şair67
1462 şiiri ve 751 yazısı kayıtlı Takip Et

Tarihini bilmeyenin coğrafyasını başkaları çizer



TARİHİNİ BİLMEYENİN COĞRAFYASINI BAŞKALARI ÇİZER


Bu güzel Ülke hepimizin, hepimize yeter de artar bile. Art niyetli düşünceler, kavramlar,
Hata çalışmalar hiç bir zaman bu Ülkeye fayda getirmemiştir.
Hainler her zaman dersini mutlaka, ama mutlaka sert bir cevapla almışlardır.
Bu gemide hepimiz varız. karıda zararı da hepimizin.
Lütfen ama ne olur kimsenin uşağı, maşası olmayalım.
Tam bağımsız bir Türkiyeyi yeniden yaratalım. İçimizdeki nifak tohumlarını,
Atatürk İlke ve Devrimleri ve Laik Cumhuriyet düşmanlarının haddini ne olur , Korkmadan, yılmadan bildirelim.
Atalarımız canlarını bu topraklar uğruna vermemişlermiydi bizde ,Bu yiğit insanların torunları isek gerekeni gözümüzü kırpmadan yapmalıyız.
Ülke topraklarımız, Ayyıldızlı Şanlı bayrağımız, Atatürk ilke ve Devrimleri, Laik Cumhuriyetimiz namusumuzdur.
Bunları yitirdikten sonra bu dünyada yaşamanın ,var olmanın hele uşak olmanın, onursuz yaşamanı bir anlamı varmı.
Kimseye değil kendimize benziyelim. Kimseler gibi olmayalım.
Kendimiz olalım.
Bizim asaletimiz , tarihimiz bize yeter.
Bu Toprak Uğruna canını veren Aziz Şehitlerimizin Kahraman Gazilerimizin kemiklerini ne olur ama ne olur sızlatmayalım .
A ksi taktirde haramzade konumuna düşeriz.

Şanlı Tarihimiz Nutukta tüm ayrıntıları ile anlatılmaktadır
Her Türk Vatandaşın baş ucunda bulunması gereken önemli bir tarih vesikası dır
Bakınız bir sayın yürek Nutuk’u nede güzel anlatmış
Siz gönül dostlarımla paylaşmak adına bu yazıyı alıntı olarak aldım

NUTUK


Yazan: Ayşegül DİNÇBAŞ,

NUTUK

Nutuk Türk Ata’sı Mustafa Kemal’in kaleme aldığı Cumhuriyet’imizin günlüğü, yıllığı ve anıt eseri, adeta özgürlüğümüzü kazanma ve küllerimiz içerisinden yeniden doğma savaşımızın yazılı tarihidir. Geleceğimize ışık tutmak, yurttaşları doğru yönlendirmek adına yakın geçmişteki var oluş savaşımızın bütün ince hesaplarıyla gözler önüne serilmesi, uluslar ve devletler arasında dostluk değil, sadece çıkar ilişkilerinin gerçek olduğu ve Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığının açık ifadesidir. Kronolojik sıralama esas alınarak ve sebep sonuç bağlantılarında detaya inilerek oldukça sade, anlaşılır bir Türkçe ile kaleme alınmıştır.
Nutuk’ta irdelenen 1919 ve 1927 seneleri arası tarihsel süreci;

Ulusal güçler dönemi
TBMM dönemi
Cumhuriyet dönemi olarak incelemek mümkündür.

Ulusal Güçler Dönemi’nde, Türkiye Devleti’nin kuruluşu aşamasında karşılaşılan zorluklar ve Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı günlerde ülkenin genel durumundan bahsedilmektedir.

Bu dönemde İmparatorluk müttefikleri yenilmiş ve fazlaca bir kayba uğramadan barış antlaşmalarını yapmışlar, yaralarını sarmaya başlamışlardır. Osmanlı ise yıpranan ordusu ile dahi savaşa devam etmesi veya en azından müttefikleri kadar kabul edilebilir bir antlaşma yapması gerekirken, koşulları kabul edilemez derecede ağır olan bir ateşkes antlaşmasına imza atmıştır. Bu antlaşma Osmanlı’nın tükendiğini adeta ilan etmiştir. Türk halkı bitap düşmüş, fırsat kollayan azınlıklar ile iç ve dış düşmanlar ellerinden gelen hainlikleri yapar olmuştur. Artık Türk’ün beka savaşı, yani var olma veya yok olma savaşıdır söz konusu olan. İşte Nutuk’un bu bölümünde Türk’ün beka savaşı, ulus egemenliğine dayalı bir genç devlet kurma kararı ile detayları anlatılmaktadır.
Nitekim Atatürk eserinde, yeni Türk Devleti’nin kuruluşundaki sebep ve anlamı: ‘’TÜRK ULUSU’NUN ONURLU VE ŞEREFLİ BİR ULUS OLARAK YAŞAYABİLMESİNİN ANCAK TAM BAĞIMSIZ OLMAKLA MÜMKÜN OLABİLECEĞİ” şeklinde belirtmektedir. Yüce öndere göre, ne kadar zengin olunursa olunsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez. Türk’ün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Dolayısıyla Türk için çözüm tektir: ‘’Ya Bağımsızlık Ya Ölüm’’ .
TBMM dönemi’nde, Yüce Meclisin 23 Nisan 1920’de açılışı, bütün sivil, askeri makamların birinci dereceden bağlı oldukları en yüksek kurum ve Türk ulusu’nun kendi kendini yönetmesini sağlayan en yüksek makam olduğu, halkımızın da TBMM’ni büyük bir içtenlikle bağrına bastığı, Mustafa Kemal’in de Meclis Başkanı seçildiği anlatılmaktadır.
Cumhuriyet Dönemi’nde ise, Meclis çalışmaları anlatılmaktadır.
Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’nın birlikte hazırlamış oldukları bir yasa tasarısına göre 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa’ya, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve yasama ve yürütme gücünü TBMM yerine getirir maddeleri eklenmiştir. Bu anayasa ile savaş hali nedeniyle kuvvetler birliği esası kabul edildiğinden TBMM’ i aldığı kararları çok süratle uygulama başarısını göstermiştir.
Daha sonra, 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet’imiz ilan edilmiş, yüz elli sekiz milletvekilinin tümünün oyları ile Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Nutuk, Türk Ulusu’nun kendi küllerinden yeniden doğuşunun, dirilişinin tarihidir.
Nutuk, kendini Türk hissedenlerin can simidi, öze dönüş haritasıdır.
Nutuk, bir başucu eseridir…

Sayın Ayşegül DİNÇBAŞA Saygılarımı ve şükranlarımı gönderiyorum
Çok saygın ulvi bir görev yapmışlardır
Zatı alilerini yürekten kutlarım efendim

SAYGILARIMLA
___Şair 67______
ALİ CEMAL AĞIRMAN

A

Beğen

şair67
Kayıt Tarihi:30 Eylül 2007 Pazar 21:15:31

TARİHİNİ BİLMEYENİN COĞRAFYASINI BAŞKALARI ÇİZER YAZISI'NA YORUM YAP
"TARİHİNİ BİLMEYENİN COĞRAFYASINI BAŞKALARI ÇİZER" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
şair67 Yazının sahibi
26 Ekim 2008 Pazar 16:40:19
ABD'NİN HAYAL ETTİĞİ TÜRKİYE
10/26/2008 Karakter Boyutu:
ABD Kongresi, Türkiye’nin doğusunu hayali Kürdistan sınırları içerisinde gösterdi.
ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan “Saddam Sonrası Kürtler” raporunda Güneydoğu Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri Kürdistan sınırları içerisinde gösteriliyor. Raporda, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık isteyebileceği bilgisine yer verilirken, Türkiye, İran ve Suriye ile Irak’taki Şii ve Sünni grupların bu girişime karşı çıktığı belirtiliyor. Raporda, PKK’nin “terörist bir örgüt” olduğu vurgulanmasına karşın, bölücü örgüt mensuplarından “gerilla” diye söz edilmesi de dikkat çekiyor.

TÜRKİYE, AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN TOPRAKLARI DA HARİTADA
ABD Kongresi’ne bağlı çalışan, “Kongre Araştırmalar Merkezi” uzmanı Kenneth Katzman tarafından hazırlanarak 25 Eylül tarihinde Kongre’ye sunulan ve halen Kongre’nin internet sitesinde yer alan 6 sayfalık “RL34642” seri numaralı “Saddam Sonrası Kürtler” adlı raporda yeni bir harita skandalı yer aldı. Raporun son sayfasında yer alan haritada, Kürdistan bölgesi; Türkiye’nin Güney ve Doğu Anadolu bölgeleri, İran’ın batısı, Suriye’nin Kuzeydoğusu ile Ermenistan ve Azerbaycan’ın bir kısmını kapsayacak şekilde gösteriliyor.

Haritanın kaynağı olarak, yine raporu hazırlayan Kongre Araştırmalar Merkezi gösterilirken, açıklama kısmında, “Kırmızı alanlar Kürt bölgesini göstermektedir” notuna yer alıyor. Raporda, bunun yanı sıra Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Iraklı Türkmenler, Türkiye ve PKK ile ilgili olarak dikkat çeken saptamalara de yer veriliyor.

Bu saptamalar şöyle:

• Saddam dönemi, Iraklı Kürt liderlerin ABD’li liderler ile yakın ilişki içerisine girmesine zemin hazırladı.

• Irak anayasası ülkenin kuzeyinde Kürtlerin bölgesel ancak de facto bir devletinin oluşmasına olanak sağladı. Kürt liderler bir bağımsızlık peşinde olmadıklarını söylese de, alttan gelen genç Kürtler bir bağımsızlık peşinde olabilir.

• Kürtler, Kerkük, Diyala ile Musul eyaletinin bir kısmının tarihsel olarak Kürt şehirleri olduğunu ve Kürdistan bölgesel yönetimine entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu konuda, Iraklı Arap ve Türkmen azınlığı ikna etmeye çalışmaktadırlar.

• Kerkük konusu, Türkiye tarafından da yakından takip edilmektedir. Türkiye Kerkük konusunu tarihsel bağlar doğrultusunda değerlendirirken, Irak petrolünün yüzde 10’unun üzerinde bulunan Kerkük’ün, bölgesel yönetime entegrasyonunun, Kürtlere bağımsızlık kazandırabileceğinden korkmaktadır.

• Türkiye Irak’ın kuzeyini PKK için serbest bölge olarak görmektedir. Bunun için de Türkiye ile uzun bir sınırı olan bölgesel yönetimin suçlu olduğunu ileri sürmektedir. Bu nedenle 2007 yılında Barzani’nin “Türkiye Kürdistan Bölgesel Hükümeti şehirlerine karışırsa, biz de Türkiye’deki Kürt şehirlerine karışırız” açıklamasının ardından sınıra yaklaşık 100 bin asker kaydırılmıştır. Hemen ardından, Eylül-Ekim 2007 tarihlerinde 40 Türk askeri “PKK’li gerillalar” tarafından öldürülmüştür.

Cumhuriyet
@ 340

26.Ekim.2008.
_____Şair 67______
ALİ CEMAL AĞIRMAN

Cevap Yaz
şair67 Yazının sahibi
20 Ağustos 2008 Çarşamba 15:22:59
SORUYORUM GÖNÜL DOSTLARIM SİZE

Bizlere bu güzelim ülkeyi kan göz yaşı irfanla binlerce Şehit ,Gazi vererek bize kazandıran bir önderi inkar edene ne denir.
Üzerinde yaşadığımız, dinimizi, diyanetimizi , kültürümüzü, sosyal yaşantımızı özgürce yaşadığımız kutsal torağımızı bize kazandıran Çanakkale de kefensiz yatan yiğitlerin sayesinde, Cumhuriyet Devrimleri ile çağdaş modern bir Devlet düzeni ve düzenli Ordusunu kuran Mustafa Kemal Atatürk Türkiyesine ihanet edip, Tarihimizi unutup İran a, Afganistan, Suudi Arabistan a Pakistan a , Hatta Malezya ya özenen referans alan hain zihniyete ne denir.
Kendi Ülkesinin kurtuluşu için düşmanla günlerce aç susuz mücadele ederek kahramanca istiklalimizi bize kazandıran Aziz Şehidimize , kahraman Gazimize kelle yakıştırması yapan zihniyete ne denir
Laik Cumhuriyeti beğenmeyip, Laik Cumhuriyet sayesin de tepe noktalara gelip, Laik Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanıp, çoluğuna çocuğuna nafa yediren, Laik Cumhuriyete de yapmadığını bırakmayan zihniyete ne denir
Devletin önemli kademelerin de bulunup, Atatürk ün kurduğu mecliste, şeref namus yemini edip milletin vekili olan birileri kalkıp Atatürk Devrimleri travma yarattı diye biliyorsa bu zihniyete ne denir.
Gabar da , Cüdi de, Şırnak ta, katoda, iki yakada, bestler derelerde, namazda kandilde, zahoda Kahramanca mücadele ederek parti ,parti Türk Bayrağına sarılı Şehit Cenazeleri gelirken, yüreğimiz kan ağlarken , terörün kol gezdiği azılı bir dönemde yılın düğünü için 600 bin Türk Polisini Kendi kızının düğününün de görevlendiren yılın gines Rekorlar kitabına takıları ile giren Ülkedeki şehit acısını hissetmeyen zihniyete ne denir.
Askerlik yan gelip yatma yeri Değildir diyen Mustafa Kemal Ordusunu küçümseyen
Daha sonra Atatürk Türkiyesin de Milli Güvenlik kuruluna başkanlık eden zihnitete ne denir
Bize bu Kutsal Vatanı kazandıran Ulu Önder Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, Çankkale de kefensiz yatan bize istikbalimizi kazandıran yiğit Dedelerimizin kemiklerini sızlatacak şekilde, 10 Kasımda Atatürk ün Ülkesinde olup Türk Milletinin yasta olduğu bir dönemde,10 Kasımda Atayı Tanımadığını söyleyen Suudi Kral Abdullah a bu tutumundan ötürü Devlet övünç ve ferağat madalyasına laik görülüp Acilen Atatürk ün Meclisinde Bakanlar kurulu kararı ile yüksek nişanı bu şahsa veren zihniyete ne dersiniz
Devlet düzenini bozarak, Kral Abdullah ın bulunduğu otele giderek, Türk Bayrağını kaldırıp Suudi bayrağı ve Suudi kralın Resmi önünde dostluk fotoğrafı çektiren üsst düzey yetkililerin zihniyetine ne dersiniz
Şu kelimeleri yazarken dahi bir Türk Vatandaşı olarak hicap duyduğumu , gözlerimden yaşların süzüldüğünü hissediyorum ve Türk milletinin yüreğini sızlatan bu olayları anlatıyorum
Vatan için Binlerce Şehit Gazi bu Kutsal topraklar uğruna Canlarını istiklalimizi dinimizi diyanetimizi asaletimizi korumak için verirken sahte raporla testisler çürük deyip Amerika da gününü gün eden çatır, çatır çocuk doğuran gemicikler alan zihniyete ne dersiniz
Dini siyasallaştırıp Türbanı Bilim yuvalarına sokarak, hasat hesabı yapanlar, hasadı birinde sapı birinin elinde kalan Vatandaşı örtünen Müslüman , örtünmeyen Müslüman değil diye bu yüzden milleti kamlara bölen Türbanı Türk Bayrağının önüne çıkaran Ulusun birlik ve beraberliğini bozan Türklüğü geri plana itip Arap kültürünü öne çıkaran takiyeci zihniyete ne dersiniz
Bu Ulus bunu hak etmiyor,
Atatürk Türkiyesi Yüce Türk Milleti buna Laik mi, nerede Vatan Bayrak edebiyatı yapan lar, Nerede, Misak-ı Milli, Meclis-i Mebusan torunları, nerede özde Atatürkçüler
ATATÜRK Türkiyesine Lütfen sahip çıkalım Karartmayalım bu yüce yiğit Millet evladının yarınlarını

LAİKLİK DİN DÜŞMANLIĞI DEĞİLDİR
ÇAĞDAŞ MODERN ANLAYIŞTIR
UĞRUNA ÖLÜNECEK ŞEY VAR İSE O DA TABİİ Kİ VATANDIR
VATANI KORUYAN DAMARLARIMIZDAKİ ASİL KANDIR
DİNİMİZİ DİYATETİMİZİDE YAŞARIZ
İSTİKBALİMİZİ ATAMIZI LAİK CUMHURİYETİMİZİ
DEVRİM KANUNLARINI KORUMAYA KOLLAMAYA CANIMIZIN PAHASINADA OLSA VARIZ ÖLMEYE HAZIRIZ.
HARAMZADE DEĞİLİZ TARİHİMİZİ İNKAR ETMEYİZ
AB VE ABD İRANIN AFGANİSTANIN, PAKİSTANIN, SUUDİ ARABİSTAN MALEZYA ARAP HAYRANI OLMAYIZ REFERANS ALMAYIZ
BİZ MECLİS-İ MEBUSANIZ, BİZ MİSAK-I MİLLİYİZ
YANİ BİZ MUSTAFA KEMALİZ

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

20.AĞUSTOS. 2008.
_______ŞAİR 67_____
ALİ CEMAL AĞIRMAN

Cevap Yaz
şair67 Yazının sahibi
20 Ağustos 2008 Çarşamba 03:06:08
ATATÜRK'ÜN DEVRIMLERI




Saltanatin kaldirilmasi (1 Kasim 1922)

Kurtulus Savasi'nin ilk yillarinda kurulan (23 Nisan 1920) Türkiye Büyük Millet Meclisi, halktan kopuk Osmanli yönetiminin yaninda, halkin içinden seçilen temsilcileriyle "halk iradesi"nin gerçek temsilcisi olmus, iyice eskimis ve yipranmis kisisel saltanatsa, TBMM'yi, yani ulusun egemenligini tanimamasinin yani sira, Sevr Antlasmasi'ni imzalamis, düsmanla isbirligi yapip, çikarttigi ayaklanmalarla Ulusal Kurtulus Savasi'ni engellemeye çalismisti.
23 Nisan 1920'den baslayarak ulusal egemenlige dayali devletin kurulmasiyla kisisel saltanata kalkmis gözüyle bakan Mustafa Kemal, Itilaf Devletleri'nin Lozan Baris Konferansi'na Ankara Hükümetinin yani sira Osmanli Hükümeti temsilcileri de çagirmalari üstüne, 1 Kasim 1922'de TBMM'de yaptigi konusmada ulus'un akla aykiri oldugunu belirterek,saltanatin kaldirilmasini istedi. Milletvekillerinin atesli konusmalarla Atatürk'ü desteklemelerinden sonra, saltanatin Istanbul'un isgal tarihinden (16 Mart 1920) baslayarak kalkmis oldugu oybirligiyle kabul edildi. Saltanatin kaldirilmasiyla Padisahlik sifati kalkan Mehmet VI Vahdettin de, 17 Kasim günü Ingiliz Komutanligina basvurarak, bir Ingiliz zirhlisiyla Istanbul'dan ayrildi.

Cumhuriyetin ilani (29 Ekim 1923)

Saltanatin kaldirilmasinin ve Lozan Baris Antlasmasi'nin ardindan TBMM'de en çok tartisilan konulardan biri, yeni devletin niteligi sorunuydu. Kendisi bir hükümet olan TBMM'nin ayri bir hükümeti ve bu hükümeti yönetecek bir basbakanin bulunmamasi, meclis içinden bakanlarin seçiminde adaylarin gerekli oyu saglamakta güçlük çekmeleri, sürekli sorunlara yol açmaktaydi. 27 Ekim 1923'te Ali Fethi (Okyar) Bey baskanligindaki hükümetin istifasi ve Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yeni hükümet listesi üstünde anlasmaya varamamasi üzerine, Atatürk 28 Ekim gecesi arkadaslarini toplayarak sorunun gerçek çözümüyle ilgili düsüncesini açikladi ve Ismet Inönü'yle o gece, devletin niteliginin cumhuriyet oldugunu saptayan bir yasa tasarisi hazirladi. Ertesi gün TBMM, yapilan isin "çoktan dogmus olan çocugun adini koymak" oldugunun milletvekillerine açiklanmasindan sonra, saat 20.30'da Anayasa degisikligini kabul ederek cumhuriyeti ilan etti ve
oybirligiyle alinan bu karardan sonra cumhurbaskani seçimine geçerek, gene oybirligiyle Gazi Mustafa Kemal Pasa'yi Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk cumhurbaskani olarak seçti.

Halifeligin kaldirilmasi (3 Mart 1924)

Saltanatin kaldirilmasindan ve Mehmet VI Vahdettin'in Istanbul'dan ayrilmasindan sonra, TBMM'nin 18 Kasim 1922'de halife seçmis oldugu Abdülmecit Efendi, eski rejim yanlilarinin tek umudu haline gelmis, bundan güç alan Abdülmecit Efendi de, yeniden törenler düzenlemeye, demeçler vermeye bazi Islam ülkelerinin kendisine baglilik bildirmeleri
üzerine, Islam dünyasinin önderi tavri takinmaya baslamisti. Bu durumun yeni kurulmus cumhuriyet yönetimi için tehlikeli olabilecegini kavrayan Atatürk, Izmir'deki ordu tatbikatlari sirasinda ordu komutanlarina hilafetin kaldirilmasi konusunda düsüncesini açiklayip, yasanin meclis gündemine getirilmesini kararlastirdi. 1 Mart 1924'teki bütçe görüsmelerinde halifeye ve Osmanli hanedanina verilecek ödenek konusunun gündeme getirilmesinden sonra, 3 Mart 1924't kabul edilen yasayla, halifelik kaldirilip, ilerde saltanat ve halifelik iddiasinda bulunmamalari için Osmanli hanedani üyelerinin de yurt disina çikarilmalari kabul edildi.

Medeni Kanun'un kabulü (17 Subat 1926)

Osmanli Imparatorlugu döneminde hukuk isleri din kurallarina göre yönetilmekte oldugundan, çagdas toplumlar düzeyine erismek isteyen Türk toplumunun temel gereksinmelerinin, söz konusu hukuk yapisiyla karsilanamayacagi anlasilmisti. Tanzimat Dönemi'nde hazirlanan Mecelle, bazi yenilikler getirmekle birlikte, kisilerin hak ve borçlari, aile
kurumu, isleyisi ve sona ermesi, mülkiyet iliskileri, miras sorunlari, kiralama, satin alma, ödünç verme, vb. iliskiler açisindan, gerçek bir Medeni Kanun sayilamazdi. Bu nedenle Isviçre Medeni Kanunu örmek alinarak hazirlanan Medeni Kanun, 17 Subat 1926'da TBMM'de kabul edilerek, yürürlüge kondu. Bunu, öbür temel yasalar ile, ceza hukuku alanindaki bosluklari gideren Ceza Kanunu'nun kabul edilip (1 Mart 1926) yürürlüge konmasi izledi.

Tarikatlarin kaldirilmasi, tekke ve zaviyelerin kapatilmasi (30 Kasim 1925)

Baslangiçta yalnizca din konulariyla ilgilenen, farkli düsünce sistemleri gelistirerek taraftarlarini çogaltmaya çalisan tarikatlar, zaman içinde siyasal olaylarda etkili rol oynamaya, çikarlari tehlikeye düstükçe halki ayaklandirmaya koyulmuslardi. Bu etkinliklerini cumhuriyetin ilanindan sonra da sürdürmeye kalkismalari ve Menemen Olayi, Seyh Sait Ayaklanmasi gibi seriattan yana ayaklanmalara yol açmalari üstüne "Türkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler, müritler memleketi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti her alanda dogru yolu gösterecek, uyaracak güçtedir. Biz uygarligin bilim ve fenninden güç aliyoruz ve ona göre yürüyoruz. Baska bir sey tanimayiz" diyen Atatürk'ün sözleri isiginda harekete geçilerek, 30 Kasim 1925'te çikarilan yasayla tekkeler ve zaviyeler kapatildi.

Laikligin kabulü (1928-1937)

Saltanatin kaldirilmasi, hilafetin kaldirilmasi, Seriye ve Evkaf Vekaleti'nin kaldirilarak yalnizca din isleriyle ugrasacak Diyanet Isleri Baskanligi'nin kurulmasi, tarikat ve zaviyelerin kapatilmasi asamalarindan geçen laikligin tam anlamiyla yasal tabana oturtulmasi için, 1924 Anayasasi'nda yeralan "Türkiye devletinin dini Islam'dir" deyimini tartismaya koyulan TBMM, 10 Nisan 1928'de Anayasa'nin ikinci maddesini
degistirip, 16. ve 38. maddeler geregince milletvekilleri ile cumhurbaskaninin antiçerken söylemek zorunda olduklari "vallahi" sözcügünü maddelerden çikardi. Ayrica, 26. maddedeki "ahkami seriyenin tenfizi" (seriat hükümlerinin yürütülmesi) sözcükleri de Anayasa'dan çikarildi. Inananlarin ibadetlerini kendi dilleriyle yapmalarini dogal bir hak olarak gören Mustafa Kemal'in, aydin din adamlariyla yaptigi görüsmelerden sonra, 3 Subat 1928'de hutbelerin Türkçe okunmasinin kabul edilmesini, dualar ve ezanin Türkçeye çevrilmesi çalismalari izledi. 5 Subat 1937'de Anayasa'nin ikinci maddesinde laiklik ilkesine yer verilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik bir devlet oldugunun yazilmasiyla, laiklik
devrimi tamamlanmis oldu.

Kadin haklarinin taninmasi (1930-1933 ve 1934)

Osmanli toplumunda hemen hiçbir toplumsal ve siyasal hakki bulunmayan kadinlara Medeni Kanun'la bazi haklar taninmis olmakla birlikte, siyasal haklar açisindan bir degisiklik yapilmamisti. Atatürk'ün girisimiyle kadinlarin iktisadi ve siyasal
yasama katilmalari yönünde bir dizi degisiklik yapilarak, 1930'da belediye seçimlerinde seçme, 1933'te çikarilan Köy Kanunu'yla muhtar seçme ve köy heyetine seçilme, 5 Aralik 1934'te Anayasa'da yapilan bir degisiklikle de milletvekili seçme ve seçilme haklarinin taninmasiyla, Türk kadini o yillarda Avrupa devletlerinin çogundaki kadinlardan daha ileri haklar elde etti ve çok geçmeden toplumda erkeklerin çalistigi her alanda yerini aldi.

Sapka ve kiyafet devrimi (25 Kasim 1925)

Ülke halkini her alanda çagdas ve uygar düzeye çikarabilmek için degisiklikler tasarlarken, dis görünüsüyle de bunu vurgulamasi gerektigine inanan Mustafa Kemal'in, 25 Agustos 1925'te Kastamonu'ya yaptigi bir gezide basina sapka giyip, "Buna sapka derler" diye halki sapka giymeye özendirmesinden sonra, 25 Kasim 1925'te Sapka Giyilmesi Hakkindaki Kanun çikarilip, dinsel giysilerle sokakta gezilmesi yasaklandi.

Takvim, saat ve ölçülerde degisiklik (1925 ve 1931)

Cumhuriyet döneminden önce Bati uluslarindan ayri takvim, saat, sayi ve ölçülerin kullanilmasi, hafta tatillerinin cuma günü olmasi, takvimin baslangici olarak Hazreti Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç ettigi tarih olan 622 yilinin alinmasi (hicri takvim), sayi olarak eski sayilari, ölçü olarak da okka, dirhem, arsin, endaze, vb. ölçülerin kullanilmasi, Türk toplumu ile Bati toplumlari arasindaki iliskilerde büyük karisiklik ve güçlüklere yol açmaktaydi. 26 Aralik 1925'te miladi takvimin kabul edilip, alaturka saat yerine Bati'da kullanilan alafranga saatin kabul edilmesiyle, 23 Mart 1931'de çikarilan yasayla da gram, kilogram, ton, metre, kilometre gibi ölçülerin benimsenmesiyle, bir yandan Bati ülkeleriyle iliskiler kolaylastirilirken, bir yandan da yurdun her yerinde tutarli bir ölçü ve agirlik düzeni kurulmus oldu.

Soyadi yasasinin kabulü (21 Haziran 1934)

Soyadi bulunmamasinin günlük yasamda yarattigi güçlük ve karisikliklarin önünene geçmek amaciyla 21 Haziran 1934'te çikarilan yasayla, her Türk kendine uygun bir soyadi almakla yükümlü kilindi. 24 Kasim 1934'te çikarilan bir yasayla da TBMM Mustafa Kemal'e Atatürk soyadini verdi. Ayni yil çikarilan bir baska yasayla ayricaliklari belirten eski unvanlarin yasaklanmasiyla, yasalar önünde esitlik ilkesinin gerçeklestirilmesinde önemli bir adim atilmis oldu.

Egitim ve ögretim devrimi (3 Mart 1924)

Osmanli toplumundaki medreseler ile iptidai, rüstiye, idadi türünde okullarin toplumun gereksinme duydugu elemanlari yetistirme açisindan özellikle sayi bakimindan yetersiz kaldigini gözleyen, egitimin önemini yaptigi konusmalarda sik sik vurgulayan Atatürk'ün yol göstericiligi altinda TBMM, egitim ve ögretim islerini Milli Egitim Bakanligi'na verip, 3 Mart 1924'te çikardigi Ögretimin Birlestirilmesi yasasiyla, mahalle mektepleri ve medreseleri kaldirdi. Anadolu'nun çesitli kentlerinde meslek okullari, teknik okullar, ögretmen okullari, ortaokul ve liseler açilirken, çikarilan Üniversiteler Kanunu'yla Darülfünun kaldirilip, yerine Istanbul Üniversitesi kuruldu

Harf devrimi (1 Kasim 1928)

Ögrenilmesi son derece güç olan Arap abecesinin okuryazar sayisinin artmasini engelledigini, ayrica Türkçe sesleri dile getirmede güçsüz kaldigini anlayan Atatürk'ün, 1926'dan baslayarak yaptirdigi arastirmalar sonucunda, Türkçe'nin yapisina en uygun abece olduguna karar verilen Latin abecesi alinip, yeniden düzenlenerek, 1 Kasim 1928'de çikarilan
Türk Harfleri Hakkinda Kanun'la yürürlüge kondu ve Atatürk'ün kendisinin de katildigi yayginlastirma çalismalari sonucunda, kisa süre içinde benimsendi.

Dil devrimi (12 Temmuz 1932)

Osmanlilar döneminde aydinlarin büyük ölçüde Farsça ve Arapça sözcük ve dilbilgisi kurali içeren Osmanlica'yi kullanmalarindan ötürü, aydinlar ile halkin dil bakimindan birbirlerinden kopmus olmalari, cumhuriyet öncesindeki dönemde de bazi aydinlari rahatsiz etmis, Selanik'te çikarilan (1911) Genç Kalemler dergisinde "Yeni Dil" hareketi baslatilmis, ama dilde yabanci sözlüklerden yeterli bir arinma saglanamamisti. Türkçe'nin özlestirilerek yeni Türk abecesiyle dünyanin en zengin dillerinden biri haline getirilmesini amaç alan Atatürk, 12 Temmuz 1932'de, sonradan Türk Dil Kurumu adini alan Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurdurarak, Türkçe'nin gerçek bir bilim, edebiyat ve sanat diline dönüsmesi çalismalarini hizlandirdi.


Eğitim ve Kültür alanında yapılan inkılaplar:



1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924). Bu kanunla Türkiye dahilindeki bütün bilim ve öğretim

kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.

2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun (1 Kasım 1928)

3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931). Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu

adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih görüşnü ifade eden kurumun kuruluşuyla ümmet tarihi anlayışından millet tarihi anlayışına geçilmiştir.

4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşu (12 Temmuz 1932). Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu

adını almıştır (24 Ağustos 1936). Kurumun amacı, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak,

onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.

5- İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nca yeni bir üniversite kurulmasına dair

kanun (31 Mayıs 1933). İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 günü öğretime açılmıştır.






İZİNDEYİZ ATAM..
EY KARANLIK ZİHNİYET ATATÜRK DEVRİMLERİ TRAVMA YARATTI DİYEN YOBAZ ZİHNİYET BAKINIZ ATATÜRK NE YAPMIŞ T.C. TARİHİNİ OKUYUN LÜTFEN BİGİSİZ KOKUŞMUŞ ZİHNİYET
İŞTE ATATÜRK DEVRİMLERİ OKUYUN BELKİ ATAYA DÜŞMAN OLMAKTAN VAZ GEÇERSİNİZ
SAYGILARIMLA
____ŞAİR 67______

Cevap Yaz
GÜLŞEN
8 Ekim 2007 Pazartesi 23:08:45
Çok güzel konuya değinmişiniz..katılmamak elde değil..Teşekkürler

Cevap Yaz
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.