0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
71
Okunma
Gece yarısını çoktan geçti. Hatta sabah olmak üzere. Güneş, doğmayacak belki; kış yorgunluğunda olabilir ama ışıyacak ortalık. Penceremden bakıyorum sokak lambaları bile isteksiz. Uzaklara bakıyorum. Yıldızlar göz kırpıyorlar bana. Sanki yıldızlar seni çağrıstırıyorlar. Oysa yıldızlar kadar uzak olmanı istemezdim.Elimi uzatsam saçlarına değmeliydi ellerim.Şiirsel bir duygu olumlu birşey katmıyor artık beynime. Hep üzüntü, hep acı. Baktığım boşlukta senin silüetin karşımda ama büyük bir yanılsama. Sanki serap görmüş gibiyim.
Yıllarca seni beklemek. Sanki alınyazım. Nereye gidersem, nereye bakarsam hep içimdesin. Beklemek, sevmenin bir sınavı sayılsa da zamanla öğrendim: Beklemek insanın kendini yavaş yavaş bitirmesidir. Sen uzaklarda kaldıkca ben azaldım. Sen sustukça içimdeki kor küle döndü.
Bu gece fark ettim. Omuzlarımda senin yokluğun değil, yılların ağırlığı olduğunu. Ben ne çileler çekmişim. Bilmiyorum sen de aynı çilelerle yıkıldın mı. Hiç sanmıyorum. Belki de beni defterden çoktan sildin. Kimbilir hangi limana demir atmış durumda huzur içindesin. Keşke düşündüğüm gibi olsan diyorum. Benim fırtınalı iç dünyama benzemese dünyan.
Masadaki son mektubu yırtmadım. Yakmadım da. Şiirlerim de duruyor. Ben akıllı telefonlardan anlamam. Bu mektupları ve şiirleri birgün sana postalayacağım ama adresin meçhul.Bazı hikâyeler mutlu biter ama bizimki tam tersi.
Ve ben bu gece,
seni değil,
seninle kurduğum hayatı
geride bırakarak sabahlıyorum...