen gittikten sonra
evin içi de biraz öyle kaldı zaten.
Cumartesi günü
Adapazarı Karaman Mahallesi’nde kurulan pazara gittim.
Bir kadın vardı,
tezgâhın arkasında domates ayıklıyordu.
İyi olanları bir yana,
biraz ezilmişleri başka yana koyuyordu.
Çürümüşleri de ayırıyordu ama
hepsini atmıyordu.
Bir süre baktım.
Kadın başını kaldırdı.
Bana baktı.
Hani insan bazen
birine bakarken yakalanır ya,
öyle bir bakıştı.
“Ne bakıyorsun?” der gibiydi.
Bir şey söyleyemedim.
“Kolay gelsin,” desem
ne olacaktı?
“Allah yardımcın olsun,” desem
kadının yükü hafifleyecek miydi?
İki kilo domates aldım.
Çürükleri de poşete koydu.
“Bunları ayırayım,” dedim.
“Evde sos yaparsın,” dedi.
Gülümsedi mi,
yoksa ben mi öyle hatırlıyorum,
bilmiyorum.
Eve geldim.
Sos yapmadım.
Gece oldu.
O kadın geldi aklıma.
Sonra sen.
İnsan bazı insanları
neden birbirine benzetir,
bilmiyorum.
Belki ikisi de
bir şey anlatmadan
öylece durduğu içindir.
Sen de öyleydin.
Sende bir şey vardı.
Ne olduğunu hiç söylemedin.
Ben de soramadım.
Zaten ben
bazı şeyleri söylemekte
pek becerikli değildim.
“Kal” diyemedim.
“Gitme” diyemedim.
Bir kere olsun
“Beni seviyor musun?”
diye soramadım.
Sanki sorarsam
cevabından değil de
sorunun kendisinden korkuyordum.
Şimdi düşünüyorum da,
biz neden bu kadar çekindik?
Kimden?
Mahalleden mi?
Komşudan mı?
Akrabadan mı?
“Ne derler?”
Ne diyeceklerdi ki?
İki insan birbirini sevmişti işte.
Ama nedense
severken bile
sağa sola bakmayı öğrendik.
Elini tutarken
birinin görüp görmediğine baktık.
Sarılırken
biraz utandık.
Sanki yanlış bir şey yapıyormuşuz gibi.
Şimdi bakıyorum da,
insanlar birbirine bağırıyor,
küfrediyor.
Kimse dönüp bakmıyor.
Yalan söyleniyor,
alışıp geçiyoruz.
Birinin hakkı yeniyor,
“Böyle gelmiş böyle gider,”
deyip susuluyor.
Ama iki insan
birbirine gönül verince
bir ses çıkıyor hemen:
“Olmaz.”
“Yakışmaz.”
“Ne derler?”
Ben artık
“ne derler” lafını duyunca
içim daralıyor.
Geçen hafta otobüste
yaşlı bir adam vardı.
Ayakta duruyordu.
Yer verdim.
Oturdu.
“Sağ ol evladım,” dedi.
İki kelime söyledi,
oturdu.
Ama nedense
eve gelene kadar
o söz aklımdan çıkmadı.
Bazen yanında durmaktı belki.
Bir ekmeğin yarısını bölmek,
üşüdüğünü görünce
üstündeki kabanı çıkarmak.
Gece kapıyı açınca da
“Neden geç kaldın, geldin mi?” demek.
Oysa ben seni
galiba böyle sevmiştim.
Öyle büyük sözlerle değil.
Yanında yürüyerek.
Elini tutarak.
Bazen susarak.
Bazen de
söyleyeceğim bir şeyi
içimde tutup
eve dönerek.
Şimdi yoksun.
Şehir yerinde.
Bakkal yine açık.
Karşı apartmanda
aynı ışık yanıyor.
Çocuklar aşağıda
top oynuyor.
Hayat devam ediyor işte.
İnsan buna biraz kızıyor.
Bir insan gidiyor,
ama dışarıda hayat
hiçbir şey olmamış gibi
sürüyor.
Bazen geceleri
kapının sesine bakıyorum.
Belki biri geldi sanıyorum.
Sonra kendime gülüyorum.
Biliyorum, saçma.
Ama insan
öyle hemen bırakamıyor işte.
Ama yine seviyorum,
bilemiyorum...
Seni.
Yoldan geçen insanı.
Pazarda domates seçen kadını.
Bugün yine pazara gittim.
İki kilo domates aldım.
Bu sefer iyilerini seçtim.
Eve geldim.
Poşeti açtım.
Dibinde iki tane çürük domates vardı.
Çıkardım.
Masaya koydum.
Bir süre baktım.
Atamadım.
Nedenini bilmiyorum.
Belki bazı şeylerden
insan vaz geçemiyor.
Belki de aşk mı?
Sevda dedikleri şey
tam olarak nedir bilemiyorum.
Hikmet Metin Çavdar
5.0
100% (12)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.