1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
47
Okunma
Vird
Göğsümün derininde bir parça nefes,
Durmadan kavuruyor sızımı.
Gözlerimden süzülen her damla,
Bakışlarımın en korunaklı yerinden vuruyor beni.
Varlığını en gizli çeperlerimde büyüttüm de
Bazen kendime soruyorum:
"Kavruldu sızım" diyen bu yürek, böyle kolayca ayaza yoldaş kalır mıydı?
Eğer gerçekten gizleseydim hissiyatını, ömür böyle bir çırpıda kurur muydu ortasından?
Bilmezdin; aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Bir yakarış yolladım Hakka,
Dudağımdan dökülen her hecenin sırtında.
Adını ayırmadım ne aydınlık gündüzden
Ne de o zifiri, karanlık geceden.
"İsyan etmek yerine talebine azıcık kanaat, bir parça rıza sığdırsaydın" dedim kendime.
Kelimeler tam dile gelecekken, bir an olsun duraksasaydım bu meşkte;
Belki birazcık mühlet verseydin bana, o kurak merhametini aşka harmanlardım.
Şimdi mahrum bırakma beni lütuftan, o zarif sîmandan ve selâmından;
Çünkü aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Kavuşma ümidiyle yüklü o sesin,
Dünyadaki yegane hakikatimdir artık.
Hasreti diline vird edinen, solan bağrımdaki şu çaresiz nebat gibiyim.
Soluğum tam ortasından kesilirken, hayata susamıştım açıkçası;
Özlemine kestiğim kefaretler yüzünden sükuta gömülmüştü içimin bütün acısı.
Şimdi avazım çıktığı kadar diyebiliyorum: "Ruhum yalnızca sana meftun, can mülküm, ey sebatım!"
İşte tam da bu itiraftı bunca zaman dilimi bağlayan.
Aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Arş sarsılıyor bak,
Bütün zerreler birer birer serpiliyor başıma.
Sînem kan ağlasa ne çıkar? Tek bir ipucu bile vermem sırdaşıma.
İstesen, o savrulan zerreleri toplar avuçlarının içine bırakırdım hemen;
Düşürür müydüm hiç senin adını zulmün ve zalimin diline bilerekten?
Sen de ne olur böyle sitemkar yüklenme bana, zaten ömrümün ecel telaşındayım.
Sitemle dokunduysa mızrabım kalbinin teline, inan ki tamamen istemeden...
Aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Benim kabilimden seven adamlar,
Yaban ellerde mahlassız, kimliksiz göçer bu dünyadan.
Gülmez yüzleri; talihsiz, nasipsiz ömürlerini bir hasat gibi tek başlarına biçerler.
Asla adsız ve izsiz kaybolamazlar aslında, yazgıları kara da olsa bensiz feraha çıkamazlar.
Ne bir mülkleri bulunur ne de sığınacak bir mültecaları;
O mülksüz sandıkları gönül haneni vallahi hiçbir zaman anlayamazlar.
Yoksulca geçip giderken ömrün kıyısından, şunu bildim:
Aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Sînemde muhafaza ettim aşkını,
Topraksız kalmış bir naaş misali.
Dallarıma kadar geldin de koklamaya kıyamadım, hüzünlü bir sonbahar yaprağıydın sanki.
"Koklamadım" diyorum ama yaprağımı insafsız bir bozkıra savurur gibi bıraktım.
Kuraklığın o amansız direncini kendi dimağımda kavurur gibiydim;
Sanki aşkımızın ufkuna kendi ellerimle son çizgiyi çeker gibi,
Kavurdum ruhumu, yaktım geçtim sonsuz bir susuzluk timsali gibi.
Aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
Büründüm nihayet bir aşık kisvesine,
Eski bir abdalın hırkasını geçirdim sırtıma.
Aşığa hiç sormadım gerçekten, o abdalın sinesinde ne fırtınalar koptuğunu.
Yaradan, bin bir ümit lütfetti maşukun sevdasına;
Ben sadece ortak olmak istemiştim gönlündeki o büyük payenin en küçük parçasına.
Şimdi ortak olsun dilerim nasibim ömrünün kalan her nefesine;
Maşukun içindeki o büyük tutkuya ve Yaradan’ın içimize fısıldadığı o yüce sese...
Çünkü aklı firar etmiş bir er kişinin tutkusuydu yaşamak seni,
Göğsü cennet sızısıyla bezeli bir hâtunun kokusu vardı bu sevdada.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.