4
Yorum
10
Beğeni
5,0
Puan
132
Okunma
Sevgili Kendim,
Bunca Şeye Rağmen Hâlâ Ayaktasın..
Hayat bana hep kolay davranmadı.
Öyle zamanlardan geçtim ki, nefes almak bile başlı başına bir mücadeleydi. Ağır bir hastalığın içinden geçtim. Bedenimin yorulduğu, ruhumun sustuğu, yarının gelip gelmeyeceğini düşünmek istemediğim günler oldu. Ama yine kalktım. Yine nefes aldım. Yine devam ettim.
Sonra hayat kaldığı yerden üzerime gelmeye devam etti. İş dedim, güç dedim, çoluk çocuk dedim… Bir kadın olarak, çoğu zaman tek başıma ayakta durmayı öğrendim. Kimse elimden tutmasa da yürümeyi, yorulsam da durmamayı öğrendim. Düştüğümde kendi dizimin yarasını kendim sardım. Ağladığımda gözyaşımı kendim sildim.
Ve hep bir şekilde üstesinden geldim.
Fırtınaları atlattım. Hastalıkları, korkuları, yalnızlıkları, sorumlulukları taşıdım.
Ama sonra küçücük bir rüzgâr çıktı karşıma.
Adı aşktı.
Ne garip… Onca fırtınanın deviremediği beni, küçücük bir rüzgâr savurdu. Öyle bir savurdu ki bazen yerden yere vurdu, bazen bilmediğim bir boşluğun içine bıraktı. Ne yapacağımı, nereye tutunacağımı şaşırdım.
Çünkü insan hayatla savaşmayı öğreniyor da sevdiği insana karşı nasıl savaşacağını öğrenemiyor.
Belki de savaşmak istemiyor.
Sonra yine yaptığım şeyi yaptım.
Kendimi toplamaya başladım.
Oraya buraya saçılmış parçalarımı, kalbimin kırıntılarını tek tek aradım. Bazısını hemen buldum, bazısını bulabilmek için çok uğraştım. Eğildim, kalktım, yoruldum… Ama her bulduğum parçayı yeniden kalbime taktım.
Eskisi gibi olmadı belki.
Ama yine benim kalbim oldu.
Ve yine ayağa kalktım.
Çünkü hayat belki de tam olarak bu: Her düştüğünde mızmızlanmadan, kendine acımadan, kırılmış parçalarını toplayıp kendini yeniden tamir edebilmek. Yaralarını inkâr etmeden ama onlara teslim de olmadan, yeniden dimdik durabilmek.
Peki bütün bunlardan sonra insan hayattan ne bekliyor?
Aslında çok şey değil.
Biraz şefkat.
Sadakat.
Dürüstlük.
Ve seni gerçekten anlamaya çalışan bir insan.
Sadece seni dinleyen değil, duyan biri. Sustuklarının bile ardında ne olduğunu merak eden biri. Kaçmak yerine konuşan, susup cezalandırmak yerine paylaşan, zor olduğunda kapıyı çekip gitmek yerine “Gel, bunu birlikte çözelim,” diyebilen biri.
Bir iki günlük, birkaç aylık heves değil istediğim.
Kalabilecek kadar gerçek bir şey.
Sürdürebilecek kadar emek verilmiş bir sevgi.
Çünkü benim için aşk yalnızca güzel günlerde el ele tutuşmak değil. Yaşlandığımızda da yan yana oturabilmek. Birbirimizin yüzündeki çizgilere bakıp hâlâ gülebilmek. Saçlarımız ağardığında bile birbirimize takılabilmek.
Bazen tartışmak…
Ama kavga etmek değil.
Tartışmak başka bir şey. Hatta biraz didişmek. “Sen yine böyle yaptın,” deyip beş dakika sonra aynı masada kahve içebilmek. Birbirimizi yenmeye değil, birbirimizi anlamaya çalışmak.
Ve günün sonunda hâlâ “biz” kalabilmek.
Belki bütün yaşadıklarımdan sonra istediğim şey tam da bu:
Beni kurtaracak birini aramıyorum.
Ben kendimi kaç kere kurtardım zaten.
Yanımda yürüyecek birini istiyorum.
Düştüğümde beni güçsüz görmeyecek, güçlü olduğumda da sevgisini benden esirgemeyecek birini. Kalbimi taşımak zorunda olmayan ama onu incitmemeye özen gösterecek birini.
Çünkü insan bir yaştan sonra büyük sözlerin değil, küçük ama devamlı şeylerin kıymetini anlıyor.
Bir “Nasılsın?”ın gerçekten merak edilerek sorulmasını…
Bir söz verildiğinde tutulmasını…
Kırıldığında konuşabilmeyi…
Güvenebilmeyi…
Ve bütün o hayat telaşının içinde dönüp baktığında, yanında hâlâ aynı insanı görebilmeyi.
Hayattan beklentim artık mucizeler değil.
Şefkat, sadakat ve dürüstlük.
Biraz kahkaha, biraz didişme, bolca sohbet…
Ve bütün fırtınalar geçtikten sonra, yan yana oturup birbirimize bakarak:
“Vay be… Ne çok şey yaşadık. Ama hâlâ buradayız.” diyebilmek.
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.