0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
22
Okunma
Bir rüya gördüm dün gece, hayal ile gerçek arası,
Gözlerimi açsam kaybolacak, kapasam derin bir hüzün.
Ne bir ayak sesi vardı sokaklarda, ne bir kuş kanadı,
Zamansız bir alemde, gölgelerin fısıltısını dinledim bütün gün.
Yürüdüm hiç bilmediğim o uzun, o sisli yollarda,
Rüzgar çocukluğumun kokusunu getirdi uzaklardan.
Bir yanda çocukluğum koşturur, gamsız ve hesapsız,
Diğer yanda yorgun adımlarım, kaçar gibi yalan dünyadan.
Usta, meğer rüya dediğin kalbin aynasıymış,
Gündüz susturduğumuz ne varsa gece dile gelirmiş.
Hangi sevdadan vazgeçtiysek, hangi yarayı gizlediysek,
Uykunun en derin yerinde hesap sormaya gelirmiş.
Bir nehir akıyordu duru, sessiz ve kederli,
Kıyıya vuruyordu unutulmuş hatıraların hepsi.
Sordum suya: "Hangi derttir seni böyle koşturan?"
Mırıldandı hazin hazin: "Ömür dediğin bir rüyanın gölgesi..."
Topladım avuçlarıma o rüyadan kalan son ışığı,
Gönlüme bir huzur düştü, uyandım seherin nuruna.
Şükrettim beni bu uykudan uyandıran O Büyük Sevgiliye,
Çünkü anladım usta, dünya bir rüya ise, uyanmak var vuslata.
Gözlerimi açtım ama ruhum hâlâ o düşte kaldı,
Her günümüz bir hayal, her gecemiz bir umut işte.
Ne giden geri döner bu alemde, ne kalan sabit durur,
Bize düşen, şu kısa rüyayı güzel bir izle bitirmektir işte...
hayaloğlu.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.