hanifi kara
2632 şiiri ve 50 yazısı kayıtlı Takip Et

24 kasım öğtetmenler günü'nün hatırlattıklatı...



24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ’NÜN HATIRLATTIKLARI...

Hayvanların dahi eğitildiği bir asırda insanların eğitimden mahrum kalması düşünülemez. Bunun içindir ki, her millet kendi eğitim sistemini kurmuş, istediği “insan tipi”ni yetiştirme gayreti içindedir.

Kendi bünyesine uygun eğitim sistemini kuran milletler yaşamaya, diğerleri ise er ya da geç yıkılmaya veya yok olmaya mahkûmdurlar.

Eğitimde esas olan keyfiyettir. Kemiyetin pek kıymeti harbiyesi yoktur. Bakınız bu konuda ünlü Prof. Dr. Mümtaz TURHAL bir sözünde. “Bugünkü Türkiye’nin asıl derdi, okuma/yazma bilenlerin azlığından değil, münevverlerin iyi yetişmemiş olmasından kaynaklanmaktadır.” diyerek bu gerçeğe işâret etmektedirler. Doğrusuda bu değil midir?

Eğitim uzmanları ve ruh bilimcileri insanların zeka yönünden %20’sinin üstün, %60’ının normal, geriye kalan %20’sinin ise geri zekalı olduğunu kabul ederler.

Biz de bu yazımızda bu tasnife değişik bir açıdan bakarak, yeni bir yorum getirmeye çalışacağız. Şöyle ki:

İnsanların %20’si fıtraten temiz bireylerdir. Kolay kolay suç işlemezler. Öbür %20’si ise suç işlemeye meyyaldir. Suç işlemezlerse rahat edemezler. Geriye kalan %60’lık büyük kitle ise suç işlemeye de, işlememeye de müsâittirler.

Eğer biz, iyi bir eğitim/öğretimle insanların ekserisini oluşturan %60’lık kitleyi, fıtraten temiz yaratılmış kişilerin yanına çekersek, %80’lik bir çoğunluk sağlamış oluruz ki, geriye kalan %20’lik menfi grup kendiliğinden etkisiz hâle gelir. Yok eğer yanlış bir eğitim/öğretim sistemi ile, %60’lık kitleyi suç işlemeye müsâit %20’lik azınlığın yanına itersek, halkın %80’i kötü bireylerden oluşur ki o zaman da, cemiyette ne can, ne mal, ne de nâmus güvenliğinden bahsedilebilir.

Yine yeri gelmişken mânâsı üzerinde pek durulmayan bir atasözümüzden bahsedeceğim. “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder.” der.
Bu atasözü ile insanlar için kıymetli olan iki şeye dikkat çekilmektedir. Bunlardan birisi “can”, diğeri ise “din” olduğu anlaşılmaktadır.

O halde canımızı teslim ettiğimiz doktorlarımızın ve mâneviyatımızı teslim ettiğimiz ilâhiyatçılarımızın çok iyi yetiştirilmesi gerekmektedir.
Bu iki sınıfı da yetiştiren öğretmen olduğunu göre en büyük değer eğitimcilere verilmelidir.

’O halde öğretmen kimdir? Öğretmen; doğumdan ölüme kadar hayatı şekillendiren büyük insandır. O Allah’ın insanları yükseltip, alçaltmasında kullandığı bir el, bir dil gibidir. Milletlerin kader programını onlar çizer. Öğretmenin elinde madenler saflaşır, som altına ve pırıl pırıl gümüşe inkılâp eder, yahut da etmelidir.

Öğretmenin fert üzerindeki tesiri; anne, baba ve cemiyetin tesirinden kat be kat üstündür. İyi bir öğretmen saf ve temiz tohumun ekicisi ve koruyucusudur. Öğrencilerini iyiye, güzele ve doğruya yöneltmek onun en önemli görevlerinden biridir. Zira, okul hayatî bir laboratuar; dersler onun itici gücü, öğretmen ise bu laboratuarın üstadıdır.

Okul, bir öğrenme ve öğretme yeri olduğuna göre; orada hayat ve ötesine ait her şey öğretilmelidir. Aslında hayatın kendisi de bir okuldur. Ancak öğrettiğini çok pahalıya mal eden bir okul...
Gazeteler, kitaplar hatta radyo ve televizyon belki insana bir şeyler öğretebilir, amma kesinlikle eğitemez.

Her gün ayrı bir sancı ve ıstırapla öğrencisinin gönlüne inen, ders ve davranışlarıyla onun dimağında silinmez renkli çizgiler bırakan öğretmen, yeri asla doldurulmaz bir eğitimcidir. Onun içindir ki, günümüzde bazı bilgiler yayın organları vasıtasıyla kolayca verilebilse de, hiçbir zaman iyi örnekler verilemeyecek ve ilimlerin gayesi öğretilemeyecektir. Bu güzel şeyler, ancak sîması hakikat gamzeden, bakışları alabildiğine derin ve öğrencilerine verebileceği her şeyi gönül süzgecinden geçiren öğretmenler tarafından verilebilir. Zira, öğretmenin elinin girmediği hamurun tadı ve tuzu yoktur.

Gönül arzu ederdi ki her eğitimci, Nizâmülmülk’le Alpaslan’ı yan yana görsün. Daha yirmi bir yaşındayken çağlarla oynayan Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleriyle Akşemseddin’i, Zembilli Ali Efendi ile Yavuz Sultan Selim’i birbirinden ayırmasın. Gazalî’nin aydın semasında Uluğ Bey’i unutmasın. Mevlâna Celâleddini Rumî ile semaâ kalkarken, laboratuara uğrayıp İbn-i Sîna’yı selâmlamayı da ihmal etmesin...’

İnsan vardır doğar, büyür ve ölür. Yine insan vardır doğar, büyür fakat ölmez. Eserleriyle, hizmetleriyle gönüllerde yaşar. İşte öğretmenin görevi, bu öldüğü halde ölmeyen insanları yetiştirmektir.

Öğretmen her şeyi bilen kimse değil, bildiğini en güzel şekilde öğretendir. Ancak onun diğer meslek mensuplarından daha çok şey bilmesi gerekir. Çünkü o öğreten, diğerleri ise öğrenendir. “Veren el, alan elden üstündür.”

NE OLUR ÖĞRETMENİM!

Yine senin elinle, gülsün ağlayan millet
Düne düşman eyleme, bana doğruyu öğret...

Neslini yüceltmek için sancı çeken öğretmenlere binlerce selâm.

Gününüz kutlu, yuvanız mutlu olsun sevgili meslektaşlarım...

Hanifi KARA
Emekli Okul Md.

ÇİLESİ BAŞKA

Elinde tebeşir, ders anlatırken
Kalbime yazdığı, yazı bambaşka.
Yetişmemiz için, her gün her saat
Durmadan çektiği, sızı bambaşka.

O’nun eli ile, bigi ekilir
Komut verir bayrak, göğe çekilir
Her gün yeni yeni, nâme dökülür
Gönlümü titreten, sazı bambaşka.

Cehâlete düşman, ilme yâr eyle
Eşyânın sırrını, sen bana söyle
Güzelden de güzel, bana mı öyle?
Tebessüm edince, yüzü bambaşka.

Koru benliğimi, nâmahrem gibi
Bilgiyi gönlüme, sür merhem gibi
Ilgıt ılgıt esen, bir meltem gibi
Rûhumu okşayan, sözü bambaşka.

Kim demiş bilen, bükülür kolu?
İlimden geçiyor, her şeyin yolu
Sevgiyle, şefkatle, sabırla dolu
Anladım ki O’nun, özü bambaşka...

SÖZ ÖĞRETMENİM

Bir elde tebeşir, bir elde silgi
Bizi biz eyleyen, siz öğretmenim.
Al kalemi ele, batır hokkana
Kalbimin içine, yaz öğretmenim.

Minicik gönlümü, ben sana verdim
Sizden ayrı kalmak, biricik derdim
Yüzme bilmez iken, denize girdim
İmdâdıma yetiş, tez öğretmenim!

İlmin çırasını, yak kaleminle
Küfrün burçlarını, yık kaleminle
Kara, cehli yok et, ak kaleminle
Durma mezârını, kaz öğretmenim.

İyiye, güzele, başlasın akın
Bize yanlışları ,öğretme sakın
Anne, baba desem, ondan da yakın
Ne söylesem size, az öğretmenim.

Silahlar kudursa, alevler saçsa
En sağlam kaleler, havaya uçsa
Değil ki bir ömür, asırlar geçse
Ben sizi unutmam, söz öğretmenim...

09/06/’88
Hanifi KARA

Beğen

hanifi kara
Kayıt Tarihi:24 Kasım 2011 Perşembe 09:28:28

24 KASıM ÖĞTETMENLER GÜNÜ'NÜN HATıRLATTıKLATı... YAZISI'NA YORUM YAP
"24 Kasım Öğtetmenler Günü'nün Hatırlattıklatı..." başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Serhat BİNGÖL
24 Kasım 2011 Perşembe 16:47:36
Değerli hocam,

Sizin şiirlerinizin büyük bir keyifle okuyan kaleminizin hayranı bir arkadaşınızım,
Size olan sempatim eğitim camiasının bir emekçisi olduğunuzu öğrenmekle daha da arttı ve çok mutlu oldum.
Yazınızın içeriğine katılmakla beraber âcizane bir iki satır fikrimi belirtmek isterim.
Değişen dünya şartları doğal olarak eğitim sistemimizi yeniden düzenlememizi zorunlu kılıyor bunu neye göre söylüyorum bizim öğrencilik yıllarımızda eğitim şekli tektip insan yetiştirmeye yönelikti ve üstelik müfredat’daki deslerin içeriği yaşamın
Gerçekleriyle de pek örtüşmüyordu bunu en iyi hayata atıldığımda öğendim.

Bu konuyu çok daha geniş kapsamda yazmak ve konuşmak mümkündür tabi, umarım gelecekte bizim ülkemizden de bizim eğitim sistemimizden de yetişen bireyler dünya Uygarlığına demokrasisine ve sanatın bilimin kısaca yaşamın her alanına etki edecek olumlu eserler bırakabilir.

Sizin nezniniz de sizin ve tüm Öğretmenlerimizin gününü kutlarım.
Selam ve saygılarımla,


1 cevap yazılmış Cevap Yaz


hanifi kara 24 Kasım 2011 Perşembe 17:01:21
Çok çok teşekkür ederim Serhat bey... Çok çok haklısınız... Bizim zamanımızda "alfabe" okuttulurdu. O alfabe ki "At at at, tut tut tut" diye başlar. "Kaya, uyu uyu yat uyu" diye devam eder ve "Karga karga gak dedi, Çık şu dala bak dedi..." şeklinde devam ederdi... Başı "At" sonu "karga" ve ortası beşik gibi uyutan bir alfabeyle nasıl bir nesil yetişir varın siz hesap ediniz...????
Selâm ve muhabetlerimle...
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.