Selahattin YETGİN
1572 şiiri ve 1065 yazısı kayıtlı Takip Et

Bir yaşamak hikâyesi



BİR YAŞAMAK HİKÂYESİ


Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.
Ara Güler


Adı NİRAN. İsmi bu değil hiç kuşkusuz, ama kendisi NARİN. Hayatın gürül gürül sularında yüzeyde kalmaya çalışan, ruhunun acılarını umutlarınla bastırmak isteyen, göğsündeki yaman ağrılarla yaşamayı kendisine ilke edinen bir çiçek o…

NİRAN güneşin ötesindeki bir zamanda dünyaya açmış gözlerini. Kendi gençliğinin saçakları altında hayat şarkılarıyla serpilmiş, gün gelmiş denizler gibi köpürmüş, gün gelmiş sakin bir bahar gibi yüreğindeki yaşam şarkılarıyla çiçek çiçek ovalarda açmış.

Onu tanıdığımda korkak bir merhabaydı gülüşü. Hayatla dans eden bir kızdı ve acılarını her daim ifade eden, bugüne kadar yaşadıklarının şokuyla umudunun peşine takılmış narin bir kelebekti. Onunla hayatı paylaştık, hayatı tartıştık ve mutluluğun diğer odalarında günlerce sohbete durduk. Hayat hikâyesi kimbilir belki de hepimizin hikayesi. Umudunun çok sesli düetleriyle rüzgara aşık, denizlere vurgun, yaşamaya sevdalı bir kız o.
Hikayesini kendi kaleminden dinlemek isterseniz aşağıda noktasına virgülüne dokunmadan sunuyorum.

NİRAN’IN DİLİNDEN YAŞAMAK...

Dün gece sabaha kadar hiç uyumadım. İçimde garip bir heyecan var, adını koyamadığım. Bu heyecana engel olamıyorum, tüm bedenimi sardı. Sabah 5.30 da kalktım. Yola çıktığımda henüz gün ışımamıştı diyebilirim. Sintigrafi çektirmek için, yani kemik taraması için hastaneye gittim. Oranın değişik bir havası var. Kader birliği etmiş yüzlerce insan. Bazısı göz göre göre ölümü bekliyor ki, bu gerçekten zor. Bazısı hastalığını dahi bilmiyor. Onkolojide tedavi görüyor, ama kanser olduğundan bi haber. Değişmez tek gerçek, herkes birbirinin acısını paylaşıyor. Hiç abartısız insan kendi derdini bile unutuyor burada.

Hastaneye her gelişimde farklı bir insan olarak eve dönüyorum. Allah’tan bu ruh hali çok fazla sürmüyor, yoksa dayanamam. Ha bir de karantina söz konusu. Kimseyle temas kurmamalıyız. Temas bir yana, yaklaşmak, toplu taşıma aracına binmek 24 saat yasak. Kemik taraması için 3 saat önçeden iğneyle radyasyon veriliyor damardan. İğneden sonra 1,5 litre su tüketmemiz gerek. Berbat bir şey. Ortam zaten yeterince düşündürücü. İğneyi vurdurmak için toplandığımız yer ahırdan bozma bir yerin 3 kat altı. İnsan rutubet kokusundan nefes alamıyor, hayatla olan irtibatınızın kesilmesi gibi bir şey.

Hastanenin özellikle onkolojinin havası çok farklı. İnsan orayı görmeden yaşamanın farkında olmuyor.Orası hayat orası umut orası çaresizlik orası ölüm..Her şeyi orada görmek mümkün.Umudunu kaybetmiş olanı da yeniden hayata merhaba diyeni de.Ama sonuç ne olursa olsun hayatta kaldığı sürece hep bir savaşın içinde var olmak onkoloji.
Hiç unutmuyorum, henüz ilaç tedavim başlamamıştı. Dosya çıkartmaya gittiğimiz gündü.

Gencecik bir bayan dikkatimi çekti.Tekerlekli sandalyede oldukça güzel ama yorgun görünüyordu.Yanına gittim geçmiş olsun dedim.Kısa bir tanışma ve anlatmaya başladı.2 yıl önce henüz 31 yaşında meme kanseri olmuş.Kemoterapi ve radyoterapi görmüş belirli aralıklarla kontrole geliyormuş.Tedavisi bitmiş saçları uzamış ve kıvır kıvır çok hoş duruyor.Ta ki sinsi hastalık tekrar çıkana kadar.Hastalığı metastaz yapmış karaciğer ve kemiklere.Yürüyemiyordu rengi limon gibi sapsarı olmuş, konuşurken bile güçlük çekiyordu.Yeniden ilaç tedavisine başlayacakmış.Ve bana en çok saçlarımın yeniden dökülecek olmasına üzülüyorum dedi.Saçlarını ne çok sevdiğini anlattı.Uzamaya başladıktan sonra hiç makas vurdurmamış kıyamadım dedi.Her şeye rağmen cıvıl cıvıl bir bayan.Konuşurken nefes alırken güçlük çekse de umut dolu.

Beni sordu .Meme kanseri olduğumu ve tedaviye başlayacağımı anlattım.Sakın korkma sana bir şey olmayacak. Bak benim 2 sene bitti dedi .İyileşeceksin, bak bana saçlarım dökülmüştü ama hepsi yeniden ve daha güzel çıktı. Senin de aynı olacak .Kendisinin olanca çaresizliğine karşı bana ümit veriyordu tüm sevimliliğiyle.Oysa ben hastalığımın bilincindeydim.Sonu olmayan bir yolculuğa çıkmıştım. Kimi zaman sendeleyecek, kimi zaman düşecektim.Her an her şey olabilirdi.Kısaca düşmanımın farkındaydım.Düşmanım kalleşti.Hiç hazır olmadığım bir anda beni yakalamıştı ve yine yakalamayacağının garantisi yoktu.Tüm olanların o kadar farkındaydım ki! Etrafımda anlatılanlar beni artık çok etkilemiyor.

Bu hastalıkla tanıştığımda henüz çocuktum. Annemin elinden kısa bir süre içinde çok geç kavuştuğu anasını almıştı. Daha sonra annem düşmüştü pençesine .Annemin hastalığı süresince yani 5 yıl neler duydum neler yaşadım.Hani bazıları karşınıza geçer ve der sakın korkma işte bizim bir tanıdık hala yaşıyor 7 sene oldu. Bir diğeri ‘vah vah henüz çok gençmiş işte senin yaşında biri vardı Allah rahmet eylesin öldü gitti.Ama sen öyle olmazsın tıp ilerledi .Artık bu hastalık çaresiz değil’. Gibi.

Bütün bu anlatılanlar yalnızca beni güldürüyor.Eğer kendinizi iyiye ve kötüye hazırlamazsanız her şey çok daha zorlaşır.Ve ben içimde her an patlamaya hazır bir bombayla yaşayacaktım artık.Kim bilir belki patlar belki patlamaz.Karar vermiştim ben bu ihtimali düşünerek yaşamak istemiyordum.tedavim bittikten sonra hayata kaldığı yerden devam edecektim.Mutlaka iniş çıkışlarım olacaktı,bazen ağlayıp bazen gülecektim.Bazen umutsuzluğu tüm benliğimde yaşayacaktım.Ama her zorluğa göğüs gerecektim.Kalan zamanımı tekrar ne zaman hastalanırım diye geçirmeyecektim.Karşımda duran bu güzel bayan ne kadar güçlü.Aslında oda farkında düştüğü mayın tarlasının.Her an ölümün ona hızla yaklaştığının, ama elinden bir şey gelmiyor.

Aradan biraz zaman geçmişti ben ilaca girdim. Ve o gün 2. ilacımı yazdırmak için hastaneye gittiğimde o bayanı tekrar gördüm.Tedaviye başlamış ve saçları dökülmüş.Kafasına bandana bağlamıştı. Hemen yanına koştum iyi göründüğünü söyledim ona. Hastalık her şeyini alsa bile gülen yüzünü alamamıştı.Kuzenleri vardı etrafında.O yine tekerlekli sandalyede giderek ölüme yaklaşıyordu.Cesur bir savaşçı edasıyla.Bu onu son görüşüm oldu. Biliyorum o gülen yüzüyle cennette.

NİRAN’ıın hayatla konuşması bu kadar değil elbette. Söyleyecek çok sözü, yazacak çok şeyi var, inadına. Yüreğindeki güçlü umut tohumlarıyla o hayata sarılarak, yaşamdan alabileceği en büyük hazları alarak kendisine mükemmel bir rota çizmiş. Acılı, hüzünlü yüreğindeki dirençle yaşama eşiz bir çiçek gibi sarılmış. Esen rüzgârlar, zamansız yağan yağmurlar onu çok fazla etkilemiyor artık. Hayatla yaptığı dansın farkında ve bu gerçekle yaşamaya alışmış.

Evet… İçimizden biri NİRAN. Hikâyesi bu.

Kim bilir başka kimlerin hikâyesi…


Selahattin YETGİN

Beğen

Selahattin YETGİN
Kayıt Tarihi:18 Ekim 2011 Salı 09:57:05

BİR YAŞAMAK HİKÂYESİ YAZISI'NA YORUM YAP
"BİR YAŞAMAK HİKÂYESİ" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
glenay
18 Ekim 2011 Salı 21:35:30

Kanser hastalığı çoğaldı.Bu hastalıktan yitirdiklerimiz ve hala onunla cebelleşenler.
Niran sadece bir örnek .Allah bütün hastalara şifa versin.güzel yansıtmışsınız.
kutluyorum. Selamlar..

Cevap Yaz
celalilhan
18 Ekim 2011 Salı 17:59:52
Öykünün niteliği bir yana, "BİR YAŞAMAK HİKÂYESİ" biçimindeki başlık doğru olmasa gerek.
Bence, "BİR YAŞAM HİKÂYESİ" olması gerekirdi. Dostlukla.

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Selahattin YETGİN 19 Ekim 2011 Çarşamba 09:03:04
Yaşam, kendi kabındaki çoğul yıpranışlarla ve tekil yuvarlanışlarla büyümek, bu zorlu yolda yürümek içindir. Yaşamak bu uğurda verilen çabanın yine kendi dalındaki en büyük ismidir. Yaşamak yaşamla büyür ve bu uğurda başaramazsa ölür.
Yaşamak dedim dost. Sen böyle algıla. Teşekkür ederim. Bir Yaşamak Hikayesi'ne ziyaretin için.
Selahattin YETGİN Yazının sahibi
18 Ekim 2011 Salı 17:55:05
Kan/ser/ilişimizin o fiyakasız yaşam panosuna bir resim astığında tanımıştım Niran'ı ben, yüreğindeki o zebaniyle yaptığı savaş çığlıklarını dosta düşmana sunduğu günlerde. 'Kaybetmeyeceğim' diyordu avaz avaz, bunu göreceksin Şair diyerek kayboluşu seçti. Yıllar ondan haber vermedi, ne çok umut, ne çok kuvvet zerk etmişti oysa kendine, umutla geçinemedi. Onun anısına bir güldü yazısı, kaybettiği ruhuna bir dua gibi. Her neredeyse. Hangi umudun kolundaysa, mutlu olsun dilerim...

Cevap Yaz
İbrahim ERZURUMLU
18 Ekim 2011 Salı 15:16:53
Değerli ve kaliteli yazılarınız bizleri mesrur ve mesud etmektedir...Devamı dileğiyle selam ve hürmet ile kalınız

Cevap Yaz
AYSE 09
18 Ekim 2011 Salı 12:35:42
evet acı ve gerçek
ne çok nilanlar var böyle
işte benim de alt katımda gencecik daha bu hastalıka savaşan biri var
rabbim nerde varsa bu hastalığa tutulana şifalar versin
güzel anlatımdı
saygılarımla

Cevap Yaz
inci*
18 Ekim 2011 Salı 11:36:41
Çok doğru öyle çok Niranlar var ki, bu melun hastalıkta Moral çok önemli diyorlar ve bakım. Hastaya tüh vah demek yerine İçten dua edip care dilemeli insan. Mücizeleri var yaradanın, Mucizeler dilemeli insan. Bu arda ben, Kanserde kemoterpi alırken Hastaların kan değerlerinin düşmemesi için beslenmelerine, özellikle taze meyve suyu içmelerine dikkat etmeleri gerektiğini duyuyorum. Buna eş olarakta bir karışımı duydum uygulanmış ve yaşanmış olduğundan genelde tavsiye ediliyor.
( Bir avuç, yani 3 yemek kaşığı kadar taze lor peyniri, bir bardak portakal suyu ve yarım bardak keçiboynuzu pekemzini mikserle karıştırıp gün içinde 3 kaşık 3 kaşık tüketmek gerekmiş) olur ya okuyan ve yakını hasta olan olur. Belki çare olur. Bunlar mucizeler işte... Selam ve saygılar Sayın YETGİN.

Cevap Yaz
canandemirel
18 Ekim 2011 Salı 11:15:48
Çağımızın korkulu hastalığı demeyeceğim artık. Çünkü artık erken teşhisle tedavi edilebiliyor. Çevremde bu hastalıktan kaybettiğim arkadaşlarım oldu ama mücadeleedip kazanalar da var.
Hayat işte kime vurur bilemeyiz. Kabullenmekten başka yapacak bir şey yok.
Herkese iyi hikayeler, sevgiyle kalın...

Cevap Yaz

Okuduğunuz yorum yazar tarafından etkili yorum olarak seçilmiştir.
TÜLİN ÖZTUNÇ
18 Ekim 2011 Salı 10:49:15
Yerleştirdiğiniz fotoğraf ve Ara Güler'in hayatı resmeden sözleri Niran'ın/Niranlaların hüzünlü hikayesine yaşam azmi ve heyecanı katmış gibi... Asrın hastalığı olan ve kadınları adeta diken üstünde oturtan bu konukla iyi arkadaş olmaktan başka yapılacak bir şey yok. Bu dünya aleminde kim konukluğunun süresini tayin edebilir ki...

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.