0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
60
Okunma

_Ankara Başyapıt Şiiri -
Bir sonbahar günü,
gecenin birinde Ankara Ulus’ta bir sokak kahvesindeyim.
Son sigaranın dumanı gözlerimi yaktı,
genzime aktı.
Kahveci önce saatine baktı,
sonra suratını astı
Sert şekilde yüzüme baktı
Kapıya anahtarını taktı.
Pencereden dışarıya,
buğulanan camı elinin tersiyle sildi.
"Evet genç, kapatıyoruz" dedi.
Kapıyı açtı.
Dışarıda yağmur çiseliyordu.
Ankara sonbaharda yağmursuz geçmez.
Sisli, puslu ve yağmurlu.
Karanlıkta...
Yağmur arttıkça fazla ıslanmamak için
çatı altlarına yanaşır durursun.
Sonra hangi semtte kaybolduğunu şaşırırsın.
Sen yine de aşk deryasına fazla düşme arkadaş.
Öyle aşk yangınına kör sevdalara teslim olma.
Geceye bir türkü düşer, titrersin.
Ateşini söndürmez hiçbir yağmur.
Kendi aşk ateşinle hesaplaşırsın sabaha kadar.
Ve sevdiğin dediğin,
kayıp ilanı gibi çekip gittiğinde
ellerinde borcu kalır sızının.
Anladın mı?
Aşk adamı borçlandırır,
ödenmez bir yaşlılık boyu.
Gece yarısı aşk treni geçer içinden,
ıslanmış bir cadde kadar yapayalnız kalırsın ortada.
Hisar Caddesi’nden keskin ayazla rüzgar vurur yüzüne.
Sanırsın bu kor hiç kül olmayacak.
Oysa bazen aşk,
yanlış bir posta kutusuna atılmış mektuptur.
Okunmaz.
Sadece kenarları sararır zamansız.
Karşılığı yoksa bu aşk ateşinden,
kalbini koru bu ucuz acı veren heveslerden.
Her aşk şarkısında söylenen dizede yara açanlara kanma.
Sonra geceye bir ayraç koyarsın birden,
içinde adı geçen şarkılar takılır kalır.
Susarsın, kendi cümlelerinde boğulursun.
Ve sevdiğin dediğin,
geceye karışan bir firar gibi silindiğinde
faturasını ödersin en koyu kimsesizliğin.
Anladın mı?
Aşk iflas etmiş bir esnaftır,
en dolu anında seni yokluğa devreder de gider.
Dokunursan kanar eski yaralar, sonra sızılar.
Sirenler yarar Bentderesi’nin uykusunu.
Eski bir meyhanede Müslüm Baba şarkılarında ağlar.
Sende gözlerinde mahpus bir yolcunun telaşı, kaçamazsın.
Çünkü aşk,
gece yarısı Altındağ’da basılan bir karakoldur,
soru sormadan kelepçeler ellerini.
Teslim etme kalbini.
Hele kibirli, kendini bilmeze o mahsun sevgini.
Bu bozuk alemde mert sevmek zordur.
Ama kahrından, ama ısınmak için
rüzgarlı sokaktaki bir barda kafayı bulur, sarhoş olursun kendince.
Geceye bir durak çizersin kara kalemle,
aklın gider başından, sonra uykuların.
Dışkapı semtinde kalırsın tek başına,
kendi buz gibi havada kendine sarılarak beklersin sabahı.
Ve sevdiğin dediğin,
pavyonlara bir güz yaprağı gibi savrulup gittiğinde
sana kısa bir dipnot kalır sadece.
Anladın mı?
Aşk bir bela.
Pavyonlar ise belanın tam yeridir,
kaçtıkça eceline biraz daha yaklaşırsın.
Kapa artık göz kapaklarını geceye.
Son otobüs çoktan kalktı Ulus Heykel’den.
Sis indi Denizciler Caddesi’nin omuzlarına.
Kırık kanatlı aşk kuşları gibi çırpınmak boşuna.
Çünkü aşk,
gecikmiş bir durakta
hiç gelmeyecek bir dolmuşu beklemektir.
Ne söylesem eksik kalacak biliyorum.
Yüreğinde bıraktığı o ağır molozla
yalnız kalacaksın bu âşıklar şehri Ankara’da.
Ne telefon gelir,
ne bir mesaj geri döner.
Aç, susuz ve yorgun
kendi karanlığında eriyip gideceksin.
Ve sevdiğin dediğin o zalim,
bir hayalet gibi hayatından çekildiğinde sokaklardan
dilinde eski zaman aşk şarkıları kalacak sadece.
Eskitip eskitip Çıkrıkçılar Yokuşu’nda sürme artık
evlilik hayalleri için yaptığın alışverişleri.
Anladın mı?
Aşk bitmeyen bir sürgündür Posta Caddesi’nde nihayetinde,
adamı kendi arkasından vurup sessizce çeker gider...
Dinçer Dayı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.