4
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
76
Okunma

İçimde bir yerlerde paslı bir çivi var,
ne zaman seni düşünsem biraz daha derine çakılıyor.
Söküp atmaya gücüm yetmiyor,
öylece kabuk bağlamasını bekliyorum bu kanayan boşluğun.
Artık canım acımıyor diyebilmeyi isterdim,
ama hissizlik, acıdan daha ağır bir yükmüş meğer..
~~
Mutfağın masasında bıraktığın,
o yarım bardak su bile benden daha canlı şimdi.
Toz tutmuş her şey,
Dokunsam dağılacak bir hayatın içindeyim.
Televizyonun karıncalı ekranına bakıp saatlerce susuyorum,
Kendi sesimi unutacak kadar derin bir sessizlik bu.
Senin gidişin, sadece bir veda değilmiş;
bir cesedin soğumasını beklemekmiş
Her saniye biraz daha kaskatı.
~~
Yastığındaki o bir tek tel saç,
Koca bir ordudan daha güçlü duruyor karşımda.
Atamadım, kıyamadım, sanki onu da kaybedersem tamamen yok olacaksın gibi.
Delilik mi bu?
Belki.Ama senin yokluğunla aklımı korumak,
Seni sevmekten daha zor.
Çarşafların kokusu bile yabancılaştı artık,
her şey seninle beraber kimlik değiştirdi.
~~
Buzdolabının üzerindeki o eski notlar...
"Süt almayı unutma" demişsin birinde.
Sütü aldım, bozuldu, döktüm ama o kağıdı söküp atamadım.
Küçük bir kağıt parçası nasıl olur da insanı bu kadar nefessiz bırakır?
Hayatın o sıradan detayları
şimdi birer işkence aletine dönüştü,
her baktığımda biraz daha eksiliyorum.
~~
Dışarıda yağmur yağmıyor,
Sanki gökyüzü de kurumuş benim gibi.
Toprak çatlak, ruhum darmadağın...
Eskiden olsa dizlerine yatıp dinlenirdim,
şimdi o dizlerin hayali bile dizlerimi titretiyor.
Bir insanın yokluğu, nasıl olur da bütün bir yerçekimini yok eder?
Ayaklarım yere basmıyor, boşlukta savruluyorum.
~~
İlaç şişelerinin arasında arıyorum bazen seni,
belki bir uyuşukluk, belki bir sızma hali getirir gölgeni.
Ama kimya bile çaresiz bu içimdeki zehre karşı.
Senin sevgin damarlarımda bir iltihap gibi yayılmış,
ne iyileşebiliyorum ne de ölebiliyorum bu yarım kalmışlıkla.
Araf tam olarak burası galiba.
~~
Gece yarıları telefonun ekranına bakıp ismini arıyorum rehberde.
Aramıyorum, arayamıyorum...
Sadece orada olduğunu, o harflerin yan yana durduğunu görmek yetiyor.
Birkaç harfe sığdırdım koskoca bir ömrü,
sen o harflerin çok ötesinde, başka bir hayatta gülüyorsun muhtemelen.
Ben o harflerin mezarlığında bekçiyim sadece.
~~
Eski bir hırkan kalmış kapının arkasındaki askıda.
Giydim dün gece, sanki sarılmışsın gibi hissettim bir an.
Sonra kollarının boşluğu çarptı yüzüme,
kendi kendimi kucaklamanın acizliğiyle yere çöktüm.
Bir kumaş parçası bile benden daha çok sen kokuyor,
ne acı değil mi?
~~
Gözlerimin altındaki o koyu halkalar,
senin uykusuzluğun değil,
benim bitmeyen bekleyişimin izleri.
Kimse görmüyor, herkes "yorgun görünüyorsun" diyor.
Yorgun değilim, ben yıkıldım;
bir binanın çöküşü kadar gürültüsüz ama o kadar kalıcı.
Enkazın altından sağ çıkmaya niyetim de yok zaten.
~~
Pencerenin önündeki o kuruyan çiçeğe su vermeyi bıraktım.
O da benim gibi ölmeyi hak ediyor,
senin dokunmadığın her şey gibi...
Yaprakları döküldükçe kendimi görüyorum o saksıda,
kökleri çürümüş ama hala ayakta durmaya çalışan bir ceset gibi.
Çürümenin de bir onuru varmış meğer.
~~
Bazı akşamlar ismini bağırıyorum boş odalara,
belki duvarlar acır da bana geri verir sesini diye.
Ama yankım bile dalga geçiyor benimle,
"gitti" diyor her çarpışında yüzüme.
"Gitti" kelimesi, lügatimdeki bütün kelimeleri yuttu,
başka bir şey söyleyemedim.
~~
Şimdi bu loş ışığın altında, ellerim titreyerek yazıyorum son mısraları.
Bir sonu yok bu hikayenin, bir vedası da yok...
Sadece sessizce geri çekilmek var,
senin olduğun her yerden, kendimi de alıp gitmek.
Ama nereye gidersem gideyim,
o bıraktığın kirli ve ağır izi ruhumdan silemiyorum...
Cemre Yaman
5.0
100% (3)