0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
72
Okunma
Eğitimin sözlük anlamı “belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme.
Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme.
“im” sözlük anlamı iz, simge, belirti demektir. Herhangi bir şeyin belirleyici, gösterici durum ya da davranış belge simge demektir. Eğitim, “Eğitmenin belirleyicisi, gösterisi demektir.” diye düşünüyorum . Kırkbir yıllık bir sınıf öğretmeni olarak, birinci dönem başı ve ikinci dönem başı olmak üzere yaptığımız veli toplantılarına, hep annelerinin katıldığını gözlemlemişimdir.
Öğrencilerimle gönderdiğim veli toplantı davetiyelerinde de, özellikle anne ve babaları birlikte bekliyorum diye belirtmeme rağmen, babaların bu işi annelerin omuzlarına yüklediğin canlı tanığıyımdır. Zaten, artan ev işinin üzerine, anneler çocukların eğitim işlerini de yükleniyorlar. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bu iş benim çocukluğumda da yani bin dokuz yüz altmı ikili yıllarda da aynıydı. Şimdi de aynı. Evet kadın bugün iş hayatında her kademede, her yerde yerini almakta ama yeterli değil. Babalar ya da eşler ev işlerine yeteri kadar ortak olmuyorlar. Eğitimli erkekler bir nebze bu konuda iyi ben de dahil, ama ülke genelinde çok yetersiz.
Babalar işe gidiyor, para kazanıyor, ailenin geçimini sağlıyor, eve gelirken bakkaldan ekmek veya o günlük ihtiyaçları alıyor, evin parasal ihtiyacını karşılıyor ama anneler öyle mi ? Babanın yaptığı işi yapan anneler de var. İş dönüşü evin toplanması, yemeği, bulaşığı, çamaşır ve çocuk bakımına ek olarak fazlalıkla yine onlar yapıyorlar. Evde işlerimizi kolaylaştıran teknolojik aletler olmasına rağmen. Çocukların ödevleri ile yine anneler ilgileniyor. İşte bu nedenle eğitimin kurtarıcı faktörleri annelerdir. Toplumun düzgün bir şekilde şekillenmesi yine anneleriniz ile olacaktır. Eğer sağlıklı toplumlar yetiştirmek istiyorsak babalarımız ile birlikte annelerimizi de eğitimli ve donanımlı yapacağız. Anneler eğitimli olursa, yetişen nesillerde eğitimli olur bunun topluma yansıması pozitiftir. O yüzdendir ki anneler, kadınlara değer veren saygılı, üretken çocuklar yetiştirmelidir. Kadını eşya gibi gören, kadını evde iş yapacak, çocuk doğuracak, çamaşır yıkayacak, çocuk bakacak gibi kimlikten arındırıp erkek ile eş değerde insan olarak gören nesiller yetiştirmeliyiz. O yüzdendir ki anneler kitap okumalı, kendini geliştirmeli, donatmalı, bunu model olarak çocuklarına da yansıtmalıdır. Bu iş o kadar kolay değil, sabır isteyen, özveri isteyen, uzun bir süreç gerektirir. Sınıf ortamında en çok zorlandığım konulardan biridir, kitap okuma alışkanlığı kazandırmak. Rol model olmak için her gün çantamda kitap götürürüm.Haftada bir iki dersimi kitap okumaya ayırıp, sıkça kitap okuma etkinliği yaparım yine de okuma alışkanlığı kazandıramadım. Otuz beş kişilik sınıftan on on beş çocuk uygular bunu ama sınıf geneli olarak yüzde yüz başarılı değilim. Çünkü evde benim yaptığımı destekleyen bir aile etkinliği yoktur. Aileler dizi izlemekten, sosyal medyaya takılmaktan, yediğini içtiğini paylaşmaktan çocukların bu alışkanlığı kazanmasına duyarsız kalıyorlar. Evde bir saatlik ya da yarım saatlik kitap okuma saatini düzenleyemedikleri için kitap okuma alışkanlığını istenilen düzeye getiremeyiz.
Aileler için desteklenmeyen bu yönler kör topal kalıyor. Annelerden çok yardım istedim . Okumuyor ben de üstelememiyorum cevabını çok aldım. Kitap okuma olmayınca kendimizi gelişen dünya düzeyine göre ayarlayamayız, ufkumuzu genişletemeyiz. Gelişen ve değişen hiçbir şeyden haberimiz olmaz. Daha önemlisi kitap okuyarak kazanacağımız her olumlu davranışı çocuklarımıza aşılayamayız. Evlenecek her çifte, anne baba olmaya hazır mısınız ? Testlerinin yanında bir de kitap okuma alışkanlıkları var mı? Her gün bir yarım saatlerini kitap okumaya ayırıyorlar mı? testi de uygulanmalı. Başarısız olanlar bu testlere defalarca ve zorunlu olarak tabi tutulmalı bence.
Dünyayı sevgi kurtaracak inancındayım ama ağırlıklı olarak dünyayı kadınlar kurtaracak. Bilinçli, okuyan, eğitimli, donanımlı kadınlar…O yüzden dünya size emanet.
Girdiğim her markette, fırında, alışveriş merkezlerinde, nerede olursa olsun çalışan genç kızlara, kadınlara işlerinde kolaylıklar dilerken, hemen sorumu soruyorum. Bir okulda okuyor musun ya da okudun mu? Okumuyorsa eğer ona geç kalmadığını, hala şansı olduğunu, okuması gerektiğini üşenmeden anlatıyorum. Anne olmanın, kadın olmanın yurdum insanı Türkiye’m insanı için çok zor olduğunu, sorumluluklarını asla ertelenemez olduğunu anlatmaya çalışıyorum, kırıcı olmadan, ezmeden üzmeden…. Ama öyledir yurdumda kadın olmak hem çok zor hem de çok önemlidir.
Atlanmaması gereken bir seçenektir. Kitap okumak gibi önemli bir konuyu anneler bu kadar ölen bir detayı atlamamalıdır. Önemsemeli ve çocuklarıyla birlikte kitap okumaya önem vererek eğitimin temelini sağlam atmalıdırlar. İşte bu detay eğitimli, eşine değer veren, kollayan, koruyan bilinçli erkeklerin yetişmesiyle, toplumda daha da önem arz edecektir. Sokak ortasında bıçaklanarak öldürülen kadınlarımız, toplumdan soyutlanan, bir çember içine hapsedilen kadınlarımız, kocasının izni olmadan sokağa çıkamayan kadınlarımız, ikinci sınıf insan muamelesi gören kadınlarımız eğitim düzeyinin kalitesizliğinden kaynaklanmaktadır.
Sabah 8:30’dan, öğleden sonra 14:30’a kadar sınıf ve okul bahçesi içine çocuğu hapsedip sürekli ders ile boğmak kanımca yanlış. Bunu ilk 3 saatte ya da öğleye kadar sınırlandırıp, çocuğu hayatın içine sokmalı, artan zamanla tarlada, fabrikada, sanayide gözleme dayalı gezi ve gözlemlerle destekleyerek değerlendirmelidir. Yeni nesil öğrencilerin okuma yazmadan haz almadıkları, okuma ve yazmaya önem vermediklerini gözlemledim son sekiz on yıldır. Bu da eğitim ve öğretimimde öğretmenin rolünün kısıtlanması, değersizleştirilmesi, eğitim programlarının sürekli değiştirilmesi ile bağlantılı…Artık öğretmene hiçbir söz hakkı tanınmamaktadır. Öğretmenin rolü okullarda belli saatlerde eğitim-öğretimin yapılması ile sınırlı kalmaktadır. Eğitim öğretim programları planlanırken, bu işin içindeki öğretmenlerin aktif olarak planlamaya dahil edilmesi gerekir.
Eğitim-Öğretim de çocukların okul içi ve okul dışı davranışları ile ilgili, toplum içinde insani ilişkileri için son derece önemli manevi değerlerimiz saygı, sevgi, özür dileme, selamlaşma, empati ve benzeri kavramlar öğretilirken çok sıkıntılar yaşanmakta. öğrenciye yere düşen bir kalemi almasını istediğinizde o benim değil ya da ben al adım cevabıyla karşılaşıyoruz. Sınıf içine atılmış bir kâğıdı alıp geri dönüşüme atmasını istediğimizde çocuk bunu aşağılık bir davranış olarak algılıyor. Oysa toplu yaşanılan yerlerde toplu yaşamın gereği olarak, belli kurallar vardır, oranın temizlik ve düzeninden orada yaşayan herkes sorumludur. Yeni nesil, sorumluluk almak istemiyor. Aileler de sorumluluk vermiyor. Çocukların çantalarını okula kadar veliler omuzlarında taşıyor, bu gün varsın taşıyorsun, peki gergin ömrü boyunca sen mi taşıyacaksın . İşte bu şekilde çocukların kendi sorumluluklarını almaları engelleniyor, sonra büyüdükçe çocuk o sorumluluğunu anne ve babasına yüklüyor. Ne kadar ağır olursa olsun, çocuk taşımalı çantasını, böyle böyle öğrenecek kendi işini kendisinin yapması gerektiğini. Ödevlerin asıl amacı budur. Sorumluluk almasını öğretmek ama onları sa veliler üstleniyor. Evde çocuk çizgi film izliyor anne ödev yapıyor. Öğretmenlerin çocuğu terbiye etmesi için yaptığı her yanlış davranışında ya da her genci bir olumsuzluğu konusunda bir söz söylemesi, azarlaması, kızması BİMER, CİMER yollarını sonuna kadar velilere açıyor. En ufak bir olayda veli soluğu CİMER’de alıyor. Dolayısıyla öğretmenler risk almamak için, çocukların yaptığı yanlış davranışlarda sadece uyarıyor o kadar. Bu konunun çok üstünde durmuyor. Öğretmenlerin öğretmenlik yaptıkları alanda işte bu tür olaylarla sınırlandırıcı haliyle kalıyor. Öğretmenler bu konularla karşılaşınca kayıtsız kalabiliyorlar ya da sürekli üstünde durmuyorlar. Çünkü sürekli bu konu üzerinde dursalar bu defa öğretmen çocuğa sürekli tepkili şikayetleri geliyor. Sözlü şiddet şikayeti, küçük düşürme ve hakaret şikayetleri ile haksız duruma düşebiliyor. Öğrenciler nasıl olsa öğretmen ceza vermiyor sadece söylüyor diye aynı davranışları yapmaya devam ediyor. Sınıf içi belli kurallar konuyor, bu kuralların önemi anlatılıyor. Okula zamanında gelmenin ve dersi bölmemenin önemi anlatılıyor. Çocuklar bu kurallara uymuyor, maalesef birinci dersin ortasında gelen öğrenciler oluyor. Sınıf başkanlığı seçimleri yapıyoruz . Her çocuğun bir oy hakkı olduğunu söylüyoruz ve bir öğrenci seçiliyor. Yaramazlık yapan çocuğu, sınıf başkanı öğretmene söylediğinde, yaramazlık yapan öğrencinin velisinin anlaşılmaz istekleri oluyor. “ Onu neden seçtin? Al onu görevden? Benim çocuğuma hep ters davranıyor? “ gibi. Böyle durumlarda hiç kendi çocuğunu sorgulamıyor. Geç gelen öğrenciyi sınıfa almıyorsun, kapıda bekletiyorsun . Vicdani olarak o kadar rahatsız oluyorum ki bir iki uyarıdan sonra içeriye alıyorum. Çünkü dersi kaçırmasını, öğrenmesini engellemek istemiyorum. Eninde sonunda kabul ederek sınıfa alıyorsun. Çocuğun suçu yok, bu konuda velinin suçu var. Defalarca söylememize rağmen hala aynılar ha bu arada bu tutumundan dolayı okul müdürü veya milli eğitim Müdürlüklerine şikayetlerde olmuyor değil.
Çocuk ailenin aynasıdır. Öğretmen rol modeldir. Bu rol modellik öğretmenlerde de çok önemli ama çocuk okul dışında aile ile daha çok birlikte kalır. Özellikle hafta sonu iki günde dahil. Anne-baba da ne görüyorsa ağırlıklı olarak davranışlarında onu uyguluyor çocuklar. O yüzden aileler çok dikkatli davranmalı, okul ailede başlar. Çocuklar belli başlı davranışları daha ana sınıfına başlamadan, çocukluk evresinde ailede öğrenirler. Teşekkür etme, izin isteme, özür dileme gibi nezaket kavramlarını aile de öğrenirler. Bu tür davranışlar okulda pekiştirir. Bu son yıllarda internette, TV’de sık sık bu tür haberlerle karşılaşıyoruz. “Akran zorbalığı “ Son yıllarda akran zorbalığı, artık ilkokul birinci, ikinci, üçüncü sınıflara kadar düştü. Çocukların elindeki harçlıklara göz dikip, bana her gün şunu alacaksın gibi zorbalıklar çok görülüyor. Eskiden beşinci sınıf ve yukarısında sık sık karşımıza çıkan kız erkek arkadaş şok ilişkileri, aşık olma durumları, artık ilkokul üçüncü sınıfta da görülüyor. Maşallah her iki konu da RTÜK olmasına rağmen tüm TV kanallarında, silah, mafya, yasak aşk konuları son sürat gidiyor. Kimin eli kimin cebinde belli değil.
Ailelere çocukları bu tür yayınlardan uzak tutmalarını salık veriyoruz. Ne derece etkililer belli değil.
Anne ve babalar çocukların yaramazlıklarımı engelleyebilmek ve evdeki işlerini daha rahat yapabilmek için daha iki üç yaşındaki çocukların ellerine müzik ya da çizgi film açıp telefonlarını veriyorlar. Dikkat dağınıklığı ve bağımlılık gibi sağlık yönünden olumsuz etkileri olabildiği gibi çocuklar yanlış sitelere de girebiliyorlar.
Küçük çocuklar şu zamanda telefonu ve interneti senden benden iyi kullanıyorlar. Youtube’yi avuçlarının içi gibi biliyorlar. Oralarda mutlaka reklam bile olsa yaşına uygun olmayan video, foto gibi olumsuz etkenlerden etkilenebiliyorlar. Fakat aileler, bu konuda sınırlayıcı olamıyorlar. Çocuklar ağlayıp, bağırıp, tepiniyor açıklamaları geliyor. Anne ve babalar çocuklara olan davranışlarında net bir tutup sergileyemiyorlar.
Anne ve babanın verdiği kararı, bir şekilde kırmayı öğreniyor çocuklar…Sonuç bana göre çok kötü. Çocukların çoğunun elinden telefon ve tabletler düşmüyor.
Yine öğretmenlere geleceğim. Öğretmenler çocukların olumsuz tutumlarında okullardaki disiplin kurullarına sevk ettirildiklerinde ya çocuğun ailesi ya da çocuğun kendisi tarafından bıçaklanarak ya da silahla öldürülüyor, dövülüyor, darp ediliyor.
Özellikle lisedeki gençlerde bu daha çok oluyor. Okullardaki rehberlik servisleri, kantin işletmesi gibi. Elinde çay bardağı ile oda oda gezen, oturan rehberlik servisi öğretmenleri…Eskiden birinci sınıflarda göz, kulak taramaları yapılırdı. Akran testleri, obsesyon testleri, okul ortamı değerlendirme testleri, hangi çocuk hangi dersi daha çok seviyor, hangi çocuk hangi arkadaşıyla daha iyi anlaşıyor, hangi çocuk sınıfta arkadaşsız ve yalnız kalıyor, hangi çocuk lider özelliği taşıyor tespit edilirdi. Şimdilerde bu yok, ya varda yapılmıyor ya da kaldırıldı. Sorunlu çocuklar rehberlik servise götürülüyor, sorun anlatılıyor rehber öğretmene, konuşalım çocukla deniliyor, konuşuyorlar . Çocuklar dönünce soruyorum ne oldu diye? ne dedi öğretmen diyorum? Ne konuştunuz anlat bakalım diyorum? Onun sorduğu soruları sınıf öğretmeni de soruyor zaten. Rehber öğretmenler daha teknik konularda girmeli sorunun içine.
Sonuç olarak ülkemizi bu çıkmazdan yine kadınların çıkaracağına yürekten inanıyorum. Eğitimli, donanımlı anneler daha bebeklikten bu konu üzerine titizlikle duracaklar. Ve babalar da bu işin içine girerek, anneye destek olmalıdır. Onun yetişemediği yerleri babalar tamamlamalı, doldurmalıdır. Eğitimde üç saç ayağı çok önemlidir. Aile-okul-öğretmen….
Öğretmenin yetkileri sınırlandırılmamalı . Sürgün, bimer, cimer cezaları ile yıldırılmamalıdır. Asılsız şikayetler dikkate alınmamalıdır. Ve anne-babalar her gün düzenli kitap okumalıdır. Okumak önemli bir eylemdir. Nitekim kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’ in ilk emri “oku “ olmuştur.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.