Nazım hikmet anısına saygıyla…

1.315 izlenme - 45 yorum -
/ » 5
Yorum Yaz
Neslihan YAZICILAR
3 Haziran 2007 Pazar 09:50:09
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Bir orman gibi kardeşçesine…

3 Haziran Moskova Gözlerini Şiire Kapadı…
Nazım Hikmet Anısına Saygıyla…

Nâzım Hikmet 20 Kasım 1901'de Selanik'te doğdu (aile çevresinde 40 gün için bir yaş büyük görünmesin diye bu tarih 15 Ocak 1902 olarak anılmış, kendisi de bunu benimsemiştir), 3 Haziran 1963'te Moskova'da öldü.


Nazım Hikmet Anısına Saygıyla…

ŞİİR ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER
Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz. Onun şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır... Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır. Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır. (Babayef, Nâzım Hikmet, ss. 140-141)

*
Yeni şair, şiir lisanı, vezin lisanı, konuşma lisanı diye ayrı ayrı lisanlar tanımıyor... O, bir tek lisanla yazıyor : Uydurma, sahte, sun'i olmayan; canlı, geniş, renkli, derin ve sade lisanla. Bu lisanın içinde, hayatın bütün unsurları vardır. Şair, şiir yazarken başka şahsiyet, konuşurken veya kavga ederken başka şahsiyet değildir! Şair, bulutlarda uçtuğunu vehmeden dejenere değil, hayatın içinde, hayatı teşkilâtlandıran bir vatandaştır! (Babayef, Nâzım Hikmet, s. 141)

*
Şairin dünyası, en az, bir romancının dünyası kadar büyük olmalı. Bak, bugün bizim şiir piyasasında çok istidatlı delikanlılar var, fakat ekserisinin dünyası daracık, soluğu yok, tıknefes. Ve bu dar dünyalı oluşlarını, tıknefesliklerini örtbas için, sözde kendi iç âlemlerine kulak verdikleri iddiasındalar. Halbuki bir metodoloji bakımından ayrılsa bile, gerçekte iç âlem dış âlem diye bir şey yoktur, şairin iç âlemi gerçekte dış âlemin bir inikâsından [yansımasından] başka bir şey değildir, bundan dolayı da dış dünyası dar olanın, iç dünyası da daracık olur. (Memet Fuat'a Mektuplar, s.70)

*
Sanatkâr, ressam, şair, romancı, mimar, aktör vesaire, her şeyden önce insandır. İnsan her şeyden önce mücerret bir varlık değil, konkre [somut] bir varlıktır. Yani her insan muayyen, belirli, belli bir tarih devrinde, belli bir sosyetede [toplumda], belli bir sınıfın insanı olarak vardır. Yoksa umumiyetle, mücerret [soyut] olarak insan denilen bir şey, bir anlam mevcut değildir. Birçok mektubumda bu meselenin üzerinde durdum sanıyorum, fakat bunu çok iyi anlamanı isterim. şimdi, bundan dolayı, sanatkâr da konkre bir insandır. Muayyen bir fizyolojisi, belli bir maddi fizyolojik, biyolojik yapısı vardır. Bu yapı belli bir tarih devrinde, belli bir sosyetenin içinde yaşar, o belli sosyetede çeşitli sınıflar ve tabakalar vardır. Sanatkâr insan bütün bu şartlar içinde eserini verir. Onun üzerinde doğumundan başlayarak bütün bu sayıp döktüğüm şartlar tesirini gösterir. Ve maddi-şahsi yapısı konkre muhitinden aldığı intibaları, bulunduğu tarih devrine, bağlı olduğu sosyeteye ve sınıfa göre aksettirir. Fakat bu aksettirme işi, bu muhteva esas olmakla beraber, kullandığı aletin, boyanın, kelimenin, notanın filan teknik imkânlarıyla da sınırlanmıştır. Bu suretle muhteva [içerik] ile şekil [biçim] arasında muhteva esas olmak üzere karşılıklı bir tesir vardır. (...) Şairle çevresi arasındaki münasebet pasif bir münasebet değildir. Yani şair sadece tespit etmekle kalmaz, onun tespit ettiği şey sosyal çevresine tesir eder, onun değişmesinde derece derece amil de olur. (Memet Fuat'a Mektuplar, ss. 61-62)


ÖLÜME DAİR

Buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz.
Biliyorum, ben uyurken
hücreme pencereden girdiniz.
Ne ince boyunlu ilâç şişesini
ne kırmızı kutuyu devirdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
başucumda durup el ele verdiniz.
Buyrun oturun dostlar
hoş gelip sefalar getirdiniz.

Neden öyle yüzüme bir tuhaf bakılıyor?
Osman oğlu Hâşim.
Ne tuhaf şey,
hani siz ölmüştünüz kardeşim.
İstanbul limanında
kömür yüklerken bir İngiliz şilebine,
kömür küfesiyle beraber
ambarın dibine...

Şilebin vinci çıkartmıştı nâşınızı
ve paydostan önce yıkamıştı kıpkırmızı kanınız
simsiyah başınızı.
Kim bilir nasıl yanmıştır canınız...
Ayakta durmayın, oturun,
ben sizi ölmüş zannediyordum,
hücreme pencereden girdiniz.
Yüzünüzde yıldızların aydınlığı
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Yayalar-köylü Yakup,
iki gözüm,
merhaba.
Siz de ölmediniz miydi?
Çocuklara sıtmayı ve açlığı bırakıp
çok sıcak bir yaz günü
yapraksız kabristana gömülmediniz miydi?
Demek ölmemişsiniz?

Ya siz?
Muharrir Ahmet Cemil?
Gözümle gördüm
tabutunuzun
toprağa indiğini.

Hem galiba
tabut biraz kısaydı boyunuzdan.
Onu bırakın Ahmet Cemil,
vazgeçmemişsiniz eski huyunuzdan,
o ilâç şişesidir
rakı şişesi değil.
Günde elli kuruşu tutabilmek için,
yapyalnız
dünyayı unutabilmek için
ne kadar çok içerdiniz...
Ben sizi ölmüş zannediyordum.
Başucumda durup el ele verdiniz,
buyrun, oturun dostlar,
hoş gelip sefalar getirdiniz...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor, -
"aynı haşmetle vurur şahı fakiri."

Hâşim,
neden şaşıyorsunuz?
Hiç duymadınız mıydı kardeşim,
herhangi bir şahın bir gemi ambarında
bir kömür küfesiyle öldüğünü?...

Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdildir" - diyor.
Yakup,
ne güzel güldünüz, iki gözüm.
Yaşarken bir kerre olsun böyle gülmemişsinizdir...
Fakat bekleyin, bitsin sözüm.
Bir eski Acem şairi :
"Ölüm âdil..."
Şişeyi bırakın Ahmet Cemil.
Boşuna hiddet ediyorsunuz.
Biliyorum,
ölümün âdil olması için
hayatın âdil olması lâzım, diyorsunuz...

Bir eski Acem şairi...
Dostlar beni bırakıp,
dostlar, böyle hışımla
nereye gidiyorsunuz?


Şiirli Bir Yaşama Saygımla...

Neslihan YAZICILAR tarafından 6/3/2007 10:01:56 AM zamanında düzenlenmiştir.
Banu Kalyoncu
3 Haziran 2007 Pazar 10:29:58
“Şiirimin kökü yurdumun topraklarındadır” diyen dünya şairi Nazım Hikmet’in ölümünün yıldönümünde öncelikle bu forum başlığını açtığınız için sizi tebrik ediyorum Sayın Neslihan Yazıcılar.

Hayatımda en çok sevdiğim şairlerden biridir Nazım Hikmet.
Herkesin bir başucu şairi vardır.Benimde Nazım Hikmet ve Ahmet Telli'dir.Nazım Hikmet'i sevmeyen yoktur sanıyorum.

Ülkesine hasret giden, eşine ailesine hasret giden ve onun kadar sabırlı bir o kadar güçlü biri sanırım az bulunur.Düşünüyorum onun çektiklerini ben çekmiş olsaydım dayanabilir miydim? Belki dayanırdım ama hayata bu kadar bağlı kalmaz tutunamazdım.

Onunla ilgili Can Dündar'ın bir belgesel hazırlayıp kitabında da böyle bir anısına yer verdiğini biliyorum.

" Moskova'da ilk taksiye bindiğinde taksici "Nereye patron?" diye sordu. Kızdı Nâzım:
"Burası emekçilerin ülkesi değil mi? Patron da nereden çıktı?" Yazarlar Birliği toplantısında patladı:
"Buraya gelince korkunç hayal kırıklığına uğradım. Sizin sosyalist gerçekçilik dediğiniz sanatın sosyalizmle de, gerçekçilikle de ilgisi yok".
Tepkisini İvan İvanoviç oyununda da yansıttı. Oyunun başkahramanı Nâzım'a şöyle sesleniyordu:
"Siz Moskova'da misafirsiniz. Niye konukseverliğimizi kötüye kullanıyor, bizimle uğraşıyorsunuz?" Nâzım yanıtlıyordu:
"Hakiki dost insana evine giren yılanı gösterir. Ben de onu gösteriyorum. Bu yılan, bürokrasidir."
Artık Türkiye'de olduğu gibi Sovyetler'de de oyunları yasaklanan bir rejim muhalifiydi. Son nefesine kadar komünist kaldı. Ama Stalinizme ve onun bürokrasisine de direnen bir komünist..."

Her yerde aynı Nazım Hikmet.İşte en güzeli bu.

Hakkında anlatılacak konuşulacak çok şey var.Ben ilk aklıma gelenleri yazdım.Sık sık bu foruma fırsa buldukça eşlik edeceğim.

En çok memleket hasretliği varya işte dokunan bu okuduğumuz şiirlerde."SEN" şiirinde nasıl dile getirmiş;


“Sen esirliğim ve hürriyetimsin
Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin
Sen memleketimsin…”


1950 yılında, şiirlerini yazma, kitaplarını yayınlatma olanağı kalmayınca çok sevdiği ülkesinden zorunlu olarak ayrılır ve ömrünün sonuna kadar gurbette yaşamak zorunda kalır.
Nazım Hikmet gurbetin kendisi için uzun süreceğini yurtdışına çıkışının 2. yılında “ Vasiyet” şiirinde ele alır.
“ Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü” diye başlayan şiirinin son dizesinde “ Anadolu’da bir köy mezarlığına” gömülmeyi ister.


Vasiyet

Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü,
ölürsem kurtuluştan önce yani,
alıp götürün
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni.

Hasan beyin vurdurduğu
ırgat Osman yatsın bir yanımda
ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp
kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda.

Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın,
seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu,
tarlalar orta malı, kanallarda su,
ne kuraklık, ne candarma korkusu.

Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz,
toprağın altında yatar upuzun,
çürür kara dallar gibi ölüler,
toprağın altında sağır, kör, dilsiz.

Ama bu türküleri söylemişim ben
daha onlar düzülmeden,
duymuşum yanık benzin kokusunu
traktörlerin resmi bile çizilmeden.

Benim sessiz komşulara gelince,
şehit Ayşe'yle ırgat Osman
çektiler büyük hasreti sağlıklarında
belki de farkında bile olmadan.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...

Barviha Sanatoryumu - 27.04.1953

Nazım Hikmet Ran


Nazım Hikmet savaşsız ve sömürüsüz bir dünya özlemini şiirlerine konu etmiştir. Şiirlerinde dünya barışını istemiştir.
“Bulutlar adam öldürmesin” şiirinde;
Analara kıymayın efendiler.
Koşuyor altı yaşında bir oğlan,
uçurtması geçiyor ağaçlardan,
siz de böyle koşmuştunuz bir zaman.
Çocuklara kıymayın efendiler.
Diyerek Hiroşima’ya atılan bombalar sonrasında çocukların çığlığını anlatır.
Görüldüğü gibi dünya şairleri sadece yaşadıkları döneme değil, kendilerinden sonraki dönemlere de seslendikleri için ölümsüzdür. Onların istedikleri savaşın ölümlü olmasıdır.


ve işte budur hayata bağlayan herşeye rağmen;

"Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür,
Ve bir orman gibi kardeşçesine…”


Nazım Hikmet'i sadece bugün anan biri olmadığım için mutluyum.En güzel şiirlerinden biri, herkesin bildiği...


Mavi Gözlü Dev, Minnacık Kadın ve Hanımelleri

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin.

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan eve.

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan ev..


Nazım Hikmet Ran

Tabi ki pazar sabahındayız.

Bugün Pazar

Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...


Nazım Hikmet Ran

Seni unutmak ne mümkün Nazım Hikmet...
bahadır
3 Haziran 2007 Pazar 10:54:29
Nazım, aaaaaaah Nazım ah!
unabellehistoire
3 Haziran 2007 Pazar 13:04:02
Ne yazık ki Nazım'ı şiir sitelerinden bile yasakladılar!


Kuvay-ı milliye'yi yazabilmiş, bir ulusun destanını dünyaya en iyi şekilde tanıtmış bir dev ozan hala gurbet topraklarında uyur.

Şairine bile sahip çıkamayan zavallılarız biz...


Bir süre yaşadığı Varna'dan oğlu Mehmet'e yazdığı;

Karşı yaka memleket
Varna'dan sesleniyorum
İşitiyor musun Mehmet...

Seslenişi binlerce şiir kitabına eştir benim için...

O bu memleketin en büyük şairidir, öyle de kalacaktır...
Gizkenti
3 Haziran 2007 Pazar 15:16:31


KENDİ ANLATIMI İLE;


OTOBİYOGRAFİSİ

1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üçyaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim


kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de

otuz altımda yarım yılda geçtim dört metre kare betonu
elli dokuzumda on sekiz saatte uçtum Pırağ'dan Havana'ya

Lenin'i görmedim nöbet tuttum tabutunun başında 924'te
961'de ziyaret ettiğim anıtkabri kitaplarıdır

partimden koparmağa yeltendiler beni
sökmedi
yıkılan putların altında da ezilmedim

951'de bir denizde gençbir arkadaşla yürüdüm üstüne ölümün
52'de çatlak bir yürekle dört ay sırtüstü bekledim ölümü

sevdiğim kadınları deli gibi kıskandım
şu kadarcık haset etmedim Şarlo'ya bile
aldattım kadınlarımı
konuşmadım arkasından dostlarımın
içtim ama akşamcı olmadım
hep alnımın teriyle çıkardım ekmek paramı ne mutlu bana

başkasının hesabına utandım yalan söyledim
yalan söyledim başkasını üzmemek için
ama durup dururken de yalan söyledim

bindim tirene uçağa otomobile
çoğunluk binemiyor
operaya gittim
çoğunluk gidemiyor adını bile duymamış operanın
çoğunluğun gittiği kimi yerlere de ben gitmedim 21'den beri
camiye kiliseye tapınağa havraya büyücüye
ama kahve falıma baktırdığım oldu

yazılarım otuz kırk dilde basılır
Türkiye'mde Türkçemle yasak

kansere yakalanmadım daha
yakalanmam da şart değil
başbakan filan olacağım yok
meraklısı da değilim bu işin
bir de harbe girmedim
sığınaklara da inmedim gece yarıları
yollara da düşmedim pike yapan uçakların altında
ama sevdalandım altmışıma yakın

sözün kısası yoldaşlar
bugün Berlin'de kederden gebermekte olsam da
insanca yaşadım diyebilirim

ve daha ne kadar yaşarım
başımdan neler geçer daha
kim bilir.

Bu otobiyografi 1961 yılı 11 Eylülünde
Doğu Berlin'de yazıldı.
azeyy
3 Haziran 2007 Pazar 16:41:19
Bazı insanlar vardır ;hayatlarını vatanları uğruna vatan topraklarından uzaklarda,korkunç acılar içerisinde tamamlarlar.Fikirleri uğruna onlarca dava ile mücade etmiş,hayatının en bereketli zamanlarını hücrelerde geçirmiş,bedeniyle ruhuyla kendisini bile isteye bu onurlu mücadeleye adamış insanlar..

Keskin mavi gözleriyle soğuk kentleri gülüşüyle ısıtan sevgili Nazım.. Milli mücadelenin tüfeksiz kahramanı..Uslanmaz aşık..Yasaklı şair..

Nazım usta binlerce Nazım doğurmayı başarmış hemde çok uzaklardan..Tepende istediğin Çınar gölgesini veremedik, verdirtemedik belki sana ama binlerce Sen'den oluşan ,kökleri heryeri saran bir çınar olduk..İşte bu yüzden Nazım hala devam ediyor vatan hainliğine..

Bir günde değil, senenin her gününde yanıbaşımızdasın..Yine Yeniden MERHABA USTA..

azeyy tarafından 6/3/2007 4:44:25 PM zamanında düzenlenmiştir.
Neslihan YAZICILAR
3 Haziran 2007 Pazar 17:27:05
Öncelikle forma katılan duyarlı tüm yüreğe teşekkürlerimi ve sevgilerimi iletiyorum…
Anılmalıydı, şairdi, insandı…
Sahip çıkılmalı…
Nazım rahat uyu, şiirin yedi cihanı dolaşıyor.
Susmadın susmayacaksın topraklarında…
Moskova iyi bak şairimize…


Saygılarımla…
unabellehistoire
3 Haziran 2007 Pazar 19:25:09
Nazım diyor ki;


Soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen kadınlar
Bizim kadınlarımız...


Ne yazık ki 80 yıl sonra aynı noktaya çekilmeye çalışılan kadınlar ve bunu öyle ya da böyle uygulatan erkekler var...

Üzülüyorum.

Ne edip edip çareyi aydınlık kafalı kadınlarımızla bulacağız efendim.

Her yerde baş tacı olacak kadınları görene kadar da sürecek bu devrim...

Sevgilerimle...

Vahdettin Yılmaz
3 Haziran 2007 Pazar 20:22:35
Şuana kadar yazan arkadaşlar,hepinize teşekkür ediyorum.
Değerbilirliğiniz ne kadar güzel.
Ne kadar sevindirici.

Konuyu açan Neslihan Hanım,çok sağol.
Ahmet Bektaş
3 Haziran 2007 Pazar 21:05:12
Şehitler
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
Sakarya'da, İnönü'nde, Afyon'dakiler
Dumlupınar'dakiler de elbet
ve de Aydın'da, Antep'te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
siz toprak altında derin uykudayken
düşmanı çağırdılar,
satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
kalkıp uyandırın bizi!
uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
mezardan çıkmanın vaktidir!
NHR
Yorum Yaz
/ 5 »
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.