0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
45
Okunma
Geceyi sırtında taşıyan yaralı kuşlar geçti içimden…
Meltemler bile yanık kokuyordu bu şehirde.
Seher vakti geliyordu ama hiçbir sabah,
hiçbir yüreğin külünü diriltemiyordu artık.
Aşk; delilerin ellerinde büyüyen
yarım kalmış bir devrim gibiydi.
Bir beden aradı kendine,
bir çift göz, bir avuç merhamet…
Bulamadı.
Nehirler sustu sonra…
Sular çekildi damarlarımızdan.
Vapurlar karaya oturdu,
martılar bile göç etmeyi unuttu.
Ve Mem û Zîn,
yüzyıllardır olduğu gibi
yine birbirine kavuşamadı.
Zindan duvarları aşk ateşiyle çatladı o gece.
Demir kapılar ağladı,
kelepçeler pas tuttu.
Gökyüzü ilk kez konuştu insan diliyle;
yıldızlar, ölü annelerin ardından ağıt yaktı.
Botan sustu…
Bir dağın sustuğu yerde
bin insan yetim kalır çünkü.
Karalar bağladı bütün sokaklar.
Çocukların ellerinde taş değil,
yarım bırakılmış hayatlar vardı.
Ve Nevruz geldi sonra…
Bir kıvılcım düştü karanlığın ortasına.
Önce mum aleviydi;
utangaç, titrek, yalnız…
Sonra bütün şehri yakan bir yangına dönüştü.
Şimdi aramızda
bir “beko” kaldı yalnızca…
Bir de susuz bırakılmış,
çoraklıktan çatlamış gönüller.
Birbirine sarılmayı unutmuş insanlar
ve geceyi hâlâ omzunda taşıyan
yorgun çocuklar kaldı…
Barış Taşdemir Bt Şiirleri
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.