1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
55
Okunma

Bir ses…
Çığlığın tepe ritmi…
Yahu desene,
Bana nasıl bu kadar yankısız kaldın? Bağıra çağıra “sus, sus, sus” diyen içim korkuyor musun yine? Hani değişmiştin hani? Hani yolunu dışarı vermiştin, yine sıkıştın kaldın mı?
Heyyy,
Gezdin, tozdun, güldün de gurbeti aştın mı de hadi. Saldın köklerini, söylesene, ulaştı mı? Köklendin mi?
Neden hâlâ ulaşmıyor o kökler toprağına?
Hep mi 8 yaşında çocuksun?
Debelenmelerin bile köklerinin yaşını geçti.
Dallarındaki yük değil de köklerin mi ağırlaştı? Çekiyor seni diplere. Başaramadın mı dallarını göğe uzatıp çiçekli şiirler dökmeyi?
Sabır sabır sabır…
Hiç mi taşmaz bu doldurdukların? Sen de biliyorsun değil mi, taşsa taşacak ne yer var ne de onu tekrar toplayacak güç. Hoş, toplasan da taştığın yere tekrar sığmazsın.
Bakıyorsun da…
neden gece hep, neden gece.
Sus artık, hadi biraz daha eşeleyelim toprağı. Sakin ol, bağırma; dipler karanlıktır. Eşele sen toprağı, hadi eşele, gir daha fazla… Kimse görmez, endişelenme. Derinler iyidir.
Yollar yok bak burada…
Tut köklerden birini.
Dokun bak.
Bu pürüzlü kabuk benim.
Öbür elinle de eşele, eşele…
Dur bakalım!
Yoruldun sanki. Koysana başını tuttuğun o köke.
Az soluklanalım.
Şşşttt… sakin ol, korkma!
Tutuyorsun bir elinle. Sarıl iyice, sen tut; kaçamaz bir yere.
Ne?
Bıraksan da sarsın mı istiyorsun?
Ben de isterdim küçüğüm…
Ama sen 8 yaşında değilsin.
Tut, tut, bırakma.
Büyüdün küçüğüm…
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.