Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür, değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür. karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür. mahatma ghandi
Aliustaoğlu
Aliustaoğlu

Patron

Yorum

Patron

0

Yorum

0

Beğeni

0,0

Puan

348

Okunma

Patron

Patron

Güney bölgemizde bir ilçenin bitişik sayılacak kadar yakın Evkara köyünde yaşıyorduk. Babam çiftçilik yapardı. Çok inatçı, anlayışsız biriydi. Ayrıca eskiden evde babaların sözü geçerdi. O zamanlar arkadaşım Yusuf, Isparta’da astsubaylık okuluna gidiyordu. Bir gün bana başvuru yapmam için evraklar verdi. Ben de heveslendim. Bir gün artık çobanlık yapmak istemediğimi, Yusuf gibi astsubay olmak istediğimi söyledim babama. Sevinçle başvuru evrakımı gösterdim. Dedi ki:
-Olmaz öyle şey. Oraya gidersen devlet tarlalarımızı, evimizi sattırır.
-Hayır, olur mu, yatılı bir okul orası, devlet masrafları karşılıyormuş.
-Sen bilmezsin. Ver bakayım şu kâğıdı, ne yazıyor?
Uzattım evrakları, fakat almasıyla yırtması bir oldu. Hayallerim, ümitlerim bir anda yıkıldı. Üzerime çığ düşmüş gibi hissettim. Henüz on dört yaşındaydım. O an ne yapabileceğimi bilmemenin aptallığıyla itiraz bile edemedim. Nasıl böyle bir şey olurdu? Babam elime doğru dürüst harçlık da vermiyordu. Bu durum böyle devam edemezdi. Sonraki günlerde hep düşündüm, ne yapmalıydım bu durumda? Sonunda evden kaçıp gitmeye karar verdim. Elbette bir yerlerde bir iş bulur çalışırdım. Şimdikinden daha kötü halde olacağımı sanmıyordum. Niyetimi hiç gizlemedim. Bir akşam şehre gidip bir iş arayacağımı söyledim. Babam, neden onu dinlemiyorum diye çok kızdı. Kaşlarını çatarak bana dedi ki:
-Olmaz öyle şey, burada kalacaksın ve bize yardım edeceksin!

Baktım, bir şey arıyor, sanıyorum bir odun bulup beni dövecekti. Evimiz tek katlı olduğu için çare olarak o anda aklıma geleni yaptım, pencereden atladım. Yakın mesafedeki dayımın evine sığındım. Olan biteni anlattım, dayım beni haklı buldu. Ayakkabımı bile alamamıştım, dayım gidip getiriverdi. Yanımda 47 Lira birikmiş param vardı, biraz da dayım verdi. Sağ olsun, ertesi gün beni otobüse bindirip uğurladı.
Artık hayat mücadelesine tek başıma devam edecektim. Sonbaharın soğuk denilebilecek bir havası vardı. Denizli’ye vardığımda ikindi vaktiydi, garaja yakın bir cami gördüm. Orada dinlenir, belki karnımı doyururum diye cami tarafına yürüdüm. Kimseler yoktu. Camiye yakın bir fırın dikkatimi çekti: Hiç unutmam, ismi kayalık fırını. Açlığın etkisiyle oraya doğru gittim, bir ekmek istedim. Parasını verdim. Sonra bir köşeye çekilip katıksız ekmeği yemeye başladım.
Karnımı doyurduktan sonra nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilmemenin şaşkınlığı ve üzüntüsüyle yürümeye başladım. O sırada bir ses duydum, dönüp ardıma, sesin geldiği taraf baktım. Orta yaşlı, biraz kilolu bir amca beni çağırıyordu. Kararsız, ürkek halimle yanına vardım.
-Çocuk sen kimsin, ne ararsın buralarda?
- Ben Serinhisar’dan geldim. Adım Abdullah. Çobanlık yapıyordum, şehri görmek ve bulursam bir işte çalışmak için geldim.
-Peki, bu fırında çalışır mısın?
-Evet tabi. Bana ne yapacağımı öğretirseniz seve seve çalışırım.
-Peki, kalacak yerin var mı?
-Yok amca!
- Fırının üstündeki üç daire bizimdir. Bir katında çalışanlar kalıyor. İstersen sen de onlarla kalabilirsin.
- Olur, Sağ ol amca!
-İstersen şimdi arabayla ekmek dağıtacağın dükkânları göstereyim. Bundan sonra işin sabah erken ekmek dağıtmak. Bana da patron dersin.
-Tamam patron.
O günkü şartlarda at arabasıyla dolaşıp dükkânları gördük. Ben iş arayacakken iş beni bulmuştu. Allah’ın sevgili kuluymuşum diye şükrettim. Ertesi gün beni yanına çağırdı, bazı sorular sordu. Evden kaçtığımı tahmin ettiğini söyledi.
- Çocuk! Neler olduğunu anlatmalısın, bilmem lazım.
- Babama kızdım, kaçtım evden!
- Babalara kızılır mı? Neden öyle dedin?
-Astsubay okuluna gitmek istediğimi söyledim ona. İzin vermedi. Üstelik beni dövecekti. Ondan kaçtım işte.
-Ne olacak astsubay okuluna gidince?
-Belki kendime ve ülkeme daha yararlı olurum. Ömrümün sonuna kadar çobanlık yapmak istemiyorum. Sen sevmediğin işte çalışmak ister miydin?
-Haklısın, dedi.
Evden kaçtığımı nasıl bilebildiğini sordum. Babacan tavrıyla, kelimeleri tane tane telaffuz ederek dedi ki:
- Biz yılların esnafıyız çocuk. Avare bir halde etrafına bakınman ve katıksız ekmeğe yumulman şüphe uyandırdı.
Boynumu büktüm, ağlamaklı bir sesle:
-İyi ya. Ben de senin gibi esnaf olamaz mıyım?
-Kaderde varsa her şey olursun!
Patron çok insancıldı. Ona rastlamam büyük bir şans sayılır, ya da tanrının lütfudur.
Cocukları yoktu. Zamanla oğulları gibi oldum. Benim yetenekli ve zeki olduğumu söylüyorlardı. Behiye yengem, çamaşırlarımızı yıkar, çoğu zaman yemek gönderirdi. Diğer elemanlarla tanıştık. Benim yaşıma yakın iki çocuk, onlarla tanıştık ve çabuk arkadaş olduk. Biraz zayıf olanın adı Saffet, diğer sarışın çocuğun adı Kerim. Onlarla çabuk anlaştık ve iyi geçindik. Benim gibiydiler, kötü bir huyları yoktu. Sonraki günlerde sadece ekmek dağıtmakla kalmadım. Bu işe hevesliydim, fırında ekmek yapmayı iki ayda öğrendim. İki yıl köyüme gitmedim, babam beni aradıysa bile bulamadı. Şayet bulsa, patron beni korur diye düşünüyordum.
Nihayet bir kurban bayramı yaklaşıyordu. Patron, istersem geri dönmek şartıyla köyüme gidebileceğimi söyledi. Doğru diyordu, beni merak etmişlerdir. Peki, dedim. İki hafta izinliydim. Patronun hanımı Bahriye Yenge, köye götürmem için bana bir çuval dolusu elbise verdi. Bunların bazısı giyilmiş olmakla birlikte benim gözümde değerli giysilerdi. İçinde neler yoktu ki. Bir akşam vakti eve vardım, kapıyı tıklattım. İçerden kardeşim Halime çıkıp kapıyı açınca sevinçle bağırdı:
-Abim gelmiş!
Kapıdan zafer kazanmış bir komutan edasıyla girdim.
Annem sıkıca sarıldı bana. Anneler böyledir, sanki dünya çocukları etrafında döner.
-Neden habersiz bıraktın bizi? Dedi.
-Biliyorsun, dedim.
Babamın öfkesi geçmişti. Onlara evden kaçtığım andan itibaren neler olduğunu tek tek anlattım. Patronumdan bahsederken onun anlayışlı ve iyi bir kimse olduğunu da söyledim. Neden patron gibi bir babam yoktu? Geleceğimi bir anda yırtıp atıverdi. Ne olurdu, hayallerimin peşinden koşmama izin verseydi. Fakat ona isyan etmem söz konusu değildi. Örfümüz, aile terbiyemiz böyleydi. Merak ettiğim husus, bir gün bu yaptıklarından pişman olup olmayacağıydı.
Geri döneceğimi söyleyince kabul etmediler. Aile bireyleri kalmam konusunda çok ısrar ettiler. Yaşımın küçük olmasından, şehirlerde yaşamanın güvensiz olduğundan, ailemizin imkânlarının iyi olduğundan ve benden ayrı kalmak istememelerinden bahsettiler. Kesin geri dönme kararındaydım. Fakat nasıl olduysa sonunda beni ikna ettiler. İyi olan tarafı, babam artık bir dediğimi iki etmiyordu. İstemesem de tekrar çobanlık yapmaya başladım. Belki kadere karşı gelemedim.
Artık nerdeyse askere gidecek yaştaydım. Geri dönmemekle patronuma karşı ayıp etmiş olmalıydım. Bir gün ona köyde kalacağıma haber vermeye gittim. Fırında buldum onu, hiç değişmemişti. Güler yüzlü, biraz tombul, dikkatli, konuşmalarına özen gösteren babacan adam. Bana bir meslek öğrettiği için ona minnettardım. Utana sıkıla selam verdikten sonra özrümü kabul etmesini istedim:
-Kusura bakma patron! Gelip işe devam edemeyeceğimi söylemekte biraz geç kalmış olabilirim. Fakat…
- Olsun, tahmin ettik zaten. Biraz daha büyümüşsün, kararını kendin verdinse sen bilirsin oğlum.
-Tabi kendim karar verdim. Büyük şehirlerin büyük dertleri olur diye.
- Bak dinle, unutma dediklerimi. Köyde hayat hep aynıdır, sana pek şans vermez. Sen burada kalsan emin ol belki on yıl içinde işini bile kurardın, patron olurdun benim gibi. Neyse, ananla babanın sözünü dinlemen belki daha faydalı olur. Buraya yolun düşerse uğra ha!
Hem patronumun hem hanımının ellerini öptüm.
-Gelirsem uğrarım tabi! Sağ olun, çok iyiliğinizi gördüm. Hakkınızı helal etmenizi isterim.
-Bizi unutmazsan helal olsun! Hadi selametle.

12.10.2023

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Patron Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Patron yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Patron yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL