1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
65
Okunma
Kırk beş ay… Dile kolay, neredeyse dört yıl. Birbirlerinin sesine alışmış iki kalp, aynı hayalin içinde büyümüş iki insan. Ama hayat, yollarını sık sık ayırmış; aralarına mesafeler, zorunluluklar, bekleyişler koymuştu.
Uzun süren bir ayrılığın ardından o gün nihayet gelmişti. Kalabalığın içinde göz göze geldikleri an, geçen aylar bir anda eriyip gitmişti. Sarıldıklarında zaman durmuş gibiydi. Hasret, yerini derin bir huzura bırakmıştı. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki… Ama aslında en çok susarak anlaşmışlardı. Çünkü özlem, kelimelerden daha yüksek sesle konuşur.
Birlikte geçirilen o kısa zaman, sanki zamana meydan okuyan küçük bir mucizeydi. Kahkahalar, yarım kalmış cümleler, gözlerdeki parıltı… Her anı, yeniden ayrılacaklarını bilmenin gölgesinde daha da kıymetliydi.
Ve sonra o an geldi. Vedanın soğuk yüzü usulca aralarına girdi. Eller yavaşça ayrıldı. Gözler son bir kez birbirine tutundu. Kimse “ne zaman tekrar?” diye sormadı. Çünkü cevabı yoktu. Belirsizlik, vedayı daha da ağır yapıyordu.
O an, kalbe çöken duygu sadece hüzün değildi; biraz korku, biraz özlem, biraz da çaresizlikti. Sanki zaman yeniden ikiye bölünmüş, bir parçası orada kalmıştı.
Ama yine de biliyorlardı… Bu hikâye bir veda hikâyesi değildi. Bu, sabrın ve sevginin sınandığı bir yolculuktu. Her ayrılık canlarını acıtsa da, kavuşmanın umudu içlerinde yaşamaya devam edecekti.
Çünkü bazı sevgiler, mesafeyle azalmaz. Sadece biraz daha derinleşir.
Ahhhh bu vedalar olmasa,
Kalpler bu kadar yorulmasa,
Veda sözlükte olmasa,
Hoşça kal dilime dolmasa,
Ahhhh bu vedalar olmasa,
Yollar ayrılık taşımassa,
Hasret kapımızı çalmasa,
Sevda hep kalbimde kalsa.
Ahhhh bu vedalar olmasa
Zaman aşkı sınamasa,
Kader önümüze çıkmasa,
Veda adını anmasa,
5.0
100% (3)