2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
51
Okunma
Ah... benim kaktüs dudaklı sevgilim
Senin gümüşten
gördüğün o rüyanın çok
fazlasıyım
Ki, güneşi ben doğurmadım
Ne de yağmuru
Rüzgar’ın işaret diliyle beslediği
kuşları kırdınız
en ince yerinden
Görmüyorsunuz!
Bir tabut uzunca bir yola yürüyor
bu kış gününde
Sonra çıplak kadınları
örtüyor bir el
Bir ayak geriye doğru gidiyor
Ben olduğum yerde
büyüyorum
Arada oluyor işte öyle
Yuvarlak bir top koşuyor içimde
Dışarıda herkes gibiyim
Halbuki; bir mucize olsun diye
beklemiştim ölürken
O gün, öylece oturdun karşımda
Neden?
Sana gözlerimin altındaki
mor halkaları
hiç göstermedim
Kopya çektim kloserli bir aynanın
gövdesinden
Sandım ki, su içince, köpüklü kahve tadında
bir çikolatayı ısırdım
Hey burası Üsküdar
Fosforlu kızlar burada
Biraz aşağıya kay
Farkındaysan
Sen hep geciktin
Ben hep erkenden çıktım aşka
Ve hep defolu bir kadının üstünü
süsledim
yol boyunca
Karalama da diyebilirdim,
şiir de
Bu yüzden, bütün camların üstünü buharla kaplamak
yağmurun işiydi
Uzaktan da olsa izledim
Kadınlar bir sis perdesinin etrafına dizilmiş
arkası yarını
oynuyorlardı orada
Kimisi, yaralı
Kimisi, mutsuz
Kimisi de, hiç yoktu
Gördüm..
Nifensis
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.