Gözlerimi dünyaya açtığım günden beri,
İçimde anlatayım kopan kıyametleri.
Şu sağdaki ruhumu ümitle diri tutar,
...
Devamını oku »
Bir senin adını hecelerken dinlenir.
Cümlelerim dar gelir, kağıtlar dar gelir,
Sığdıramam seni, dilim düğümlenir.
Her noktanın altında derin bir kuyu,
...
Devamını oku »
İki kadın arasında kalanın vay haline.
Biri muska yazdırır, diğeri kurşun döker.
İki kadın arasında kalanın vay haline.
Biri ana biri yar, hangisinden geçersin.
...
Devamını oku »
O, fincanını masaya bıraktı ve Alaz’ın gözlerinin içine o kadar derin baktı ki, Alaz’ın içindeki o eski kırıkların yerini alan aşk ateşi yeniden harlandı. O, yavaşça Alaz’a doğru uzandı, ellerini Alaz’ın yüzüne koydu.
Sen benim her şeyimsin Alaz," diye fısıldadı. Dudakları Alaz’ın dudaklarına değmek üzereydi. "İçimdeki tüm kadınlık, tüm ruh, tüm nefes seninle anlam buluyor. Beni bir daha asla bu sessizlikten mahrum bırakma."
...
Devamını oku »
Bu romanın sayfaları ilerledikçe, Alaz’ın kalemi hep o geceyi ve o sabahı anlatacaktı. Çünkü gerçek aşk, bir kez yaşanıp biten bir an değildi; her saniye yeniden başlayan, her dokunuşta daha da alevlenen sonsuz bir döngüydü. Ve bu döngü, dünyadaki tüm kırık kalplere umut olmaya devam edecekti.
Güneş gökyüzünün en tepesine ulaştığında, odadaki o ateşli ve derin hava yerini tatlı bir rehavete bırakmıştı. Ancak ne Alaz’ın gözleri O’nun üzerindeki hayranlığından eksilmişti ne de O’nun Alaz’a olan o köklü adanmışlığı sarsılmıştı. Alaz, masadan kalkıp tekrar yatağa, o kokunun ve sıcaklığın merkezine döndü.
Çarşafların arasında birbirine kenetlenen elleri, sanki iki ayrı insanın değil, tek bir bedenin parçaları gibiydi. Alaz, O’nun parmak boğumlarını tek tek öperken, içindeki o yazar dürtüsü tamamen susmuştu.
"Bazen," dedi O, başını Alaz’ın çıplak göğsüne koyup kalp atışlarını dinleyerek, "Kelimelerinin arkasına saklandığını düşünüyorum Alaz. Ama dün gece ve bu sabah... Kelimelerin bitti. Sadece sen kaldın. Ve o sen, benim ruhumu tamamen ele geçirdi."
...
Devamını oku »
Alaz, yatakta sırtı göğsüne yaslanmış halde uyuyan O'na sarıldı. Eli, O’nun kalbinin üzerine yerleşmişti; teni hala o ateşli dakikaların iziyle sıcacıktı ve kalbi, az önce yaşadıkları o yoğun fırtınanın ardından huzurlu bir nehir gibi dingin akıyordu. Alaz, sevgilisinin omuz başındaki pürüzsüz tene küçük, minnet dolu bir öpücük daha kondurdu. O, uykusunun arasında hafifçe kımıldayıp Alaz’ın kollarına daha da yerleşti, arkasına bakmadan elini uzatıp Alaz’ın saçlarına götürdü.
"Uyumadın mı?" diye fısıldadı O, sesi uykunun o buğulu, kadife tonunu taşıyordu.
"Uyumak, seni izleyemediğim tek zaman sevgilim," dedi Alaz, sesi göğsünün derinliklerinden geliyordu. "İçimdeki bu doluluk hissi öyle büyük ki, gözlerimi kapatsam bu rüyanın bitmesinden korkuyorum."
O, yatakta yavaşça döndü ve yüzünü Alaz’ın yüzüne hizaladı. Ay ışığının yerini alan o soluk sabah aydınlığı, ikisinin de yüzündeki o yorgun ama kelimelerle tarif edilemez mutlu ifadeyi ortaya çıkarıyordu. O, parmak uçlarını Alaz’ın dudaklarında gezdirdi; az önce birbirlerini yakarcasına öpen o dudaklar, şimdi birbirlerine en derin güvenle gülümsüyordu.
"Sana bakarken," dedi O, gözlerini Alaz’ın gözlerine sabitleyerek, "Dünyadaki tüm insanların, tüm kalplerin neden birini aradığını anlıyorum. İnsan tek başına yarım bile değilmiş Alaz. Ben seninle, o fırtınanın içinde, o ateşin tam ortasında kendimi buldum."
...
Devamını oku »
Sanki bütün dünya yıkılsa, biz bu ışığın altında güvende kalacağız."
Alaz durdu. Dansı bıraktı ama kollarını O’ndan ayırmadı. Tam aksine, onu göğsüne daha da sıkı bastırdı, sanki onu kendi bedeninin içine saklamak, dışarıdaki o kirli dünyadan tamamen korumak ister gibi. O’nun yüzünü ellerinin arasına aldı.
...
Devamını oku »
Alaz son bir kez derin bir nefes aldı. Ciğerlerine dolan, yıllardır onu hayatta tutan, ruhunu besleyen o kutsal kokuydu; O’nun kokusuydu. Yavaşça gözlerini kapattı. Başını sevgilisinin başına yasladı.
O an, taş evin içindeki şöminenin son koru yavaşça söndü.
Pikaptaki o eski melodi, evrenin en huzurlu sessizliğine yerini bıraktı. İki ruh, bedenlerinin o fani bağlarından tamamen sıyrılarak, birbirine sımsıkı sarılmış bir şekilde gökyüzüne, yıldızların arasına doğru yükazındı ve alazın ağzından şu kelimeler yüreklere kazındı..
...
Devamını oku »
O günün akşamında, taş evin tavan arasındaki küçük odada, eski bir pikabın üzerine bir plak yerleştirdiler. Odanın içine hüzünlü ama umut dolu bir keman melodisi yayıldı. Işıkları yakmamışlardı; sadece odanın küçük penceresinden içeri sızan dolunay, ikisinin silüetini duvara yansıtıyordu.
Alaz, O’nu belinden kavradı. Müzikle birlikte, adeta zamanın ve mekânın ötesinde bir ritimle dans etmeye başladılar. Bu dans, iki yaşlı bedenin hareketinden ziyade, iki ruhun gökyüzündeki yıldızlar gibi birbirinin etrafında dönmesiydi.
O, başını Alaz’ın göğsüne yasladığında, Alaz’ın kalbinin ne kadar hızlı ve güçlü çarptığını duydu. O kalp, yıllar önce kırıklarla, acılarla dilsiz kalmış o kalp, şimdi sadece tek bir isim için, tek bir ritimle haykırıyordu.
"Alaz," dedi O, gözlerini kapatıp müziğin ve aşkın akışına kendini bırakarak. "Sanki seninle birlikteyken hiç ölmeyecekmişiz gibi hissediyorum. Zaman bizim için akmıyor, sadece etrafımızda dönüyor."
Alaz, O’nun saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Çünkü biz zamanı yendik sevgilim," diye yanıtladı. "Zaman, sadece sevmeyi bilmeyenler için bir hapishanedir. Bizimki gibi derin bir aşk, zamanın sınırlarına sığmaz. Biz bu dünyadan göçüp gitsek bile, bu odada, bu şarkıda, bu dolunayda bizim aşkımızın rezonansı kalacak. Kalbi kırık bir çift bu şarkıyı dinlediğinde, bizim sevgimizle şifalanacak."
...
Devamını oku »
"Dünyayı sadece sevgi kurtarır derlerdi de inanmazdım sevgilim... Ama seninle başlayan bu derin aşk, içimdeki tüm karanlıkları tek bir hamlede yok etti.
Sen bu hayattaki her şeyimsin. Varlığınla beni doldurduğun için, bana sevmeyi ve asıl önemlisi sevilmeyi öğrettiğin için şükürler olsun....
Saat hayli ilerlemiş gece yarısını çoktan geçmişti. Şöminenin alevleri kor haline gelmiş, odaya loş ve romantik bir kızıllık yaymıştı.
Alaz ve O, pencerenin önüne geçtiler. Dışarıda, taş evin bahçesindeki mor salkımların üzerinden süzülen ay ışığı, adeta sanki onlar için parlıyordu.
El ele tutuşup, hiç konuşmadan gökyüzünü izlediler.
...
Devamını oku »