0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
40
Okunma
Eylül, göğün
yeryüzünden bir şey sakladığı aydır;
ışık azalmaz aslında,
yalnızca bazı şeyleri
görmeye yetmez artık gözlerimiz.
Ama bil ki
Eylül suçsuzdur;
mevsimler yalnızca
bizim sustuklarımızı taşır.
Sen üşümeyi sonbahara bağla,
ben içimde
adını söylemeden büyüttüğüm
o eksikliği saklarım.
Eylül’de insan
kendi sesine daha yakın durur;
bir bakışın ardında kalanları,
bir cümlenin yutkunurken kırılan yerini
daha iyi duyar.
Sanki dünya biraz susar da
insanın sakladığı şey
kendi ağırlığıyla görünür olur.
Bir yaprak düşmez yalnızca Eylül’de;
kimi dalından değil,
kendi ağırlığından kopar.
Kimi cümleler de
söylenecek söz kalmadığı için değil,
tek bir kelimenin
bütün dengeleri bozacağını bilip
kendini sessizliğe bırakır.
Rüzgâr ağaçların arasından geçerken
eski bir mektubun
kâğıda sinmiş kokusunu taşır.
Bir yerlerde
adı konmamış bir cümle
hâlâ tamamlanmayı bekler.
Ben bilirim.
Çünkü kimi yarım kalışlar
göğsün altında yankılanır;
kimi isimlerse
dile gelmeden önce
insanın en sessiz yerinde
kendine bir iz bırakır.
Akşam biraz daha erken iner.
Gölgeler uzarken
uzaklığın da bir ağırlığı olduğunu anlarsın.
İnsan bazen
yanında duran birine
söyleyemediği şeyi
gecenin sessizliğine bırakır.
Sen yine
“mevsim değişti” dersin.
Ben bilirim;
değişen mevsim değil,
birbirimize yaklaşırken
içimizde geri çekilen
o ürkek adım.
Belki bir gün
Eylül yeniden gelir;
gökyüzü yine ağırlaşır,
rüzgâr unutulmuş bir izi
yeniden yoklar.
Ama insan
bir kez sustuğu yerden
aynı sesle dönemez.
Çünkü bazı Eylüller
takvimden geçmez;
insanın içinden geçer.
Ve insan,
kalmasını istediği birini
kaybetmeye razı olduğu gün değil;
onu kaybetmemek için
kendisinden vazgeçmeye başladığı gün
anlar
Eylül’ün neden
bu kadar sessiz olduğunu.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.