İSMAİL ASLAN 387
29 şiiri ve 8 yazısı kayıtlı Takip Et

YALNIZLIĞIMIN DEVA YURDU



YALNIZLIĞIMIN DEVA YURDU

Bizler yalnızlığı severiz aslında arkadaşım. Hele hele bu ahir zamanda, kalabalıklar içerisinde kuytu bir köşe aradığımız çok vâkidir. İnsanlar arasındaki ilişkilerde muhabbet ve merhamet yerine adavet, nefret ve şahsi çıkarlar hüküm sürmeye başlayalı bizler çareyi yalnız kalmada arar olduk maalesef. Kendinle baş başa kalmak istediğinde ne yaparsın sen bilmiyorum. Çoğu insan gibi kendi kabuğuna çekilip kendini serkeşliğe mi verirsin? Veyahut bazıları gibi oyun ve eğlenceye mi bırakırsın kendini bilemem. Ama ben çoğu zaman bunun için bir cami köşesini tercih ederim. Kimseye diyemediğim, gönül köşemde birikmiş cümlelerimi iki rekâtın ardında avuçlarıma rahatça dökebilirim çünkü. Bilirim ki bir işitenim var; derdimi dinleyenim ve cevap verenim var çıkarsızca. Hem de kaç kere gelsem de "yine mi sen" demeden, kapısını her daim bana açan; ruhumun en ücra yerlerinde gizlenmiş âhlarımı bilen, dinleyen müşfik bir Dost’un olduğunu hissederim orada. Sen olsan, öyle bir Dost’un kapısının eşiğine demir atmaz mıydın? Ayrılır mıydın hiç oradan? İşte benim yalnızlığımın deva yurdu burası. Bir cami köşesi...

Bugün Antakya’daydım yine. Kurtuluş Caddesi’nde yürüyordum öylesine. Bir yalnızlık şiirinin içine düşen hazin bir mısra idim sanki. Hüznümü dökeceğim bir yer bakınıyordum belki de. Ya da belki bir kitapta okuduğum eski Antakya’yı arıyordum… Mesela bulunduğum cadde dünyanın ilk ışıklandırılan caddesiymiş. Lamba ile değil tabi. Meşalelerle aydınlatılmış antik çağlarda. Hem o zamanlar adı "Herod Caddesi" imiş. Şimdilerde yine eskilerde olduğu gibi tarihî taş binaların adeta sıralandığı işlek bir yerdir. Yani o ihtişamını muhafaza etmiş gibi. Biraz ahir zaman kokusu sinmiş olsa da o dokusu hala bizi maziye götürebiliyor.

Caddenin üst ve alt tarafları daracık taş döşeli sokaklara ayrılıyor. Özellikle üst tarafa ayrılan sokakları öyle dardır ki değil arabalar, insanlar bile bazı zamanlar zor anlar yaşayabiliyor. İşte bu sokakların bende gerçekten kelimelerle ifade edemeyeceğim bir manası ve değeri var. Her biri sanki özlemlerime, hatıralarıma açılan birer kapıdır benim nazarımda. Güzel insanların bulunduğu yerlere açılan birer kapı. Yani senin anlayacağın o sokakların her biri benim için bir sır gibi, bir gizem gibi... Bir aşk, bir sevda gibi... İnan ki dünyanın en güzel, süslü ve renkli şehirlerin bile benim nezdimde bu sokakların bir taşı kadar değeri yok. Bu sokakların bir lisanı ve ruhu olduğunu düşünmüşüm hep. Onlarla bazı vakitler konuştuğum dahi vâkidir.

Bir köşeye yetiştim. Sokağın birine girmek niyetiyle tam sağa dönüyordum ki bir ezânla yankılandı Antakya semâları. Bir camiin yanında geçiyordum sessizce. Ve vakit Dost’la (c.c) buluşma vaktiydi artık. Başımı hafif kaldırdım. Ecdat kokan, küçük, dar bir kapının üstünde küçük bir levha bana "merhaba, hoş geldin" der gibiydi. Üzerinde siyah, italik bir el yazısıyla Sarımiye Camii yazıyordu. Şaşırdım ilkin. Çünkü ben bu camiyi Sermaye Camii ismiyle duyuyordum hep. Nedense bu isim yani Sarımiye ismi daha latif ve daha zarif geldi bana.

Otuz kişiye yakın kişiyle birlikte eda ettiğim öğle namazından sonra biraz dinlenmek için caminin caddeye bakan avlusunda, bir ağacın altında oturdum. Geleneksel eski Antakya evlerini andıran caminin yapısına bakışlarımı kilitledim. Duvarlarda örülü her taşta ecdadı ruhen görür gibiydim. Başka bir şey görmek istemiyordum sanki. Sonra gözlerimi durmadan akan caddeye çevirdim. Hep bir akış, hep bir telaş hâkimdi. Bu gidiş nereye, bu akış nereye? dedim kendi kendime. Hep dünyaya doğru mu olacaktı bu akış? Bu gidişin yönü ne zaman Dost’a doğru olacak? Bu gördüklerim benim tevehhümlerim mi yoksa? Bu bir vehim ise neden az önce sadece bir saf ile Dost’un huzurunda idim? Dolup taşmalıydı bu cami oysa. Dost (c.c) çağırınca yer bulmakta zorlanmalıydım ben bu yerde. Ama gel gör ki müşahede ettiğim bu durum, gidişatın ümit verici olmadığını gösterdi bana. Sonra biraz düşündüm ve şunu anladım ki, herkesin bir nevi dostu var şu yer kürede. Ve herkesin bu dost uğrunda bir gayreti, uğraşı, bir telâşı var. Bu dost kimisi için nefsi ve dünyayı; kimisi içinse Dost’u (c.c) ve Ukbâ’yı temsil ediyor. Bu yüzden herkes dostuna dostluk ediyor. Herkes onu çağıran dostunun davetine icabet ediyor. Yani kimileri dünyayı, kimileri de Dost’u tercih ediyordu. Bu cihandaki imtihanın sırrı da bana öyle geliyor ki budur. Zira bu imtihan dünyası kömür ile elmasın ayrıştığı harman değil miydi?

Evet arkadaşım, benim bu kısa serüvenimde sana anlatmak isteğim şeyi bir-iki cümle ile ifade edeyim istersen. Bu diyarda bir gün yalnız kalırsan bil ki aslında hiç de yalnız değilsin. Vefalı Bir Dost’un her daim var, hemen yanı başında. Öyle ki şah damarından bile yakın…

İSMAİL ASLAN / DENEMELERİM




Beğen

İSMAİL ASLAN 387
Kayıt Tarihi:1 Temmuz 2021 Perşembe 18:48:34

YALNIZLIĞIMIN DEVA YURDU YAZISI'NA YORUM YAP
"YALNIZLIĞIMIN DEVA YURDU" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR


Henüz yorum yapılmamış.

Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.