0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
127
Okunma
Gecenin en sarp, en zifiri yerinde tutuşturmuştuk biz bu meşaleyi.
Hani bir umut demiştik;
Buz tutmuş çıkmaz sokaklara bir damla sıcaklık düşer,
Çatlamış, kurumuş toprağa fırtınanın ardından bir avuç bereket iner sanmıştık.
Şehrin en yalnız, en garip köşe başında,
Poyraza karşı sipör ettiğimiz o cılız ateş,
Meğer koca bir felaketin, zifiri bir yangının habercisiymiş de görememişiz.
Bir umut işte…
İnsanın kendi göğüs kafesine kurduğu en tatlı, en zehirli tuzak.
Biz o itfaiye sirenlerinde, o buğulu pencere pervazlarında az mı sabahladık?
Gece yarısı şehre giren her uzak tren sesini vuslat müjdesi sandık,
Ufukta süzülen her yabancı gölgeye senin adını giydirdik.
Zaman takvimlerin yapraklarında boğulup giderken,
Biz, kaburgamızı döven o telaşlı ritmin peşinde harcadık ömrümüzü.
Oysa çark tersine döndü; demir pas tuttu, raylar kırıldı, yol bitti.
Bir umut diye avuçlarımızda büyüttüğümüz ne varsa,
Şimdi parmaklarımızın arasından kayan soğuk bir enkazdan ibaret.
Ne o duraklarda nöbet tutacak derman bıraktın bende,
Ne de adını fısıldayacak temiz bir nefes.
Kabullenmek meğer en kalleş, en keskin bıçakmış adamın böğrüne saplanan;
Bile bile ateşe yürümeyi değil de,
O sarhoş uykudan böyle uyanmayı hazmedemiyor insan.
Artık ne bir satır mektup beklerim senden, ne bir selam, ne dağ gibi bir iz.
Mürekkep kurudu, kalem kırıldı, o ağır defter sonsuza dek kapandı.
Bu yorgun şehirde şimdi senin adın değil,
Yokluğunun o gaddar, o buz gibi yankısı hüküm sürüyor.
Sen gittiğin o meçhul yerde unutmanın hafifliğiyle salınırken,
Ben kendi sahnemde, kendi kimsesiz veda törenimde
Sen herif, tek başıma ve dimdik indiriyorum bu kapkaranlık perdeyi!
Bitti işte…
Bütün yollar sustu, bütün lambalar tek tek söndü.
Sana bıraktım bu yıkık kentin bütün viranelerini, bütün karanlığını.
Bir umutla tutuşturulmuştu bu hikâyenin fitili,
Şimdi uçsuz bucaksız, devasa bir sessizlikle noktalandı.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.