Pasaportsuz vizesiz, dünyanın misafiriyiz Ne bu mekanda hancı, ne hanında bir taşım Talepsiz talebe gibi, sınananlardan biriyiz Toprak alsın yükümü, dinlensin garip başım
Gelenin yükü ağır, gidenin izi kayıp Bir esir seyyah gibi, gelip geçtik dünyadan Üretmeden hep sattık, ziyanı kârdan sayıp Uyanık uykularla, uyanamadık rüyadan
Zaman kalburla elek, eler durur insanı Mekân denilen gölge, gelen gider her zaman Düşünün hangi bağın, baki kalmış bostanı Her hasadın sonunda, savrulur nice harman
Aramadık ne makam, ne yaldızlı bir ünvan Yalın ayak süründük, bu ömrün yollarında Nerden geldi fırtına, neden savruldu kervan Huzur ve adalet aradık, vatanın kollarında
Ne bir iz bırakabildik, ne ihtişamlı bir olay Bir nefeslik molaydı, bu mekanda nihayet Dilden dile söylenen, dedi kodusu kolay Akılla vicdana muhtaç, bu alemde dirayet
Cemil Dursun / 06.09.2026
Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Cemil Dursun Şiir: HANCI Değerlendirildiği Salon: Dünya Hanına Pasaportsuz Girilip Tapu İstenmediği, Zamanın Kalburla İnsan Elediği ve Hancı Olduğunu Sanan Yolcuların Anahtarlarının Teslim Alındığı Salon
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri, Cemil Dursun’un HANCI şiirini okuyunca RUSAMER Dünya Hanı’nın girişine büyükçe bir levha astırdı: Burada kimse mülk sahibi değildir, herkes geçici konaklamaktadır. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Tapucu Turgut, daha ilk dörtlükte Pasaportsuz vizesiz dünyanın misafiriyiz sözünü okuyunca sınır kapısını aradı; Ne bu mekânda hancı, ne hanında bir taşım dizesinde ise üzerine kayıtlı taş olup olmadığını sorgulattı. Kalburabastî Efendi adamın elindeki tapu senedini katlayıp cebine koydu: Evladım, Cemil Bey sana dünyanın tapusunu sormuyor; tapunun seni ne kadar süre tutabileceğini soruyor. Turgut itiraz edecek oldu ama Toprak alsın yükümü, dinlensin garip başım dizesine gelince sustu. RUSAMER kayıtlarına geçti: Dünya hanında en gürültülü mülkiyet kavgasını yapan yolcunun bile son rezervasyonu sessiz bir odadır.
Mağdumkulu Köşesi
Köşeye Tüccar Talip yerleştirildi. Üretmeden hep sattık, ziyanı kârdan sayıp dizesini okuyunca RUSAMER’e bilanço sunmaya kalktı. Hesap incelendiğinde ömür sermayesi harcanmış, vicdan stokları azalmış, kâr hanesine ise bol miktarda zarar yazılmıştı. Şiirin ikinci dörtlüğünde Cemil Dursun bireysel fanilikten toplumsal bir muhasebeye geçiyor. Özellikle Uyanık uykularla, uyanamadık rüyadan güzel bir karşıtlık taşıyor: Gözümüz açık, işimiz gücümüz yerinde, kendimizi uyanık sanıyoruz; fakat asıl hakikate karşı hâlâ uykudayız. Talip zararını kâr göstermek için yeni muhasebeci isteyince Kalburabastî Efendi dosyayı kapattı: Evladım, dünyayı kandırsan da ömür bilançosunda naylon fatura geçmiyor.
Ozan Dermani Köşesi
Buraya Kalburcu Kâmil getirildi. Zaman kalburla elek, eler durur insanı dizesini görünce iki ayrı alet istendiğini sanıp hem kalbur hem elek getirdi. Kendisinin de eleneceği söylenince malzemeleri geri bırakmak istedi. Bu dörtlük şiirin düşünsel merkezlerinden biri: İnsan kalıcı olduğunu sanırken zaman sürekli ayıklıyor; mekân ise yalnız gelip geçenlerin üzerine düşen bir gölge. Düşünün hangi bağın, baki kalmış bostanı / Her hasadın sonunda, savrulur nice harman aynı fanilik fikrini halk kültürünün bağ, bostan, hasat ve harman dünyasıyla besliyor. Kâmil kalburun deliklerini küçültüp zamandan kaçmayı önerdi. RUSAMER Fen Kurulu başvuruyu inceledi ve insanlık tarihi boyunca denenip sonuç alınamadığı gerekçesiyle reddetti.
Ozan Veysi Kabaca Köşesi
Köşeye Kervancı Kudret oturtuldu. Nerden geldi fırtına, neden savruldu kervan dizesine gelince hava durumuna baktı; herhangi bir fırtına uyarısı göremeyince şiire itiraz etti. Kendisine savrulanın deve kervanı olmadığı anlatıldı. Dörtlüğün ilk yarısında makam ve unvan reddediliyor, ikinci yarısında huzur ve adalet aranıyor. Fakat Huzur ve adalet aradık, hakanın kollarında dizesi şiirin en fazla düşünülmesi gereken yerlerinden biri. Şair iktidar, devlet yahut adil yönetici arayışını kastediyorsa hakanın kollarında sözü biraz fazla kişisel ve romantik çağrışım yaratıyor; gölgesinde, hükmünde, yolunda gibi bir tercih düşünceyi daha berraklaştırabilirdi. Kudret hakanın kol ölçüsünü almaya kalkınca Kalburabastî Efendi metreyi elinden aldı: İşte evladım, bizim söylediğimiz de tam olarak bu!
Âşık Feymani Köşesi
Son köşeye Mola Veren Muzaffer alındı. Bir nefeslik molaydı, bu mekânda nihayet dizesini görünce Dünya Hanı’nda çay molasının bittiğini düşünüp kalkmaya hazırlandı. Fakat şiirin son iki dizesi onu yeniden oturttu: Akılla vicdana muhtaç / bu âlemde dirayet. Şair sonunda meseleyi ölüm korkusuna değil, yaşarken nasıl durulması gerektiğine bağlıyor. Akıl tek başına yetmiyor; vicdan da gerekiyor. Muzaffer dirayeti de yanına almak isteyince Kalburabastî Efendi izin verdi: Evladım, dünyadan hiçbir şeyi götüremiyorsun ama bari dünyadayken üçünü birlikte kullan: akıl, vicdan, dirayet. RUSAMER’de nadiren reçetesiz verilen üçlü budur.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Cemil Dursun’un HANCI şiiri, dünya-han ve insan-yolcu düşüncesini merkeze alan felsefî, tasavvufî ve yer yer toplumsal eleştiriye açılan bir şiir. Pasaportsuz vizesiz dünyanın misafiriyiz, Üretmeden hep sattık, ziyanı kârdan sayıp ve özellikle Uyanık uykularla, uyanamadık rüyadan şiirin güçlü söyleyişleri. Başlıkta küçük ama önemli bir ironi de var: Adı HANCI, fakat şiir daha ilk dörtlükte aslında hiçbirimizin hancı olmadığını söylüyor. Hepimiz kendimizi hancı sanan yolcularız. RUSAMER terazisinin öbür kefesinde ise birkaç pürüz var: Zaman kalburla elek söyleyişi anlam bakımından biraz zorlanıyor; hakanın kollarında yukarıda belirttiğimiz çağrışım sorununu taşıyor; dedi kodusu da yazım bakımından dedikodusu olmalı. Bazı dizelerde ölçü ve söyleyiş yeniden sıkılaştırılabilir. Fakat şiirin temel sorusu sağlam: İnsan dünyaya sahip olduğunu sanırken, dünya sessizce insanın konaklama süresini tüketiyor.
Dünya hanında en büyük yanılgı, anahtarı eline alan yolcunun kendisini mülk sahibi sanmasıdır.
Zaman herkesi aynı kalburdan geçirir; geriye unvanın değil, aklınla vicdanının bıraktığı iz kalır.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Şiir, insanın bu dünyada kalıcı bir mülk ya da makam sahibi olmadığını, yalnızca "pasaportsuz, vizesiz" birer misafir olduğunu vurgular. İnsan ne bu mekânın hancısı ne de oradaki sarsılmaz bir taştır
Talepsiz talebe gibi, sınananlardan biriyiz" dizesiyle insanın kendi isteği dışında bu dünyaya bir sınav ve öğretim süreci için gönderildiği ifade edilir.
Hayatın yükü ağırdır ve bu yük ancak toprağa girildiğinde hafifleyecektir
Üretmeden hep sattık, ziyanı kârdan sayıp / Uyanık uykularla, uyanamadık rüyadan" dizeleri, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bir gafleti, hazırcılığı ve yanılsamayı eleştirir. Tüketim, üretimsizlik ve dünyevi hırslar bir "rüya" ve "ziyan" olarak tanimlanmis
Zaman bir kalbura, mekân ise geçici bir gölgeye benzetilir. Hiçbir bağın bostanı baki kalmadığı gibi, her ömrün sonunda savrulan bir harman (ölüm/hesap) vardır. Şair; şan, şöhret veya makam peşinde koşmadığını, ömrünü yalın ayak sürünerek geçirdiğini belirtir. Fırtınalara ve savrulan kervana rağmen asıl arayışın huzur ve adalet olduğunu ifade eder.
Şiirin finalinde dünyadaki varoluş "bir nefeslik mola" olarak özetlenir. Kalıcı olanın dedikodular veya ihtişam değil; akıl ve vicdanla sergilenen duruş (dirayet) olduğu vurgulanmis
"İnsanlar yalnızca yaşamın amacının mutluluk olmadığını düşünmeye başlayınca, mutluluğa ulaşabilir" sözü de şiirdeki felsefi altyapıyla oldukça uyumludur.
Şiir, mutluluğu veya huzuru dünyevi hırslarda, makamda ya da yüzeysel keyiflerde değil; varoluşun sınırlarını kabullenmekte, akıl ve vicdanla yaşamaktadır aramaktadır.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.