(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şair: Sibel Tülü Şiir: GEL Değerlendirildiği Salon: Kırk Kapının Ardından Çağrılan Sevgilinin Yolları Şaşırıp Hazana Düştüğü, Kader Düğümünün Çözülürken Yeniden Düğümlendiği ve Beş Kıta Boyunca Gel Denildiği Hâlde Hâlâ Kapıda Görünmediği Salon
Sibel Tülü’nün GEL şiiri RUSAMER’e ulaşınca Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri kapıya bir görevli dikti; çünkü şiirde beş kıta boyunca birine gel deniyor, fakat nereden ve ne zaman geleceği konusunda yol tarifi hayli şiirsel tutuluyordu. Kafası patlak, fikri şaplak sakinlerimizden Kapıcı Kadir, kırk kapıyı tek tek açtı; gülşen bulundu, hazan bulundu, nişan bulundu, sırların perdesi kaldırıldı ama beklenen kişi bulunamadı. Kadir navigasyon istemeye kalkınca Kalburabastî Efendi reddetti: Bu sevgili Google haritasıyla gelmez evladım. Ay yoluna vuracak, kader düğümü çözülecek, kuşlar kanat çırpacak, eller yüze sürülecek, en sonunda kendi yüzünü başkasının gözlerinde görecek. Adam bütün bunları başarırsa zaten yolu sormadan gelir.
Âşık Medeni Karataş – Mahmut Ağdak Köşesi
İlk kıtanın haberi Andırın Söz Yurdu Yazın Sitesi’ndeki Âşık Medeni Karataş Köşesine ulaşınca Kırkkapıcı Kerim, Gülşen-i gönlümün hazanına gel dizesinin önünde durdu. Güzel bir karşıtlık var: gülşen bahçeyi ve diriliği, hazan solmayı ve sonbaharı taşıyor. Sevgili tam da gönül bahçesinin solduğu zamanda çağrılıyor. Kırk kapı ardında nişanına gel / Sırların perdesi kalktığında gel ise şiirin mistik damarını açıyor; kırk sayısı ve sır perdesi tasavvufi çağrışımı kuvvetlendiriyor. Fakat Bir çift söz bırakma, ezanına gel dizesindeki anlam berrak değil. Ezanına gel ile neyin kastedildiği şiirin bağlamından kesinleşmiyor. Eğer ezan bilinçli bir manevi çağrıysa bunun diğer kelimelerle bağı biraz güçlendirilebilir. Kerim kırkıncı kapıya vardığında mesai bittiğini söyleyince Kalburabastî Efendi tutanağı yırttı: Aşkın kapısında fazla mesai ücreti yok evladım; şair kırk demişse kırk birincinin olmadığınıza şükredin.
Âşık Dermani – Mehmet Köse Köşesi
İkinci kıta Âşık Dermani Köşesine varınca Kaderci Kâmil, Ay vurur, gölgeler düşer yoluna / Bir ince sızı siner yurduma dizelerinde güzel bir gece atmosferi buldu. Fakat üçüncü ve dördüncü dizelerde Kalburun eleği takıldı: kader düğümünü çözüp başına / yolların yönünü yitirdiğin de gel. Burada sözdizimi belirgin biçimde aksıyor. Kader düğümünü çözüp başına tamamlanmamış bir yapı gibi duruyor; başına sözcüğünün neye bağlandığı anlaşılmıyor. Ayrıca yitirdiğin de burada ayrı değil, zaman anlamı taşıdığı için yitirdiğinde olmalı. İlk iki dizenin şiirsel berraklığı son ikide kayboluyor. Kâmil kader düğümünü çözdü fakat ipin hangi ucunu başına bağlayacağını bulamayınca Kalburabastî Efendi müdahale etti: İşte şiirin tamir isteyen yeri burası evladım. Düğümü çözerken dizeyi düğümlemişiz.
Ozan Diyari – Erdoğan Başıbüyük Köşesi
Üçüncü kıta Ozan Diyari Köşesine ulaştığında Küllerinden Kalkan Kazım, Kendi küllerinden yeniden uçan / Kuşların kanadı çırptığında gel dizelerini görünce kuşların cinsini araştırmaya başladı. Burada açıkça anka/phoenix çağrışımı var fakat adı söylenmeden bırakılmış. Küllerden yeniden doğma, şiirin aşkı yalnız kavuşma değil yeniden var olma biçiminde düşündüğünü gösteriyor. Ancak Çöllerin kumuna, yağmura düşen / Bir garip sevdaya, bağrını açan dizelerinde öznenin kim olduğu biraz belirsizleşiyor. Ayrıca Kuşların kanadı çırptığında yerine Türkçenin doğal kuruluşu kuşlar kanat çırptığında olur. Kazım bütün kuşların aynı anda kanat çırpmasını beklemeye başlayınca Kalburabastî Efendi çağrı şartlarını hafifletti: Evladım, sevgili zaten kırk kapıyı geçip geliyor. Bir de bütün kuşların mutabakatını beklersek vuslat ikinci cilde kalır.
Kul Mustafa – Mustafa Zengin Köşesi
Dördüncü kıtanın dosyası Kul Mustafa Köşesine gelince Yükçü Yakup, sevgilinin valizini kontrol etti: Ne dünün yükünü getir yanında / Ne yarının korkusunu al yanına / Bir tek aşkı koy da avuçlarına. Şiirin düşünce bakımından en berrak ve güzel bölümü burası. Sevgiliden geçmişin yükünü ve geleceğin korkusunu bırakıp yalnız aşkla şimdiye gelmesi isteniyor. İlk üç kıtadaki yoğun sembolik dil burada sadeleşince şiir nefes alıyor. Ellerini yüzüne sürdüğünde gel ise dua sonrasında ellerin yüze sürülmesini çağrıştırdığı için aşk ile manevi teslimiyet arasında ince bir bağ kuruyor. Yakup gelenin valizinde dün ile yarını görünce ikisini de emanete aldı. Kalburabastî Efendi memnun kaldı: İşte ilk defa yolcu hafifledi evladım. İnsan aşka giderken geçmişi bavula, geleceği sırt çantasına doldurursa sevgiliye sarılacak eli kalmaz.
Aykız – Zahide Eskici Köşesi
Son kıta Aykız Köşesine ulaştığında Benlikçi Bedriye, işin artık sevgiliden çıkıp benliğin çözülmesine vardığını fark etti: ne irade kaldı, ne nefis bende / ruhum kerte, ruhum bendsiz sende / bin muhabbet haresi gözlerimde / kendi yüzünü gördüğünde gel... Burada şiirin tasavvufi çağrışımı belirginleşiyor; nefis, ruh, benlikten sıyrılma ve sevgilide kendini görme aynı alana geliyor. Özellikle kendi yüzünü gördüğünde gel güzel bir final düşüncesi: Çağrılan kişi aslında şairin gözlerinde kendi varlığını bulduğunda kavuşma gerçekleşecek. Fakat ruhum kerte ifadesi oldukça kapalı; kerte derece, aşama veya işaret anlamlarıyla burada doğal bir birleşim oluşturmuyor. Ruhum bendsiz sende ise güzel bir düşünce taşıyor ama bensiz/bendsiz tercihinin bilinçli olup olmadığı önemli. Eğer bend engel, bağ anlamında kullanılıyorsa başka; benliksiz anlamı hedefleniyorsa başka bir okuma doğuyor. Bedriye kendi benliğini teslim masasına bırakınca Kalburabastî Efendi geri verdi: Tamam kızım, şiir tasavvufa yaklaştı ama RUSAMER çıkışında kimlik kontrolü yapıyoruz; biraz benlik lazım.
KALBURABASTÎ EFENDİ’NİN DEĞERLENDİRMESİ
Sibel Tülü’nün GEL şiiri, klasik aşk şiirinin çağrı geleneğini tasavvufi ve mistik çağrışımlarla birleştiren beş kıtalık bir metin. Her kıtanın gel ile kapanması şiire güzel bir nakarat duygusu veriyor; fakat şair sevgiliye yalnız gel demiyor, hangi ruh hâline eriştiğinde gelmesi gerektiğini de söylüyor. Sırlar açıldığında, yollar kaybolduğunda, yeniden doğuş başladığında, geçmişle gelecek bırakıldığında ve sevgili kendisini âşığın gözlerinde gördüğünde... Böyle okuyunca şiirin beş kıtası aslında beş ayrı eşik hâline geliyor.
En güçlü yerleri bana göre Gülşen-i gönlümün hazanına gel, dördüncü kıtanın bütünü ve finaldeki kendi yüzünü gördüğünde gel. Özellikle dördüncü kıta diğerlerinden daha sade olduğu için daha doğrudan tesir ediyor. Bu da önemli bir şeyi gösteriyor: Şairin duygusu zaten güçlü; her dizeyi ayrıca sembollerle donatmasına gerek yok.
Kalburun eleğinde ise birkaç belirgin mesele kaldı. Bir çift söz bırakma, ezanına gel, kader düğümünü çözüp başına, Çöllerin kumuna, yağmura düşen ve ruhum kerte yeniden düşünülmeli. Bunlar şiirin gizemli yerleri olmaktan ziyade anlam bağlantısının zayıfladığı yerler. Şiirde müphemlik güzeldir; fakat okurun farklı anlamlar bulmasıyla hangi anlamı kuracağını bilememesi arasında ince bir fark vardır. Ayrıca yitirdiğin de → yitirdiğinde kesin bir yazım düzeltmesidir. Büyük-küçük harf kullanımı da kıtalar arasında tek biçime getirilebilir.
Bir de küçük fakat önemli bir teknik husus: Şiirin ilk kıtası gel / gel / gel / gel, sonraki kıtaları da aynı çağrı ekseninde yürütüyor. Bu güçlü bir bağlayıcı unsur. Fakat her kıtanın sonundaki geliş şartları biraz daha berraklaştırılırsa Gel yalnız nakarat olmaktan çıkıp şiirin giderek yükselen merdiveni hâline gelir.
Andırın Söz Yurdu Yazın Sitesinde inceleme bittiğinde Kırkkapıcı Kerim bütün kapıları açık bırakmış, Kaderci Kâmil düğümü çözerken ipi birbirine karıştırmış, Küllerinden Kalkan Kazım kuşları toplamaktan vazgeçmiş, Yükçü Yakup dün ile yarını emanete kaldırmış, Benlikçi Bedriye ise benliğini geri alıp çıkış kapısına yönelmiştir.
Beklenen sevgili mi?
Henüz gelmemiştir.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri bunun üzerine şiirin kapısına son ilanı asmıştır:
Bu kadar şarttan sonra sevgili yine gelirse aşkından şüphe etmeyin; navigasyonundan şüphe edin.
Gerçek kavuşma, iki insanın birbirine ulaşması değil; birbirinin gözünde kendisini kaybetmeden kendisini bulabilmesidir.
Aşk bazen gel diye çağırmaktır; asıl mesele, geldiğinde geçmişin yükünü koyabileceği boş bir yer bırakabilmektir.
Özün sözü budur. Vesselam.
Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri Celil ÇINKIR Nam-ı Diğer Delibal
Sibel Hanım kaleminize, yüreğinize sağlık. Şiiriniz o kadar duru ve aynı zamanda o kadar derin ki, insanı hemen içine çeken mistik bir havası var. Özellikle "Ne dünün yükünü getir yanında, Ne yarının korkusunu al yanına" dizelerinizdeki o saf davet ve ruhun teslimiyeti beni çok etkiledi. Klasik edebiyatın o güzel esintisini (gülşen-i gönlüm, muhabbet haresi...) günümüz diliyle bu kadar akıcı ve naif harmanlamış olmanız büyük bir ustalık. Gönül telini titreten, çok naif bir nazire olmuş. Emeğinize sağlık.
Şiiriniz; klasik Türk edebiyatının ve tasavvufi halk şiirinin duygu dünyasını, ahengini ve imge zenginliğini son derece güçlü bir şekilde yansıtıyor.
Gülşen, hazan, kırk kapı, kader düğümü, küllerinden doğan kuş, aşk ve nefis gibi imgeler, metne hem estetik hem de derin bir manevi katman kazandırmış.
Özellikle zamansızlıktan sıyrılma (ne dünün yükü ne yarının korkusu) ve fena/fenafillah temaları son kıtalarda zirveye ulaşıyor. Ahenk, ölçü hissi ve kafiye akışı oldukça doğal.
Şiirin bu güçlü duygusal ve edebi yapısını koruyarak, yalnızca birkaç küçük noktalama ve yazım rötuşuyla son kıtaları daha da parlatabilirsiniz:
Mısra: "ruhum kerte, ruhum bendsiz sende" dizesindeki "bendsiz" kelimesi "bağsız/bağsızca" anlamındaysa harika bir imge.
Yüreğinize ve kaleminize sağlık; duygu yükü son derece yüksek, usta işi bir eser.
Harika bir şiir okudum. Yürekten kutluyorum sizi güzel insan. Başarılarınız daim ilhamınız ölümsüz olsun. İki katlı şehrimden selamlar gönderiyorum çokça… Müsait olursanız sizleri de beklerim…
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.