Prof. DÜRR'ün bilimsel TEKLİK ve ölümötesi yaşam anlayışı
1,440 izlenme   |   44 yorum   |   Sıralama:
Sonraki Sayfa »   Son »
Yorum Yaz
hayatyolu
#Mülk Allah'ındır!!!Kuran,infak et ve ihtiyacından fazlasını dağıtın diyor!


Prof. DÜRR'ün bilimsel TEKLİK ve ölümötesi yaşam anlayışı

İnsanlığın problemlerini çözmek için hangi düşünceye sahip olmamız gerekiyor?
Dünya görüşlerimiz halen mekanik/madde ağırlıklı, böyle olduğu için kısıtlı kalıyor. P.M. Magazin
05/2007


Başlangıçta Kuantum Ruhu vardı
İnsanlığın problemlerini çözmek için hangi düşünceye sahip olmamız gerekiyor? Dünya görüşlerimiz halen mekanik/madde ağırlıklı, böyle olduğu için kısıtlı kalıyor. İnsani değerlerimiz her geçen gün biraz daha ezilmekte. Fizikçi Hans Peter Dürr geleceğin anahtarını Kuantum teorisin temelinde yatan yeni bir gerçeklik anlayışında görüyor.

Bizler için kuantum fiziği halen tam çözülmüş değil. Oysa tam olarak doğanın mantığına denk düşüyor! Doğada, parçacıklar dalgalar gibi, dalgalar ise parçacıklar gibi davranıyor. Bu belirsizlik, bütün hayatın kaynağına işaret eden, bilgiden ibaret olan, orjinde var olan evrensel bir kod. Bazı kuantum fizikçileri tarafından savunulan bu teori yeni bir dünya görüşünden başka bir anlam taşımamakta. Bunu kabul etmek o kadar kolay değil. Eğer yaparsak gezegenimizde yaşayışımızla ilgili yepyeni imkânlar keşfedeceğiz.

Sayın Profesör Dürr, maddeyi nasıl tanımlarsınız?
Aslına bakarsanız madde diye bir şey yok. En azından bizim bildiğimiz şekliyle yok. Yalnızca ilişki yapıları, sürekli dönüşüm ve hayatiyet söz konusu. Biz bunu tasavvur etmekte zorlanıyoruz. Gerçekte maddesel temeli olmayan bir ilişki mevcut. Biz bunu ruh olarak da adlandırabiliriz. Bunu bizzat yaşarız ama kavrayamayız. Daha sonra madde ve enerji ortaya çıkıyor. Adeta katılaşan, pıhtılaşan bir ruh misali. Albert Einstein`e göre madde enerjinin seyrelmiş şeklidir. Maddenin alt yapısı gerçekte seyrelmiş enerji olmayıp tamamen kendine özgü bir canlılıktır. Biz bunu bilgisayardaki yazılıma benzetebiliriz.

Yani orjin temel bedensiz bir şekilden ibaret? Bize bu düşünce çok yabancı geliyor.
Evet, bu bizim dar düşüncemiz. Bizler ilk olarak, ilişkisel yapıları anlamamızdan önce maddeleri düşünmeliyiz. Sevgiyi ele alalım. Biz sevgiyi, örnek olarak iki insanın birbiriyle olan ilişkisi olarak tasavvur ediyoruz. Ama sevgi tek başına bizim tasavvurumuzda çok güç ele alınıyor. Seversek, o zaman durum ayrı tabi.

Kuantum fizikte tam burada söz konusu mu?
Bir bakımdan evet, fakat kavramlar bile bizi yanıltıyor. Bu dilin bir sorunu. Bizler beraberlerinde fiillerde kullanmak zorunda kaldığımız halis maddeleri konuşmalarımızda kullanıyoruz. Bu düşüncelerimizi baskı altına alıyor. Kuantum fiziği konuştuğumuzda fiiller dili kullanmak zorundayız. Atomaltı kuantum dünyasında maddeler, nesneler, duyularımızla kavrayıp algıladığımız şeyler yok. Yalnız hareketler, süreçler, bağlantılar, bilgiler söz konusu. Burada adlandırılan kavramları da bizler dilimize şöyle çevirebiliriz: Hareket ediyor, sona eriyor, birbiri ile ilişki içinde, birbirinden haberdar. Bu sayede hayatiyetin orjini hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Doğrusunu söylemek gerekirse, biz tahmin ediyoruz ve hayatımıza geçiriyoruz.

Neden bunu kavramakta zorlanıyoruz?
Çünkü beynimiz kuantum fiziğini anlamak için eğitilmemiş. Beynim bana esas itibariyle beslenme ihtiyacım için ağaçtan elma koparmamda yârdim ediyor. Bizim güncel konuştuğumuz dil „elma koparma lisanı“. Bu dil aşırı derecede hayatiyetimize hizmet için yapılandırılmış. Herhangi bir faaliyette bulunmadan önce, bizi arzu ettiğimiz hedefe vardırıp vardırmadığını düşüncelerimizden geçiririz. Bu iki yönlü mantıktır. Fakat bu iki yönlü evet-hayır mantığı doğanın mantığına uymaz. Kuantum fiziği doğayı daha iyi tanımlar, çünkü kuantum dünyasında daha fazla mantık değeri hüküm sürer. Evet – hayır haricinde, böyle de olabilir, fakat söyle de olabilir mantığı vardır. Bizler buna alışmalıyız.

Tam olarak ben bu tasavvura alışamadım.
Tamam, işte şimdi doğru yolda ilerliyorsunuz. Tasavvur ettiğiniz sürece yanılıyorsunuz demektir. Elektronları ele alalım. Yani bilebildiğimiz kadar, gerçekte var olmayan fiziksel bir tanecik. Aslında ortada daha çok büyük bir şey var. Islak karlı bir alanı değişken bir sistemi seklinde gözlemleyelim. Burada küçük bir ayak büyük bir çığa sebep olabilir. Eğer bir sarkaçi ters, yani kafasını üzerine koyarsanız yine öyle değişken bir sistem meydana geliyor. Orada dışardan gelen küçük bir etken sarkacı sağa veya sola düşeceğini belirler. Kafamızda şekillendirdiğimiz iki yönlülükte değişken bir sistemdir. Dışarıdan gelen çok küçücük bir etki bu iki yönlülüğün ya sağa ya da sola çevirir.

Elektronun var olmadığını mı söylüyorsunuz?
En azından bilebildiğimiz tanecik seklinde olmadığını söylüyorum.

Peki nasıl?
Kullandığım dilde ben tanecikleri eylem veya olaysı olarak adlandırıyorum. Herhangi bir tesir ve oluşum yapan gerçekliğin çok küçük bir telaffuzu.

Kuantum fiziği paradoks bir şekilde anlatıyorsunuz, böyle anlatımlar ancak mistik yazılarda görürüz.
Evet, eğer kuantum fiziğini günümüz konuşmasına çekersem bir çelişki oluşuyor. Eğer size belirsiz gibi geliyorsa tamamen haklisiniz. Gerçek bize belirsiz gelir. Çünkü bütün ifadeler sonsuz şekilde çok yönlüdür. Fizikte biz söyle deriz: Gerçeklik realite değildir. Gerçeklikten anladığımız nesnelerin dünyası, maddeler ve onların düzenleridir. Bu dünyayı eski fizik kendisindeki mekanik değerlerle tasvir eder. Bu yönüyle bakarsak eski doğa bilimleri yanlış değildir. Fakat bu kavram yalnızca günlük hayatta kullandığımız ve tamamıyla bize Yeten kaba duyular için geçerlidir. Bu da bizim günlük yaşantımız için oldukça yeterli. Yeni fizikteki Gerçeklik bir potansiyellik arz eder, yani çeşitli şekillerde madde-enerjisel olarak bedenleşebilen olabilirlikler dünyasıdır. Bu yüzden atom ve parçacık kavramlarını kullanmak istemiyorum, bunların yerine Eylemcik veya olaycık kavramlarını tercih ediyorum. Eylemcik çok küçücük bir süreçtir.

Gittikçe artan bu belirsizliğe rağmen ne demek istediğiniz gitgide anlıyorum. Bu biraz coşkun ve ateşli bir anlatımı olan, toplumun ortak veya şairin kişisel duygularını yansıtan şiir (Lirik) okumak seklinde. Kesin olmayan, hareket alanı geniş olan şiir. Bana bunu çağrıştırıyor. Muhtemelen ne anlatılmak istediği hissediyorum.
Sezgi bunun için uygun bir kelime. Sezgi algılanabilirliğe işaret ediyor. Duygularımızla daha az zorlanıyoruz, çünkü duygularımız bu anlamda hep biraz belirsizdir. Onlar hep hareket halindeler, onların sınırları değişkendir.

Hislerimiz bu bağlamda biraz belirsizdir. Onlar eylemdir, sınırlarında cereyan ederler. Biz herhangi bir şeyi içimizde hissettiğimizde, biz bunu içimizde bir şey çağrışıyor şeklinde açığa vururuz. Buna bir çok yönlü rezonans olarak hissederiz. Kuantum fiziğindeki alanlar madde ötesi olmaktan ziyade ayni zamanda bizim inandığımız üç boyutlu alanlarla ilgisi olmayan tamamen faklı alanlarda tesir eder. Bu tamamen saf bir bilgi alanıdır, Kuantum kodu seklinde. Bunun kütle ve enerjiyle ilgisi yoktur. Bu bilgi alanı yalnız benim içimde olmayıp bütün evrene yayılmıştır. Evren tümeldir, çünkü kuantum kodu sinir tanımaz. Yalnızca Tek`lik vardır.

Bununla siz, tümel birlikten, Ben in hüviyetinden ve dış dünyadan söz eden Hint filozoflarına yaklaşıyorsunuz. "Tat tvam asi" klasik anlatımıyla: Sen O'sun.
Evet, aslında bu ifadeden de ötedir ve Sanskrit deki Advida ile daha iyi ifade ediliyor. Advida ikilik- olmayan anlama geliyor. Tam olarak ilk hece A bir yok olma ifade etmiyor, bu A bize bölmek veya parçalanmaktan konuşmanın uygun olmayacağını bildiriyor.

Bölünemeyen.
Nihayetinde tek yapıya sahibiz. Fakat bu tek yapı farklılaşmıştır. Ben bir resmi incelediğimde ve resimdeki güzelliklerden söz ettiğimde, bu tek resimdir. Eğer ben resimdeki ayrıntıları gösterdiğimde, örnek olarak Madonna`nın gözlerini, o zaman teklik içindeki farklılıklara, çokluğun içindeki bütüne ait olan tek bir öğeye değinmiş olurum. Madonna`nın gözü resimden bir parça değil, aksine yalnızca bir telaffuz. Ben gözü resimden kesip çıkarmıyorum, aksine dikkatimi resimin bir bölgesine veriyorum.

Bu, denizin su damlacıklarından oluşan bir ağ yapıdan fazlası mı olduğu anlamına geliyor?
Evet. Bir su damlası temel olarak denizin dışında oluşuyor. Ama denize düştüğünde su tanesi kavramı anlamını yitiriyor.

Eski mekanik doğabilimin günlük hayatımızda büyük bir itina ile isleyişini sürdürdüğünü söylerseniz, o zaman Kuantum fizik bütün bu tarif edilen anlayışlar ışığında maddesel hayatimiz içinde hangi anlama sahip olmalı?
Her canlılık dediğimiz şey de günlük yaşayışımızı da katarsak, bir anlam teşkil ediyor. Eski mekanik fizik ilk etapta belli doğa kanunlarıyla nesnelerin gerçekliğini ele alıyor. Bu aşamada yaşayan ve yaşamayan arasında fark gözetilmiyor. Ağaçtan bir elma düşürdüğünüzde, bunu yerçekimi kanunu izliyor ve elma yere düşüyor. Nesnelerin dünyası durağan sistemin dünyası oluyor. Bu sistem belirleyici ve önceden tayin edici oluyor. Mekanizma tamamen belirleyici anlamına geliyor. Fakat yasayan bir sistem için mekanikçi tanım yetmiyor. İnsan gibi yasayan bir yapı temel olarak değişken bir sistemdir. İnsan görülebilen durağanlığını dinamiksel dengeleme ile muhafaza eder. Bunun içinde sürekli bir enerji tedariki gerekmektedir.

Siz kuantum fizikçisi olmakla beraber ayni zamanda 1987 den beri görevli olduğunuz barış hareketi dolayısıyla alternatif Nobel ödülüne layık görüldünüz. Kuantum fizikçisi Dürr ne derecede politikadaki Dürr`ü etkiledi?
Kuantum fiziği bize gerçekliğin büyük akılsal bir bütünlük olduğunu, aynı zamanda dünyanın ve geleceğin parlak olduğunu söylemekte. Kuantum fiziği olasılıklarla doludur. Bu olasılıkların içinde fevkalade cesaretlendiricilik ve iyimserlik söz konusudur. Hepimizin genel olarak kabul ettiğinden daha fazla büyük olan bir dünyada yasıyoruz. Ve biz bu dünyayı şekillendiriyoruz. Bati tüketim kültürümüz, hayat sigortamızı oluşturan ekonomik dünya rekabeti bütün bu olasılıklarımız içinde küçücük bir hücreyi oluşturuyor. Buna rağmen birçok insan ekonomik gerekliliklerin doğa kanunları gibi olduğuna inanıyor. Hayır, aksine bunlar insanlardan kaynaklanan mecburiyetlerdir.

Bu yanılgıya nasıl gelindi?
Bu eğitimimizin bir parçası. Biz umudumuzu yitirdiğimizde, ekonomik ve teknik baskılar altında kaldığımızda, önemli bağlantıları dikkate almadığımız zamanlar ödüllendiriliyoruz. Ama böyle bir yasam bicimi hayata karşı bir düşmanlıktır. Benim kazancım aynı anda başkasının kazancı olursa, ortaya çıkan getiri bireylerin tek başına yaptığı kazancın toplamından daha fazla olur. Doğada uzun vadeli sadece böyle yasayanlar hayatta kalabilir. Günümüzde genç insanlar bunu yasayamıyorlar, hayatta tek başına mücadele ediyorlar ve beraberce bir gelecek inşa edecekleri yerde karşısındaki insanlarla mücadele etmek zorundalar.

78 yaşındasınız. Ölüm ötesi hayata inanıyor musunuz?
Çok enteresan bir soru. Biz sadece maddeyi ve dokunabildiklerimizi yaşadığımız hayat diye adlandırıyoruz. Ölüm ötesi hayat aslında, çok daha büyük olan, her şeyi kuşatan gerçekliktir. Bu hayat, ölüm ötesi hayatın içindedir. Yani şu andaki hayatımız ölüm ötesi hayat tarafından kapsanmakta. Buradaki hayatımda kendi küçük hard diskimi kayıt yapıyor aynı zamanda sürekli olarak kuantum alanlarına yani gerçekliğin internetine de kayıt yapıyorum. O zaman bu kayıtlar beden ölümümden sonra kaybolmazlar. İnsanlarla yaptığım her konuşmamda ruhsal bütünlüğün bir parçası oluyorum. Ben ne kadar sen idiysem, o kadar ben ve diğer her şey ölümsüzdür.


Beğen

Canan Onuş
#HAYAT HER ŞEYE RAĞMEN GÜZEL




ceynan tarafından 7/26/2007 2:31:18 AM zamanında düzenlenmiştir.
Beğen

Ahmet Bektaş
#Bilmemek ayıp değil, hatta öğrenmemek bile ayıp değil. Ama bilmeden, öğrenmeden savunmak veya yermek ayıp ötesi. Ahmet Bektaş


Hayat statik değil dinamiktir.
Hayatı veren devamı için gerekli olanı da sağlıyor.
Bilgisayarın ekranındaki şiir sayfası hareketsiz görünüyor değil mi?
Fakat o sayfanın öylece hareketsiz durması için koskoca bir bilgisayar çalışıyor ve monitör enerji harcıyor. Bilgisayarı kapattığımızda kaydedilenler aynısıyla muhafaza ediliyor. Tekrar görmek istersek ulaşmamız mümkün. Yani bir defa vücuda gelmişse ikinci defa vücuda gelmesi zor olmuyor. Öldükten sonra da başka bir boyutta yaşamın devamı elbet mümkün.
Başka boyutu neden anlayamayız. Bunu bilsek belki biraz bakışımız netleşir. Bir örnek vermek isterim.
Masamızın üzerindeki beyaz kâğıda bir “Cin Ali” çizgi adam çizelim. Ve onunla farazi arkadaş olalım. Çizgi adamımız iki boyutlu, biz üç boyutlu (Zaman boyutunu saymıyorum) Çizgi arkadaşımız bizim Dünyamızı tanımak istedi ve bir cisim kendisine göstermemizi istedi. Biz de bir bilyeyi kâğıdın üzerine koyduk. Çizgi arkadaşımız küreyi bir nokta olarak algıladı. Çünkü geometrik olarak küre düzleme bir noktada dokunur. Daha iyi anlamak için kâğıdı jöle gibi yumuşak farz edelim. Bilyeyi biraz bastırdığımızda, çizgiden arkadaşımız daire gördüğünü söyledi, biraz daha bastırdık orta yere kadar daha büyük bir daireden söz etti, sonra küçülen daireden ve sonunda tekrar noktadan söz etti. Bilyemiz bir kutuptan öbür kutup noktasına dek jöle gibi kabul ettiğimiz kâğıt üzerinde hareket etti. Böylece tüm yüzeyi çizgi adam tarafından görüldü. Çizgi arkadaşımız önce bir nokta sonra daire sonra tekrar nokta gördü. Çizgi arkadaşımızın küre tanımı: Bir noktayla başlayan ve gittikçe büyüyen daireler ve ekvatordan sonra küçülerek bir noktada biten garip bir şekil oldu.
Yani gerçek olan âlemi bizim algılayışımız nakıs, eksik. Bu nedenle ahiret âlemini de tam bilemiyoruz. Tam bilememek olmadığına delalet etmiyor.
Saygılar.


Beğen

hayatyolu
#Mülk Allah'ındır!!!Kuran,infak et ve ihtiyacından fazlasını dağıtın diyor!


Merhaba Dostlar,
Amentü inancında,vel baasu bağdel mevft vardır.Baas olunduktan sonra dirilme yaşam olduğuna iman.Evet beyin bu bedende iken gereğini yapmalıyız.Beden öldükten sonra, bir daha, özüne ruhuna bir şey yükleyemezsin.Beyin, ana karnında iken, Allah'ın yardımı ile ruhunu üretir,yani canlandırır ve ruha yükleme yapmaya başlar.Tüm yaşamın boyunca,beyin ruhuna bilgiler yükler.Beyin dalgaları ile.Beden öldükten sonra,Kabir de ruh canlanacak.Ruh,beyinden öğrendikleri RUH AKLINA GELECEK.Ve kabirdeki,üç suale cevap vercek,eğer düzgün cevap verir ise,ALLAH,sistemini düzgün kavrayan bir beyinin ruhu ise cevaplıyacaktır.Aksi halde, oradaki,yaratıkların oyuncağı olacağını söylemek gerekir.Evet, o ruh da kendine göre bedeni olacak ve cevapları verebilen bir ruh'a bir kapı açılacak ve her yer asan olacak. Ta ki, kıyamete kadar, kıyametten sonra, eğer sonsuz yaşamayı hak edenler ve etmeyenler hepsi cehennem boyutundan geçecekler.Tabii sonsuzluğu hak edenlerde bir koruma kalkanı olacak ve karşıya cennet boyutuna geçecekler ve orada ruh larını da bırakıp,NUR olup sonsuza dek yaşayacaklar.Çünkü var olan varlık,sonsuz ve sınırsızdır.O nun ile olacaklarda sonsuz ve sınırsız olacak.Hak edemiyenler, bilinçlerindeki şirk kiri ile cehennem boyutunda arınacaklar.Dünyada bile insandan,süfli bir bilgi bilincinden kolay düşmediği ni göz önünde tutar isek...Dostlarım, bu beden sağ iken RUH NEFSİMİZİ(Bilincimizi)inşaa etmeliyiz.SELAM VE SEVGİLERİMLE...
Beğen

Ersoy
#


Edep ile hoş görünüzü dileniyorum.

affiniza siginiyorum, oldukça yorgun ve uykusuzum. son günleri biraz kötü geçiriyorum hoş görün:
konu başligini tam okuyamadim. sonraki mesajlar da iştahımı kabarttı ama garip bi dürtü ile en alttaki cevaba yani Sayin HayatYOLU'nun mesajina takildim.
Tekrar ediyorum hoş görünüze sığınarak birşeyleri farklı bildiğimi dile getirecegim:

"Beyin, ana karnında iken, Allah'ın yardımı ile ruhunu üretir,yani canlandırır ve ruha yükleme yapmaya başlar."...

(Yanlış biliyorsam affola)
ruh bedenden önce yaratılmıştır zaten(bu yorgunlukta hiç aklıma gelmedi, ayetlerle de sabit olduğunu sanıyorum)

"..Tüm yaşamın boyunca,beyin ruhuna bilgiler yükler.Beyin dalgaları ile.Beden öldükten sonra,Kabir de ruh canlanacak.Ruh,beyinden öğrendikleri RUH AKLINA GELECEK.Ve kabirdeki,üç suale cevap vercek,eğer düzgün cevap verir ise,ALLAH,sistemini düzgün kavrayan bir beyinin ruhu ise cevaplıyacaktır..."

biraz kavramları karıştırırsam hoş görürsünüz umarım,
bilmek ?
öğrenmek ?
akıl ?

Bu Üç kavram sizce tam olarak neyi ifade ediyor ?
Henüz Ben bunları net kalıplara oturtamıyorum.
(
beni anlamanıza yardımcı olacak birşeyleri anımsatayım
"Allah Ruhunu üfledi..."
"Allahtan geldik allaha dönecegiz"
"herşey allahındır"
)
Bence beyin aslında zaten ruhta var olan bilgileri deşifre etmeye çalışır.
kavramlar sadece insanlar için mi geçerlidir ? yeni dersek ? neye göre yeni?
hiç duyulmamış ?
"hiç" neleri kapsar ?
ilim Allah ındır...
(Dağılıyorum iyice toplanması güç bi şekilde, ah bi uyusam...)


"..."eğer sonsuz yaşamayı hak edenler ve etmeyenler ..."
Çok Sevgili Hayatyolu,
geçicilik bu dünyaya aittir. her insan(ve yanılmıyorsam şeytan hariç her yaratik, ebedidir.), iyi veya kötü olsun fark etmez cennette veya cehennemde sonsuz yaşamı sürecektir.
ayetlerle sabittir.
cehennem ve cennet ehli içinde yaşam sonsuzdur.


Lütfen unutmayın, amacim eleştirmek değil.
Sevgi ve Sağlıcakla,Selametle...
Beğen

hayatyolu

Sevgili Dost,
Ruhun,bedenden önce yaratıldığını bildiren bir ayet gösterirsen,siz haklısınız.Ya öyle bir ayet yoksa...Size,Ahmet Hulisi Efendinin,son kitabı YENİLEN,den bir cevaplar aktarsam...
Soru: P.M: Sayın Profesör Dürr madde dediğimiz aslında nedir?

Cevap: Aslında madde diye bir şey yok; en azından kabullendiğimiz anlamdaki şekli ile mevcud değil. Sadece bir oluşum var ki, sürekli bir değişim ve canlılıktan oluşmaktadır. Biz bunu tahayyül etmekte zorlanıyoruz! Temelde sadece bir ilişki sözkonusudur, maddi bir temele dayanmayan (maddesel bir yapısı olmayan) ilişki. Biz buna 'RUH' da diyebiliriz. Öyle bir 'şey' ki biz bunu ancak spontane yaşayabiliriz, dokunulacak bir şey değildir. Madde ve Enerji dediğimiz olgu, ancak ikincil olarak ortaya çıkmaktadır… Bir nevi ağır akışkan, sabitleşmiş RUH şeklinde GİBİ. Albert Einstein'e göre, madde, enerjinin sadece inceltilmiş şeklidir; temeli ise, daha ince (latif) bir enerji değil; çok daha farklı bir şey, CANLILIKtır. Bu olguyu bilgisayarlardaki software'e benzetebiliriz.

Evet dostum!..

Deniz bitti!.

Artık bitti bilim dünyasında, beş duyunun sana var sandırdığı kısır sığ anlayış!. Ve dahi bu çağdışı anlayış üstüne bina edilmiş her düşünce sistemi!

Bir çağ kapandı ve yeni bir çağ başladı bile… Hiç farkında olmasan bile!

Bu çağ da, Kurân ve Rasûlullah altın çağını yaşayacak deşifre edebilenleriyle!

Bilincini çıkar artık kozasından!

Evrene bak!.

Hücrelerine, DNA’larına, moleküler yapına, atomik katmanına-katmana, quarksal katmana “BASİR” olarak yönel!... “SEMΔ ile algıla!.. Seyreyle!.

Dünya yaşamında bunu gerçekleştiremezsen, böylece devam edecek boyutsal yolculuğuna ve sonsuza dek “a’m┠olarak kalacaksın!.

Bu gerçeklerden sonra düşün bakalım devletinin rejimini, siyaseti, hükümleri, fermanları!. Türkiye’de, Çin’de, Brezilya’da, İspanya’da İslâmi kurallara göre yönetilmeyen devletlerde yaşayanların hâlini!..

Namazını ikame edip mi’râcını yapıp, Rasûl’ün hakikatine ulaşabiliyor musun? Rabbi’ni tanıyor musun?... Hacca serbestçe gidip Kâbe’nin suretinden Hakikatine yolculuk edip amacına ulaşabiliyor musun?... Orucunu yaşayıp, bedenselliğinin istekleriyle kayıtlanmaktan arınıp, şuur boyutunda “Samediyet” hakikatine ulaşabiliyor musun? Sen mirasını istediğin gibi dağıttın da sağlığında elini bağlayan mı oldu!. Dilediği kadarıyla zekâtını, sadakanı istediğine verebiliyor musun?



Bak dostum…

“Hiç kimse ameliyle cennet boyutuna geçemez”! Duymadın mı bu gerçeğin vurgulanmasını?

“Âhir zamanda “La ilahe illallah” gerçeğini dillendiren cennete girer” açıklamasının neye dayandığını hiç düşünmedin mi; düşünemiyor musun?

Tanrı yoksa… Tanrı cehenneme atmayacaksa, Tanrı cennete sokmayacaksa!..

“Herkes elleriyle yaptıklarının sonuçlarını” yaşayacaksa…

“Hesap görücü olarak nefsin yeter” diye uyarılmışsan…

“Cennetlik” veya “cehennemlik” olan anasının rahmindeyken tesbit olunur uyarısı varsa…

Bedenselliğinin getirisi bencilliğini yaşayanlar varken yeryüzünde, “halife” meydana gelmişse… “Şuur”lu, yani “kalp” sahibi olarak yaşayan bir tür, açığa çıkarılmak istenmişse...

Evren içre evrenlerin hakikati olan kuvve (melek), yeraldığı boyuttaki işlevine göre isim alır.

Çoğu zaman, veri tabanına veya şartlanmânâ göre oluşmuş kavramlar dolayısıyla bir kısım kelimelerin gerçekte ihtiva ettiği anlamlardan perdelenir; yanlış fikirlere saplanırsın; bunun hiç de farkında olmazsın!.

“Yağmur damlası iki melekle yeryüzüne iner” diyen Rasûlullah’ın işaretini anlayamazsın ilmin olmazsa, saçma bulursun. Yağmur damlası denen suyun, Hidrojen ve Oksijen olarak adını koyduğumuz iki kuvveden (melekten) meydana geldiğini bilmiyorsan!.

Beyin, kendi derûnundan gelen meleki kuvve (?) ile programlanır (fıtrat)…

İşlevi ve geleceği bellidir!.

Yaşamsal devamını sağlamak üzere, daha dördüncü ayda, bizim ruh adını verdiğimiz ışınsal (dalga) bedenini üretmeye ve tüm zihinsel veri tabanını oraya yüklemeye başlar.

İnsan beyni madde olarak algılanan yapıda ulaştığı en mükemmel yapıdır!. Yeryüzünde ondan daha mükemmel ve muhteşem bir yapı yoktur!.

Esmâ mertebesinin, yaşamakta olduğumuz boyuttaki aynasıdır beyin!.

“Esmaül hüsna”daki bütün isimlerin işaret ettiği özellikler, kapasitesi kadarıyla beyinde açığa çıkmaktadır.

Beyinle de, ruhu oluşturmaktadır Allah!.

“RUH’umdan nefhettim”in anlamı, “esma mertebemizdeki mânâların açığa çıkma özelliğini bahşettik beyne” demektir. Yoksa tanrının ciğerinden gelen hava dudağından üflenmemiştir insanın toprak bedeninin içine!!! Burada “ruh” kelimesi, “bu işin ruhu” veya “Kurân’ın ruhu” tanımlamalarındaki anlamda kullanılmıştır. Dalga (wave) beden anlamına değil!

“Esma mertebesi”nden oluşmuş mutlak RUH’un hakikatinden (alâyı illîyin), yani sembolik anlatımla dairenin en üstünden başlayan katmansal algılama, beyinde esfeli safiline inmiş; beynin ürettiği ruh (dalga) bedendeki şuurla da tekrar yaratıldığı noktaya “alayı illiyine” doğru daireyi tamamlamak üzere yolculuğa başlamıştır.

Her insan, bu yolculukta, gidebildiği yere kadar gider, yaratılış amacına göre… Tıpkı spermler gibi…

“Dünya düzdür, herşey maddedir, görmediğim şey yoktur. Gökte tanrı vardır yeryüzüne de peygamberlerle fermanname yollamıştır” diye inanan geçmişte boğulmuş kozalıların bunu anlaması elbette imkânsızdır… Çünkü onlar da o basamaklar olarak yaratılmışlardır!.

Fe tebârekallahu ahsenül hâlikiyn!.

Evet, beyin hakkında bir hususa daha dikkatinizi çekip, yazıyı ve de “YENİLEN” isimli bu son yazılardan oluşan kitabımı tamamlamak üzere devam edelim.

ALLAH RASULÜ MUHAMMET A.S. İYİ OKUMALIYIZ.SONSUZA DEK AMA(KÖR) OLMAMAK İÇİN.SEVGİLERİMLE...

hayatyolu tarafından 7/25/2007 2:37:44 AM zamanında düzenlenmiştir.

Lutfiye Canacik

Düşüncelerimize katılıyorum.saygilar

Ersoy
#


Sayin Beyfendi,
Yazinin Tamamini Bana cevaben Yazmi$saniz önce ilk satirda bi soluk almaliydiniz...
Tekrar Af Dileniyorum,
Tarti$ma ve ben sen kavgasi tadi vardi yazdiklarinizda.
Oysa Ben Bütün iyi niyetimle Sadece Sohbet etmek istemi$tim.
Umarim Yanli$ Anlami$imdir sizi, zira yanli$ bana yaki$ir gencim ama size yaki$maz...
neyse fazla uzatmayayim, gayet kültürlü ve zeki biri oldugunuzdan eminsiniz. insan kendini nasil görüyorsa öyledirde. Geni$ açiklamalara ihtiyaç duymazsiniz. kisa cümlelerle her$eyi anlarsiniz.

Sirf (yanli$ anladigim)Kendi içinizdeki hakli haksiz sava$i bitsinde geriye kalan demde sohbet olsun diye, ilk satira atfen:
. “Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı." A'raf 7/11...

Saygilarimla...
Beğen

Ersoy
#


Aslinda sizinle çok güzel sohbet edilir,
“RUH’umdan nefhettim”in anlamı, “esma mertebemizdeki mânâların açığa çıkma özelliğini bahşettik beyne” demektir. Yoksa tanrının ciğerinden gelen hava dudağından üflenmemiştir insanın toprak bedeninin içine!!! Burada “ruh” kelimesi, “bu işin ruhu” veya “Kurân’ın ruhu” tanımlamalarındaki anlamda kullanılmıştır. Dalga (wave) beden anlamına değil!

siz hala dünyaya SIKI$ip kalmi$, cigerden, dudaktan bahsediyorsunuz...
ufkunuz bu kadarmi geni$ görünen gök yüzünden ötesini göremiyormusunuz ?
(Tam emin değilim ama ESMA-UL HÜSNA ile sabit)
Allah(C.C) yegane hayat sahibi degil mi?
daim degilmi ?
her$ey ondan sonra değil mi ?
biz ondan gelmedik mi ona dönmeyecekmiyiz ?
beden çürüyüp yok olmayacakmi ? baki olan ruhumuz değil mi?
çamurdan bedenimiz yapılmadımı "biz" bedenimizden önce "biz" değilmiydik? bedenimizden sonra da "biz" olmayacakmıyız?

Size oldukça uzun vakit ayirmak isterdim, hakkinizda farkli gözlemlerim var. ama şuan yazı yazdığım monitör ve gözümü çevirdiğim her yer dalgalanıyor. durduğum yerde sallanıyorum.

Bir şey daha, eminim ki yalın konuşacak kadar eğitimli ve kültürlüsünüzdür!.

son bişey daha:
iki ayri meal, hangisini anlamak isterseniz:

İsrâ Sûresinin 85 . Ayetinde
Ve sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”


“Sana ruh hakkında soru sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.”

Benim uyumam gerekli,
Saygılarımla iyi sabahlar.


Ersoy tarafından 7/25/2007 4:04:13 AM zamanında düzenlenmiştir.
Beğen

yasukukla
#


Sevgili Hayat yolu, konu ilginç ve ilgilendiğim bir konu. Ancak tüm yazılanları okuyamadım, çünkü dayandırılan ayetler var ki, bilmediğim için okusam da anlamayacağım zaten... (Çocukluğumdan beri dil, din, ırk gibi ayrımları duyumsayamadım, beynimim o lobu çalışmıyor heralde:) )

Bir de, hiç bir gruba ait olmak istemedim, isteyemedim bir türlü... İçten içe bildiğim bir şey var ki, bir gruba ait olmak, yansız düşünceyi, daha çok şey öğrenmeyi ve süzgeçten geçirip, damıtmayı az yada çok engelliyor.

Tüm bunları neden yazıyorum, bir çok kişi ve yandaşlarının bir çok fikirleriyle tanıştım, yandaş olmadığım için ise, kendimce süzüp, ortak paydalarını aldım... Bunları yaparken de, iç sesimi, yani ruhumu ve onun bildiklerini, onayladıklarını kendime aldım.

Zaman zaman çok uzun söylevler yaptım bu konularda, en çok kendi içimde, bazen de dost sohbetlerinde...

Ne nedir, ne şekildedir, hangi kitap onaylar gibi şeylerle işim yok. Bir yere götürmeyecektir, bana göre... Ancak içimde bildiğim bir şey var ki, ruhlarımız var ve tek istenilen bizden saf sevgiye ulaşabilmemiz...
Diğer herşey araç... Tüm öğretilerin altında yatan da bu gerçek!... Ancak, bunu algılamak, elbette ki, maddelerle kuşatılmış bizlerde zor... Uzun bir yol... Zahmetli bir yol... Bir tek o ışıığı görmeye başladıkça insan, bunca zahmete değer diyor...

Amaca yönelik bir çok araç var ve kişi hazır olduğunda basamak basamak tanışıyor o araçlarla... Var olmamızın tek amacının saf sevgi olduğunu anlayana kadar bizler, türlü dersler görüyoruz... Seçimlerimize göre, o derslerden geçiyoruz ya da tekrar alıyoruz...

Yarasaların çıkardığı sesleri duymuyoruz. Duymayışımızın nedeni, o sesin algılayabileceğimizin ötesinde olmasından!... Algılayamıyoruz diye biz insanlar, o ses yok diye biliyorduk, öğrenene kadar!...

En basit bu tanıma ulaşabildim, yıllar içinde...

Evrende, algılamamızın ötesinde bence çok farklı boyutlar var... Algılamaya hazır olduğunda öğreniyorsun birer birer...

Görme yetilerimizin ötesinde de kimbilir neler var?

Şifa enerjileri var örneğin, deneyimlemedikten sonra, bilmek mümkün değil!

Sorarlar bana, ee nasıl yani, nerden biliyorsun, belki de beyninin yarattığı bir şifadır bu diye...

Bunda da en basit vardığım yer şudur: Şifa alıyor muyum? Evet... Eee beynim ya da enerji, sorgulamanın anlamı var mı ki?

Artı... Muhteşem bir plan var evrende... Kedi ot yemez, karnı ağrımadıkça. Ağrıdığında da içgüdüsel olarak, hangi otun ona iyi geldiğini bilir, onu bulur ve yer!

İnsan muhteşem bir mekanizma, bunca muhteşemlik içinde, ilk oluşumunda insanın, hekim ya da hastahane var mıydı? Bu muhteşem plan, bir kedinin iyileşmesini düşünürken, insana böyle bir yeti vermeyecek miydi? Bu bilinç oluşmadan doğaya bırakılıvermemiz mümkün müydü? Hiç sanmıyorum. Ancak, maddeye bağlılığı arttıkça insanın, ruhsal bilirliğinden uzaklaştığı için, yıllar içinde körelmiş olsa gerek bu yetilerimiz. Körelmiş olmaları yok olduklarını göstermez ki...

Neden mutsuz insanlar bu kadar, hiç düşündünüz mü? Neden bunca arayış, bunca tüketiş???
Ruhlarımız doymuyor ve çığlık çığlık!... Bırakın diyor, başkalarını, önce içinize bakın... Bırakın maddelerin öğrettiklerini, toplumsal gereklilikleri... Bir bakın, görün gerçek kendinizi!... Gerçek kendini göremeyen insan, mutlu ve huzurlu olamaz, hep başkası olmaya çabalar, maddesel olarak başarır da, ama... O madde o boşluğu dolduramaz!

Kendini sevmek de, işte tam bu noktada başlar... Kendini sevemeyen, saf sevgiye de ulaşamaz... En alt basamaklardan biridir bu!

Yeni bir boyut başlangıcındayız, bana göre de... O nedenle herşey çok hızlı ilerliyor... Evrenin ritmi hızlandı, farkında mısınız? Takip edemiyoruz artık olayları... Duygularımızı... Altın çağ denilen bir boyuttan söz ediliyor, kimbilir belki bazılarına göre kıyamet, iç sesim şunu söylüyor ki, yeni bir boyuta hazırlanıyoruz... Saf sevginin hakim olduğu bir boyut. Hazır olanların geçebileceği bir boyut!
Kalanlar? Bütünlemeleri verene kadar, gittikçe zorlaşan şartlarda çalışmaya devam!...

Sevgilerimle...


yasukukla tarafından 7/25/2007 2:45:16 PM zamanında düzenlenmiştir.
Beğen

hayatyolu
#Mülk Allah'ındır!!!Kuran,infak et ve ihtiyacından fazlasını dağıtın diyor!


Merhaba Dostlar,
Ruh hakkında fazla bilgi verilmemiştir.Kalu bela hikayesi bence bazılarının keşifidir.Yeni keşiflerde,bilim ile yürüyen keşiflerde,ana karnında 120.günde canlanan beyin,ruhunu ürettiğidir.İyi araştırılmadan cevap verilmesini yadırgadım...
Cehalet ; bilmemek habersiz olmak öğrenmemiş olmak manasını içeriyor.
Zulüm ; bir şeyi aslına uygun olarak yerli yerince kullanmamak ona hakkını vermemektir.
İnsan cehalet ve zulüm vasfıyla yaratıldığı için görevinden ve yüklenilen emanetten habersiz bir şekilde bu emanetin vasıflarını yerine getiremiyeceğinden dolayı cahil ve zülumkar olarak vasfediliyor.

Diğer yandan Allah( c.c) Hz. Adem’i halife olarak yarattığını ve ona isimleri öğrettiğini bildiriyor. Adem yokluk demektir. Allah’u tealanın varlığı yokluk aynasından aleme yansıyacaktır. Eğer insan yokluk değil de benlik ve nefsaniyet çukuruna düşerse bu emanetin sorumluluğunu yerine getiremez ve zulüm sahibi olur. Allah’ın halifeliğini üstlenerek tam manasıyla Rabbine kulluğunu yerine getirebilirse kainata Allah’ı yansıtacak ve halifesi olacaktır.


İlim OKYANUS'unda her tür canlı yaşar...
Bunları değerlendirmek ise okuyucuya aittir.
İnsanlara, ilmine saygı duymadıkları kişilerden bilgi yollamayınız.
O bilgiler gerçek bile olsa, insanlar, kişilik perdesi yüzünden o ilmi reddedip
mahrum kalırlar. Bırakın ilmine saygı duydukları kişiden ulaşsın o ilim.

Bazıları gidip okyanus ötelerine, görürler yaşarlar ayrı dünyaları; farkederler derin sular ötesindeki bambaşka değer ve yaşamları..
İnsanın inandığı, yaşadıklarıdır... Herkes, inancının sonuçlarını yaşar!

Aptal, karşısındakinin sözlerine bakarak onu değerlendirir; akıllı, karşısındakinin davranışlarıyla onu değerlendirir!.

Karşısındaki açık gerçekleri değerlendirmeyip, hayâlindekinin peşinde koşan, hem elindekini yitirir hem de hayâlindekini!. Sevgilerimle...
Beğen

Ersoy
#


Sevgili Yasukukla,
"...Neden mutsuz insanlar bu kadar, hiç düşündünüz mü? Neden bunca arayış, bunca tüketiş???
Ruhlarımız doymuyor ve çığlık çığlık!... Bırakın diyor, başkalarını, önce içinize bakın... Bırakın maddelerin öğrettiklerini, toplumsal gereklilikleri... Bir bakın, görün gerçek kendinizi!... Gerçek kendini göremeyen insan, mutlu ve huzurlu olamaz, hep başkası olmaya çabalar, maddesel olarak başarır da, ama... O madde o boşluğu dolduramaz!

Kendini sevmek de, işte tam bu noktada başlar... Kendini sevemeyen, saf sevgiye de ulaşamaz... En alt basamaklardan biridir bu!
..."

Bilmukabele.
Uzun Zamandir Dost Sohbetlerinde Anlattigim, "Önce Kendini Bul, sonra hayati iste."yi neredeyse dilimdeki, aklimdaki gibi anlatmi$siniz.
Beğen

Yorum Yaz
Sonraki Sayfa »   Son »
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.