0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
93
Okunma
Kalem sanıldığı kadar masum değildir
Zihnimde paslı bir çivi ağzımda metal tadı
Şair ki kendi kalbine damlayan bir zehirdir
Söyle bana hangi şair celladıyla el sıkışmadı
Çocukluğum orada durur birer tetikçi gibi
Bir cellatla aynı sofraya oturmanın vaktidir
Şair ki kendi kazdığı hendeklerde dip diri
İçimde bir kıyamet ruhum manada erir
Kelimeler üstüme kapanan bir tabut kapağı
Mürekkebin değil hıncımın akıttığı cerahat
Şair ki kendi gölgesini döven şarhoş çırağı
Harf harf büyür içimde susturulmuş bir feryat
Dünya bir urgan gibi boynumda salkım saçak
Yazdıkça yaklaşırım ruhumdaki o ilahi mahşere
Şair ki kendi cesedini bir ömür sırtında taşıyacak
Dönerim muhakkak bir gün içimdeki o şehre
İnanmam ben kelimelerin ipekten yalanlarına
Elimde kendi küllerimden kazıdığım bir ferman
Şair ki her gün yeniden düşer kendi tuzağına
Hükmünü verir o celladına hiç acımadan
Eğilip asla almam yerdeki o paslı mirası
Göğsümde dalga dalga şahlanan haklı öfke
Şair ki kendi ruhuyla bitmeyen bu kavgası
Saplanır boğazına tarihten büyük bir leke...
Ne kefen paklar beni artık ne de musalla taşı
Adım çoktan kazındı idamlıklar siciline
Şair ki celladıyla kendi verir bu son savaşı
Cellat da ben mahkum da düşer tarihin küllerine
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.