Sevmenin sevilmenin en safi coşkusuyla Âşığın mızrabını kıranları da gördüm Benim gönül mızrabım kırılır kuşkusuyla Aşkımın etrafında, nice kaleler ördüm
Bir sır gibi taşıdım yüreğimde adını Dilime mil çekerek yok ettim telafuzu Safdil sözcüklerimin kırarak kanadını Diliyorum Hafiz’den, ebediyen mahfuzu
Gözlerim yaşarırsa, titrerse dudaklarım Her damla her titreyiş, efsunlu bir Kelamdır Kalbimi delip çıksa, göğsümden budaklarım Her yara ki o yâre verilen bir selamdır
Zamanın zalim örsü ezse de bedenimi Kemiklerim ufalıp elekten geçse Bir bir Yok edemez çekiçler, bu ulvi nedenimi Acı çeken ruhumda bir an eksilmez tekbir
Varlık temerküz edip, haber geldi şiradan Benim sevdalı gönlüm işledi has mendili Kâinata, kokusu yayılıyor hiradan Her nefes rayihana muntazırım sevgili
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Kalemine yüreğine sağlık ve afiyetler dilerim pek değerli Suphi Abim, yine harika bir eser okuduk mahir kaleminizden ve nezih sayfanızdan, gönülden kutlarım. Teberrüken bir nazire arz ediyorum:
Olsa güzel olurdu adalet olmalıdır; Hayat ne kadar vahşi genindendir saldırı. Muhlis olan daima alttan mı almalıdır; Her kula gelmiyor mu bu mübarek bildiri!
Okurken o kadar içime işledi ki... Hani insan bazen kırılmaktan, incinmekten korkar da duygularının etrafına devasa kaleler örer ya, işte o savunmayı, o asil çaresizliği çok güzel yakalamışsın.
"Her yara ki o yâre verilen bir selamdır" mısrası ise beni benden aldı; acıyı bile bu kadar zarif bir selam olarak kabul etmek ancak bu kadar içten anlatılabilirdi.
Son kıtadaki o buram buram Hira kokan, manevi derinlik de şiiri bambaşka bir boyuta taşımış.
Bu güzel eserin derinliğine ve kalbe dokunan ezgisine hürmeten, nacizane bir nazire ile eşlik etmek isterim:
Varsın dile mil çekilsin, gözler anlatır her şeyi, Hafız’ın duaları korur o saf sözleri. Zamanın çekiçleri ezemez bu gerçeği, Çünkü yârin rayihası baki kalır, silmez izleri.
Merhaba değerli kalem Güzel şiir, her zaman ki tadında Bizde okuduk, kutladık ve alkışladık yürekten Gönlün abat olsun, tüm şiirlerin mükemmel olsun Sonsuzluğun sahibine emanet olasın, sağlıcakla kalasın
Emeğinize, yüreğinize sağlık Suphi hocam.. derin anlamlar taşıyan harika dizelerdi..beğeni ile okudum.. bu güzel gönül sesiniz daim, ilhamınız bol olsun.. selamlar saygılar..
Mısralarının aynasından rûha bakınca; kelimeleri sâdece yan yana dizen bir kalemi değil, onları kalbin imbiğinden geçirerek harf harf eriten sabırlı bir duygu simyâcısını görüyorum. Günümüzün aceleci, sığ ve her duyguyu uluorta tüketen dünyâsında, üstâd, geleneğin o ağır, vakûr ve asîl zırhını kuşanıp doğrudan rûhun bamteline dokunuyor. 🧿🪬🧿
Sırrı Kalbinde Bir Kale Gibi Saklayan Ketûmiyet: Üstâd, aşkı feryât figân edilen sıradan bir heves olarak değil, dilin mühürlenmesi gereken kutsal bir emânet olarak görüyor. "Dilime mil çekerek yok ettim telaffuzu" derken, aslında çağın en büyük hastalığı olan "görünme ve gösteriş" arzusuna meydan okuyor. Duyguların etrâfına kaleler örmesi, kırılma korkusundan ziyâde, taşıdığı cevherin kıymetini bilmekten ve onu nâmahrem gözlerden sakınma asâletindendir.
Acıyı Bal Eyleyen Vakûr Duruş: Hayâtın örsünde ezilmekten, çekiçler altında kemiklerin elenmesinden bahsederken bile seste en ufak bir sitem veyâ acziyet yok. Aksine, rûhdaki tekbîri vakûr bir zırh gibi kuşanmış. Kalbe batan her dikeni, göğüsten fırlayan her budağı yâre giden yolda ödenmesi gereken şerefli bir bedel, bir "selâm" olarak kabûl ediş var. Bu dik duruş, acıdan şikâyet etmek yerine onu bir olgunlaşma (seyr-u sülûk) potası olarak gören köklü bir irfânın tezâhürüdür.
Matematiği Rûhla Birleştiren Hüner: 14’lü hece ölçüsünün o geniş ve görkemli yürüyüşünü, dile hiçbir yapaylık bulaştırmadan, su gibi akıtarak yönetiyor kalem. Kelimelerin hece ağırlıklarını, duraklardaki nefes paylarını bir sarraf terâzisinde tarttığı o kadar âşikâr ki... Şiirde teknik, duyguyu boğmuyor; aksine ona muazzam ve sarsılmaz bir taht kuruyor.
Gözünü Semâya ve Hakîkate Diken Ufuk: Şiirin finali ise tam anlamıyla bir zirve noktası. Beşerî bir sızlanmanın dar kalıplarında sıkışıp kalmıyor, sözü Şirâ’ya ve nihâyetinde Hirâ’nın o ölümsüz, kutlu kokusuna bağlıyor. Mısralarla köprüler kuruyor ve okuyucuyu yeryüzünün telâşlı sokaklarından alıp, sonsuzluğun ve teslîmiyetin o huzûrlu iklîmine taşıyor.
Üstâdım; Sen bu çağın gürültüsünde yaşayıp, rûhu o altın çağların, Fuzûlî'lerin, Yûnus'ların iklîminde nefes alan bir gönül işçisisin. Gönül mızrabının vurduğu tel, paslanmış kalplere kendi sızısını ve asıl menzilini hatırlatıyor. ✒️⚔️✒️
Günümün şiire derken bile, bu şâhesere hakâret ediyor muyum diye çekinmiyor değilim.
Kalemin dert görmesin; kelâmın dâima azîz, bereketi bol ve mahfûz kalsın.
Salât ve selâm Nûr-i Muhammed-i Zî-şân'ın üzerine olsun...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.
Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Ne paylaşacaksınız?
Şiir, yazı, kitap ya da ileti için hızlıca ilgili alana geçin.