4
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
45
Okunma
Evlatlar
Bir çocuk doğduğu anda anne babanın hayatı baştan sona yeniden şekillenir. O ilk çığlık, hastane odasında yankılandığı anda sadece bebeğin ciğerlerini havayla doldurmaz; ebeveynlerin gönlüne de ömürlük bir ateş düşürür. Dokuz ay boyunca karnında taşıdığı evladını kucağına alan anne, ölümle burun burun geldiği o anı unutamaz. Acı, ter, korku ve tarifsiz bir sevinç bir aradadır. Baba ise camın arkasından bakarken acizliğini ilk defa bu kadar derin hisseder. “Artık her şey onun için” yemini, sessizce dudaklarından dökülür. Bu, bilinçli bir karar değil; ilahi bir teslimiyettir. Evlatlar, insanı hem en güçlü hem de en kırılgan hâle getirir.
İlk aylar ve yıllar, fedakârlığın en saf halidir. Gece uykusuzlukları başlar. Bebek her ağladığında anne hemen kalkar, meme verir, kundaklar, ninni söyler. Kolları uyuşur, sırtı ağrır, gözleri kapanacak gibi olur ama yine de kucağından indirmez. Baba ise işe gitmeden önce eczaneleri dolaşır, mama alır, bez taşır. Evde para hesapları yapılırken öncelik hep evlattır. “Çocuğum aç kalmasın, üşümesin, hastalanmasın” düşüncesi, her maddi sıkıntıyı ezer geçer.
Evlat hastalandığında ise zaman durur. Küçük bedenin ateşi yükseldiğinde anne babalar dünyayı unutur. Saatlerce kucağında gezdirilen bebek, annenin omuzlarını taş gibi ağırlaştırır. Islak bezler, ateş düşürücüler, dualar, doktor kapıları… Hiçbiri ağır gelmez. Sabahın köründe işe giden baba, aklı evde kaldığı için işini verimli yapamaz ama “akşam ne alsam da iyileşse” diye market market dolaşır. Anne kendi yemeğini es geçer, “Ben tokum yavrum, sen ye” der. Oysa midesi aylardır doğru dürüst doymamıştır. Kendi ayakkabısı delinmiş, montu eskimiştir; ama çocuğun ayakkabısı her sezon yenilenir, montu en kalitelisinden alınır. Bu fedakârlıklar ne gösteriş içindir ne de bir karşılık beklenir. Sessizce, gözyaşıyla, yorgun bir tebessümle yapılır.
Çocuk büyüdükçe mücadele alanı genişler. İlk adımlar, ilk kelimeler, ilk düşmeler… Her biri ayrı bir zaferdir. Parkta oynarken düşen çocuğa koşan anne, dizindeki sıyrığı öperken kendi içindeki acıyı bastırır. Baba ise akşam işten yorgun geldiği halde çocuğu omzuna alır, “Hadi uçak olalım” diye oyun oynar. Tatil planları, kendi hayalleri, hobiler bir kenara bırakılır. Çünkü “evladımın güzel bir çocukluğu olsun” isteği her şeyden ağır basar.
Okul çağı geldiğinde ise asıl büyük savaş başlar. Sabahları uyanamayan çocuğa kahvaltı hazırlamak, servise yetiştirmek, kırtasiye almak, forma ütülemek… Akşamları yorgun argın eve dönen anne baba, mutfakta bulaşık yıkarken bir yandan da “Yarınki sınavı çalışalım mı?” diye sorar. Matematik ödevinde takılan çocuğa sabırla anlatmaya çalışan baba, içinden “Keşke ben de böyle bir imkân bulsaydım” diye geçirir. Anne ise yırtılan defterleri yeniler, silgi kalem boya alır, “Bir daha yırtma tamam mı?” diye usulca tembihler.
En iyi okul için semt değiştiren aileler, çocuğun dershanesine yakın diye ev tutan anneler, gece vardiyasında çalışıp gündüzleri çocuğunun sınavına hazırlanan babalar… Bunlar Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde yaşanan gerçeklerdir. Yurt dışı hayalleri kuran aileler, burs peşinde koşanlar, özel derslerin masraflarını karşılamak için ek işlerde çalışanlar… Hepsi aynı cümleyle özetlenir: “Evladım daha iyi bir hayat yaşasın.” Sınav stresiyle ağlayan çocuğa sarılan anne, “Sen başaracaksın yavrum, biz arkandayız” der. Başarı geldiğinde gurur gözyaşları akar; başarısızlıkta ise suç kendinde aranır. “Keşke daha fazla uğraşsaydık” pişmanlığı, birçok anne babanın içini kemirir.
Evlat ergenliğe adım attığında mücadele duygusal bir boyuta evrilir. Yanlış arkadaşlar, ilk aşk acıları, isyanlar, kapıları çarpıp odasına kapanmalar… Anne baba kapının arkasında sessizce ağlar ama yine de “Biz buradayız” mesajını verir. “Bu çağda çocuk yetiştirmek çok zor” dense de pes etmezler. Telefonları elden düşmez, kiminle geziyor, ne yapıyor diye endişelenirler. Bazen fazla korumacı olurlar, bazen de fazla serbest bırakırlar. İkisi de aynı korkudan doğar: “Evladım zarar görmesin.”
Üniversite için başka şehre, iş için başka ülkeye giden evlatlar olduğunda hasret devreye girer. Artık mücadele uzaktan devam eder. Her telefon görüşmesinde “Nasıl oldun yavrum? Yemek yiyor musun? Kendine dikkat ediyor musun?” soruları art arda gelir. Gönderdiği her kuruşun hesabını tutmazlar. “İhtiyacın olursa söyle” derler. Evlat büyüse de onlar için hep o küçük bebektir. Düğün gününde gelin veya damat olarak gördüklerinde hem gurur hem burukluk yaşarlar. “Bizim yavrumuz evlendi” sevinciyle karışık “Artık bizden uzaklaşacak” korkusu iç içedir.
Evlat evlenip çoluk çocuğa karıştığında bile mücadele bitmez. Bu sefer torunlar devreye girer. “Torunlarım da mutlu olsun, sağlıklı olsun” diye yeni fedakârlıklar başlar. Yaşlanmış anne baba, torun bakmaya koşar, eski yorgunluklarını unutur. Kapılarını aşındırır, hal hatır sorar, “Bir ihtiyacın var mı?” diye yoklar. Çünkü evlat için verilen emek, kalp attığı sürece tükenmez.
Evlatlar, insanı hem en güçlü hem en savunmasız yapan mucizelerdir. Onlar için gözyaşı dökmek, uykusuz geceler geçirmek, hayalleri ertelemek, maddi manevi her şeyi feda etmek… Bunların hepsi ebeveynlik denilen kutsal yolculuğun parçasıdır. Karşılığında istedikleri tek şey, evlatlarının mutlu ve huzurlu bir hayat sürmesidir. Bir “Teşekkür ederim anne, teşekkür ederim baba” cümlesi ya da uzaktan gelen mutlu bir ses, bütün o mücadeleleri unutturmaya yeter.
Türkiye’de milyonlarca anne baba, her gün bu mücadelenin içinde. Kimisi köyde, kimisi büyükşehirde… Kimisi fabrikada, kimisi ofiste… Ama hepsinin ortak dili aynı: Evlat sevgisi. Bu sevgi, sınır tanımaz, şart koşmaz, bitmez.
Evlatlar için verilen mücadele, aslında insan olmanın en güzel, en acı ve en anlamlı hâllerinden biridir. Ve her anne baba bilir ki, bu yolda harcadıkları her nefes, her damla ter ve her damla gözyaşı boşa gitmez. Çünkü geride bıraktıkları en büyük miras, sevgiyle büyütülmüş evlatlardır.
Allah herkesin çocuğunu anne, babasına bağışlasın
Hayırlı Evlatlar Temennisiyle..
Gazi Şahin
Kul Yorgun
1 Haziran 2026 Pazartesi
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.