0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
84
Okunma
O kara gözün ta kendisi olan bela girdabına bakarken,
Daldım gittim kara toprağa.
Ezeli bir davet gibi içine çekti boğdu beni;
Mezar taşı gibi o gururlu dimdik duruşun.
İçimde gömdüğün toprağa ektiğin o matem fidanını;
Bilmezdim ki... Bir gül demeti sanıp ona yordum.
Büyüyüp sarmalayınca gerçeğe teslim oldum;
Can parçalayan bir sızıyla o zehirli diken istila edince, kan dolu göğsümü...
Ayn-ı çeşm-i kara girdâb-ı belâya nazar ederken,
Hâk-i siyaha lâ-yakal oldum.
Davet-i kadîm gark etti beni;
Habs-i ebedî misâli, mağrur-ı ezeline hapsoldum.
Bende defnettiğin hâke zer-ettiğin nihâl-i mâtem;
Bilmezdim ki... Bir deste-i verd sanıp ona yordum.
Büyüyüp sarmalayınca teslim-i hakikat eyledim;
İstila edince cân-güdâz bir sızıyla hâr-ı zehr-âlûd, sine-i pür-hûnum...
5.0
100% (1)