0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
29
Okunma
Neden bir cümlenin eksik kalan harfine, bir bakışın geri dönmeyen izine, bir vedanın kapanmayan kapısına kilitlenir insan?
Neden yer çekiminin derinliğine değil de o derinliğin kendi gibi yüzeye çektiği bir diğerinin alıp üflediği nefesi sorgular insan?
Neden yetinmek yerine yerinmeyi, övünmek yerine dövünmeyi, aramak yerine bulunmayı ister insan?
Neden dalından sararıp solan ve düşüp savrulan üzerinde değil de filizlenip yeşeren üzerinde yoğunlaşır insan?
Neden sessizliği huzur kabul ederken paldır küldür bir koşuşturma içinde sessizliğe olan ihtiyacı doğuran kalabalıktan soyutlar ve sesiyle sesleri yargılar insan?
Neden aracısız ve vasıtasız olmayacağını bilir ve söylerken; cılız bir temenni ile mutlak olana muğlak ve riyakâr yakarır insan?
Neden zamanın merhem olduğuna inanırken, her yeni sabah eski yaraların kabuğunu kendi elleriyle kaldırır insan?
Neden affetmenin yükü hafiflettiğini söylerken, unutmanın eşiğine geldiğinde en ağır zincirlerini yeniden bileklerine vurur insan?
Neden kendini tanımanın ömür boyu süren bir yolculuk olduğunu bildiği hâlde, bir yabancının iki kelimesinde kim olduğunu arar insan?
Neden hakikatin yalınlığı önünde dururken, süslü yalanların gölgesinde serinlemeyi tercih eder insan?
Neden kırılmamak için duvarlar örer de, sonra o duvarların ardında duyulmayan sesine en çok kendisi ağlar insan?
Neden bir ömrün ağırlığını omuzlarında taşırken, bir anın pişmanlığını bütün yıllarından daha ağır hisseder insan?
Neden aynaya baktığında yüzünü görür de, içine baktığında gözlerini kaçırır insan?
Neden kaybetmekten korktuğu şeylerin çoğunu, onları sıkıca tutmaya çalışırken usul usul ellerinden düşürür insan?
Neden her sonun bir başlangıç olduğunu dillendirirken, başlangıçların da bir gün son olacağını kabullenemez insan?
Neden başkasının acısını ölçerken aklını, kendi acısını tartarken yalnızca kalbini kullanır insan?
Neden cevabı içinde taşıdığı hâlde, ömrünü kapısını hiç çalmadığı soruların eşiğinde tüketir insan?
Neden faniliğini her gün biraz daha hissederken, sonsuzmuş gibi kırar, incitir, erteler ve tüketir insan?
Neden nihayetinde geldiği yere döneceğini bilir de, gittiği yolları sahiplenir; emanet olanı mülk, misafirliği ebediyet sanır insan?
Ve neden, bütün bu "neden"lerin cevabını ararken, cevabın kendisinden önce sorularına âşık olur insan?
Neden, neden, neden...?
Ramak kaldı / Samim İğde
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.