1
Yorum
12
Beğeni
0,0
Puan
210
Okunma

unutkanlığın yürek dili inanırmıydı kendine,
*denize kıyısı olmayan şehirlerde..bu duvar işte
mavi ya da mor, gün batımlarında ve tam tepemizde bu tavan, bir tuzak, bir kaç ışık oyunu ile..unuttum, ne renkti gözleri kedilerinin..anıları değiştirelim ve sokaklardan çıkalım bir kere kendimize..çünkü hiç bir düşbu kadar sabırlı bekleyemezdi yürek takviminde..bizler, göçe zorlanmış kavimler gibiyiz içimizde..deniz heyacanı ile karaya vuran kaç kuşak ve illaki devrilmiş gövdeleri ile, gece lambalarının saklandığı köşelere takılı kalmış uçurtmaları..hangi dikenli telin avuçlarında yırtılmıs bir çocuk gömleği bulursak, onu koklayacağız..sonra.. daha sonra/ unutturma ama bana!.böyle olması gerekiyor muydu gerçekten.. herşeyin bir anda silinip yok olması ve yanıp kül olması.. elimde benzine bulaşmış çakmağın sıcaklığı ve yarım kalmış bir şiirin mahsunluğu ile kimse görmeden uzaklaşacağım ve unutacağım söz.. bunu kendime yapacağım.bunu sana ve herkese yapacağım.. bunu yağmura ve aya yapacağım..bunu anlatmayacağım..“çok az şey bilerekve çok daha azını da yanlış bilerek, yaşamış olacağım”..ve hepsi bu..bunu gerektiriyor kapılar açılmıyorsa eğer odalara..bana yüzyıl öncesini düşündürtüyorsun çarpışan atomların hızına tam yaklaşmışken, düşüyoruz/ve ağırlığımız tüy kadar..emir bu! / kipleri devrildi burç kalelerinde ve kalan son kalkan, bedenine sığındı bir kör ebenin! son sobem/ sen.. duymadın mı..unuturma bana benim de duyduğum sözleri.. kalk ve toparlan gravatını tak! ceketine sığ, kızardı saçların bir kere daha..ben bir güneş soyu buldum sarı ve kızıl..bu yüzden ateş kıvamında sokuldu ellerime, bir tutam üstelik…ve gittiğimde infilak edecek bir kere daha gözlerin.. sen uyurken, iki kürek kemiğine sakladım!.oraya kadife odaları..çelimsiz hecelerin, içe vurulmuş izleriyle / der…biyatın Edebi hali..bu yüzden girişe, gelişmeye ve sonuca ihtiyaç duyar bütün düzmece metinler.. dört mısralık değil belki amaalt altta, sık sık mısralara aittir şiir. "sen/şiirimsin" .. geri dönüşü imkansız cümlem..boşluklarını istiyorum senin..
tuvalinde renk renk..mavi/siyah..kelime aralarına sığan boşluklarını ki dokunduğumda tenine, pencereden dağılmış perdeler gibi gömülüp çukurlarına.. dudaklarımı araladım, ıslağında boğulacağım!. yaraya üfleyen şifalı bir soluk nefesin ki önce enseme sonra soluma, sol yanıma yanaşıp, dilimdeki tüm sözleri bana unutturma..sana yazıp, yazılıp sana akacağım.."çağlayanın intiharı, boşluğa bırakmaktır kendini"..şşş buradasın biliyorum.. sessiz ve usulca göz ucu telaşlarında, şuanda başa sarıp harfleri,üç nokta koymadan önce, yahut bir işaret aramadan mısra aralarında ki birdaha oku-İkra-şaşırmış bir ırmak gibisin kendi sahilinde.. ırmakların sana aktığı, sana akıttığı, sana bıraktığı kadar ol.. ıslak ve sırılsıklam.bir rüzgar değse tenine bedenin soğuyacak biliyorum..avuç içlerini öpüyorum demişmiydim..peki.. kaç şiir anlatmaya yetecek, bendeki seni.kıs daha kıs harflerin sesini..alışkanlıktır her dokunuş parmak uçların kadar sus.. içimde tarifsiz hararetin var..sabaha az var gibi, yok artık yetişemeyiz o trene gibi,söndür bütün mumları,kimse görmesin gibi tarifsiz ve tarihsiz bir tat işte, yayılıp duruyor bütün bedenime.. bir çentik daha atıyoruz daha ilk dokunuşta..ellerim ve parmaklarımla bir alıp veremediğim var biliyorum.. ellerim diyorum serserim..ellerim/ellerin ki ehlileştiriyorum ruhumu.. ıslanırken sen kendi zaman kiplerinle, ısırıyorum alt dudağımı ben..sus/a şimdi..
(...)