0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
33
Okunma
Bir sabahın içinden yazıyorum...
Akşama yetişememiş bir gecenin,
hüznün son nefesinden,
çaresizliğin dilini yutmuş suskunluğundan...
Adını koyamadığım bütün yaralarımla,
konuşamayan kelimelerimin ağırlığıyla yazıyorum.
Ben...
Bu sevdayı, medcezirlerin kıyıya bıraktığı ayrılık acısından öğrendim.
Her gidiş biraz daha eksiltti beni,
her bekleyiş biraz daha çoğalttı yokluğunu.
Sılaya duyduğum hasret nice mevsimler eskitti.
Kırağı düşmüş bir gönül savaşından
yenik, bitap ve yorgun çıktım.
Sana olan vurgunluğum bile
içimde büyüyen bu yoksulluğa çare olamadı.
Şimdi, uğuldayan kulaklarımın içinde
annesini arayan bir yavrunun sesiyle sesleniyorum sana...
Duymayacağını bile bile...
Dönmeyeceğini bile bile...
Aşk dedikleri bu hastalıkta
gönül harbine yenilmiş bütün yüreklerin diliyle yazıyorum.
Şifa bekleyen,
ama yarasını sevmekten vazgeçemeyenlerin diliyle...
Acıyla yanan gecelerden,
sızısı dinmeyen hasretin koynundan,
cevabını hiçbir aynada bulamadığım
o derin iç sesimden yazıyorum.
Kararmış ruhumun en kuytu köşesinden,
bir çığlığın sessizliğine sığınarak sesleniyorum sana.
Meğer ben,
gidene gurbet dediğim yerin
bir gün kalana da gurbet olacağını bilmeden sevmişim seni.
Şimdi içimde biriken cümleler
adını satırlara bırakmak istiyor.
Fakat ne kadar yazarsam yazayım,
içimde yaşayan seni
hiçbir mısraya sığdıramıyorum.
Çünkü bazı insanlar anlatılmaz...
Yaşanır...
Bazıları unutulmaz...
Sadece özlenir...
Ve bazı sevdalar vardır;
kaleme değil,
ömrün en derin yerine yazılır.
Ben de seni,
ömrümün silinmeyen yerine yazıyorum...
sema polat✒️
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.