0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
52
Okunma
İddialar peşpeşe, her biri bir fecaat,
Sirkat izhar edilir, zannedilir şecaat.
Açıp bir bakın hele, içlerinde neler var:
Allah ve Rasûlünün arasinda bir duvar.
Akıl en büyük hakem, nakle değer vermiyor,
Bu nasıl bir anlayış ki akıl- sır ermiyor.
Manzara tam da şöyle: Bir cephe, iki kuvvet,
Bir tarafta Kur’an var, diğer tarafta Sünnet.
Bir başka iddia var: Din kocaman bir şirket,
Büyük ortağı Kur’an, diğer ortağı Sünnet.
Şimdi kime soralım, işin hakikati ne?
Bir delil gösterelim, iddia sahibine.
Bir bilene sormalı, gerçeği görmek için,
Sorulan suallere, bir cevap vermek için.
Ehl-i zikre sormayı ferman eylemiş Kur’an,
Bize düşen Kur’an’a başvurmak olur, el-ân.
Kur’an dinin kaynağı, kimse itiraz etmez,
Kur’an’ı yok saymaya, kimsenin gücü yetmez.
Bir mesele hakkında nizâ olduğu zaman,
Allah’a ve Rasûle götürün diyor Kur’an.
Allah’a götür demek, Kur’an’a sor demektir,
Bunu başka anlamak, sade/kuru emektir.
Rasûle arz eylemek: Ona sual eylemek,
Hayatta değil ise, "Sünnete başvur" demek.
Böyle izah etmiştir ulemâ bu ayeti,
Elbette başka anlar, bozuk olan niyyeti.
Hüküm vermek peşinen, Rasûle hiç sormadan,
Dediğine bakmayıp, biraz kafa yormadan.
Bu Yüce Kur’an, bu dîn doğru anlaşılır mı?
Hakk’ın murad ettiği öze ulaşılır mı?
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.