4
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
177
Okunma
Yaşım kırk beşe kavuştu,
Anlamadım nasıl oldu.
Ardımda kaybolan yıllar,
Bir virane fasıl oldu.
Dünya nedir, insan nedir?
İpe yaslanmış şuh güneş,
Sereserpe yatıyorsun.
Göğsümün üstünde uyu.
Dargın mıyız karşı dağa?
Dilenerek batıyorsun.
Uyan söyle, zaman nedir?
Kurtçuklar deşer meyveyi,
Varlığın sırrı nerede?
Bu hakikati haykırmak,
İlelebet hasıl oldu.
Bembeyaz inciden mermer,
Yükselip duruyor yer yer.
Kimisi yüzünü asmış,
Mahşere kaldı secdeler.
Görkemli kapıdan geçtim,
Destur, kutsal sudan içtim.
Upuzun, geniş salonlar,
Birbirlerini kovalar.
Bu sarayda bir kral var:
Başında elmastan tacı,
"Medet!" diyor acı acı.
Zümrüt döşeli kaftanı,
Gör onda ayı, haftanı.
Ayağında yakut terlik,
Cıbıldaktır yüce mertlik.
Dedim: "Kabahatli kimse,
Alsın üstüne bu suçu.
"Kör gece, sağır topraklar,
Rüzgârdan ürken yapraklar,
Dedi: "Duyur sen herkese,
Sırtta taşımakta insan,
Kabahat büyüten harcı.
"Her şehirde, her haneden
Günah gelip derelerden,
Tüter isli bacalardan
Üfül üfül, burcu burcu.
İlim çöplükte kiracı,
Zülfikâr’a değer ucu.
Delide akıl ilacı,
Aç kapıyı yüce hancı!..
Serhat Aygün Tüfekçi
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.