0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
30
Okunma
Müziğe olan tutkum, gözleri puslu kediyi görene kadardı..
Sevgiyle mesafe arasına ince bir mühendislik kuran bir varlıktı o.
Sonra hafifledi müzik..
Ilk kez bir varlığın yanında ne yaklaşmayı
ne uzaklaşmayı tam beceremediğimi onunla öğrendim...
Benim ilk göz ağrımdı.
Öncekiler de evin ilk göz ağrılarıydı…
Onu ilk gördüğüm an,
sanki hayatın içinde küçük bir Dur işareti belirdi.
Koşuşturan her şey,
bir anlığına kendi sesini kıstı…
Adını verdun koydum
Cünku o yıllar
Verdun savasindan bahsederdi bize
Matematik hocasi ...
Komsumuzdu aynı zamanda..
Tebeşir tozuyla gelirdi
Rakamları sanki cepheye sürer gibi anlatirdi
Denklemler onun dilinde
birer siperr.
Bilinmeyenlerse saklanan askerler..
Verdun un gözlerinde hafif bir pus vardı.
Uzakları tarardı..
Ürkekti bakışlari. .
Tıpki matematik hocasının savastan gazi cikan babasini anlattigi gibi...
Okul zamanlari
Zagor, Tommiks’li kaytarma saatlerinde kaytarmamıza zemin kurulur,
Ama göz yumulmazdı..
Nihan’la pusuya düşerdik…
Amac aperitif derslere yönelelim..
Ders arasinda
Hayat bir işlem.misali
Eksik birakilmaz..derdi.
Biz yine dogru verdun’un yanina
..
E, buluğ çağları tabii.
Kim olsa düşerdi arada, derede, sınırda ...
E öğreniyorduk hayatı..
İnsan bazen kendini büyük anlatılarda değil,
küçük bir canlıyla kurduğu anlaşmada bulur…
Verdun hep yanımda durur gece boyu
Kuzeye bakan pencerenin köşesinde uyurdu
Sabah uyandığımda, pusula gibi, hep ona kayardı gözlerim
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.