Mahva
64 şiiri ve 101 yazısı kayıtlı Takip Et

Şarkı söyleyen kadın; bekleyiş





...

Kapıda dikilmiş öylece bakıyordu adam. Kadına artık buradan gitmeleri gerektiğini söyleyecekti. Yeni bir hayat, dışarıda onları bekliyordu Belki de yalanlar uyduracaktı kadına gitmeleri için. Adam oradaydı. Eşikte… Kadın aldırış etmeden saçlarını topladı ve pervazda açan mor menekşelere eşlik etti tencerenin başında. Kelimeler birbirinin yerine geçiyordu düşünürken. Kapıdaki adamı görmemiş gibi ve zamanında onu hiç sevmemiş gibi davranıyordu. Ocakta pişen, adamın en sevdiği yemekti. Kadın içinden yemin etti konuşmamaya. En iyi bildiği şey şarkı söylemekti. Her şey gereğinden fazla düşünmekten oluyordu ona göre. Yıllar öncesine gitti. Güzel zamanlara…

…

Eşi Fatih Bey ile iki bin on beşin nisan ayında karavanla ülkeyi gezmeye karar verdiklerinde kızları henüz on yedi yaşındaydı. Mara adında bir köpekleri vardı. Onu yanlarında götüremezlerdi. Mara’yı geçici süreliğine hayvan barınağına bıraktılar.

Her şey tamamlanıp yola çıktıklarında heyecanlıydılar. Nicedir hayalini kurdukları şeyi gerçekleştireceklerdi. Karavanla ülkeyi gezmek…

Yola koyuldular. Kadın dikiz aynadan arka koltukta yayılmış oturan kızına baktı. Kızı başka bir âlemdeydi, onlar başka…

Kızı Esma’nın gözleri çıplak dağları geziniyordu. Dağları çok seviyordu Esma. En az ağaçlar kadar seviyordu. Kızının gözlerindeki hüznü hissetti kadın.

Epey sonra durgun bir derenin yanında park halinde durdular. Hava o kadar güzeldi ki. Kadın güneşi ta iliklerinde hissetti. Mırıldanarak şarkı söylemeye başladı.

Otların arasında turuncu yaprakları olan, dalları kirli beyaz çiçeklerden gördüler. Adamın yüreği bir çiçek için yorulmaya hazırdı. Kadın bağırarak şarkı söylemeye devam etti. Kollarını iki yana açtı. Kendini rüzgâra bıraktı. Zamanda yolculuğa çıktılar ikisi de. Yıldönümleriydi o gün. Kadın çılgındı. Adamsa hisli…

Adam kadını kollarından çekti ve ona birkaç tatlı sözcük fısıldadı. “Bütün güzel günler bizimle olsun Canan, kalbim hüzünlü değil seninle. Çok mutluyum!” Dedi. O sırada kızları Esma kocaman bir tebessümle karavandan indi. Nehrin yola bakan manzarası büyüleyiciydi.

…

Telefon aniden ve uzun aralıklarla çaldı. Arayan kızıydı. Babasının evi ziyaret edebileceğini söyledi annesine. “Tamam.” Dedi kadın. Babası, gelmişti bile.

Kadın unutmaya kararlıydı. Geçmişe sünger çekmenin yollarını ararken birdenbire karşısında kocasını bulmuştu. Sinirlendi fakat belli etmedi.

Adam gayretle seslendi kadına. “ Şarkımızı hatırladın mı Canan? Hani şu son yıldönümünde çığlık atarak söylediğin şarkıyı... Yeniden söyler misin bizim için?” Dedi.

Kadın için zaman, yarım bırakılmış şeylerden ibaretti. Şarkılar, duygusuyla birlikte gelirdi. Güçlüydü kadın. Şarkılar gücüne güç katıyordu. Giderek coşkuyla yeniden o şarkıyı mırıldandı.

’’ Bana aşkı veren sendin
Sonra alıp giden sendin
Yollarımız ayrı derdin
Bu kalp seni unutur mu?

Oysa düşlerim başkaydı
Birdenbire yarım kaldı
Yaşanacak çok şey vardı
Bu kalp seni unutur mu?
Bu kalp seni unutur mu?
Bu kalp seni unutur mu? "

Titrek sesiyle söylediği şarkı onarla beraber mazi olmuştu. Kadın maziyi sesinin tonunda biriktirmişti adeta. Şarkının ardından uzun bir sessizlik hâkim oldu mutfakta. Evin mutfağa açılan kapısı gıcırdadı. Sessizlik yeniden bozuldu.

…

Evet, tam üç yıl önce çekip gitmişti adam. Hiçbir şey konuşmadan bitmişti birliktelik. Şimdi, konuşmamak sırası kadındaydı. Şarkıyı söyledi ve sustu. Eşi Fatih Bey gittiğinden beri Canan Hanım her güne radyo şarkılarıyla başlamayı huy edinmişti.

Adam kadının sesinde hüzün buldu. Kalbine yedirdi o hüznü. Her şey bambaşkaydı şimdi. Yıllar öncesinin çılgın kadını çok yorgundu ve kırgındı. Yaşlanmıştı yüzü. Adam, iç çekti kapıda.

"Beni içeri almayacak mısın Canan? Sana anlatacaklarım var!" Dedi. Yağmur atıştırıyordu. Adam, geriye dönüp baktı yeniden. Eskisi gibi olamazdı. Olmadı.

Vakit akşamı bulduğunda Kapıda duran kimse yoktu. Rüzgârın uğultusu kadına ürperti veriyordu. Kadın mutfak masasında öylece oturuyordu. Donuk bakışlarından bir an için kurtuldu. Biliyordu. Adamın yerini hiç kimse ve hiçbir şey dolduramıyordu. Muhabbet... İçindeki dayanılmaz boşluk, onu ulaşılmaz kılıyordu. Kadın mutfak penceresine kederli bir bakış attı. Az sonra çırpınan bir kuş oldu kalbi. Uzaklara...

…

Ertesi güne baş ağrıyla uyanan kadın olanları düşündü. İç sesinin yankısıyla doluydu yüreği. Varsın tek bir mutfak penceresinden ibaret olsundu yaşam. Yeter ki terk eden olmasındı. Canı çok yanmıştı kadının. Eşinin yaptığını hazmedemiyordu.

Tam üç yıl haber alamamıştı kocasından. Üç yılın yalnızlığı, saçlarının ağarmasına ve cildinin kırışmasına sebep olmuştu. “Onu hala seviyor muyum yoksa?” Diye geçirdi içinden. Gözlerinin dolmasına mani olamadı. Şimdiki sert görüntüsünün altında yumuşacık bir kalbi vardı ve bunu kimse bilmiyordu.

Mutfak penceresine doğru yürürken toprak kokusu duyumsadı. Yağmur gece boyunca yağmış, sabaha karşı durmuştu. Üç beş yağmur damlası vardı pervazda. Haykırabilirdi kadın. Ne var ki sustu. Adamın yeşil gözleri birden hayaline geldi. İçinde gizlediği özlem, aşk tuhaf bir şekilde gün yüzüne çıkmıştı. Bir şey vardı ki onu peşinden sürüklüyordu. “Bunca zaman sonra neden?” Dedi içinden.

Kapı sesiyle irkildi kadın. Küçük adımlarla kapıya doğru ilerledi. Kapının orada, eşikte bir zarf buldu. İçinde küçük bir not vardı.

Kalbi çarpıyordu. Not eşindendi. Saat ikide şehrin tek çay bahçesi olan Mavi Kanatta onu bekliyor olacaktı. Mutlaka gelmeliydi.

Saat ikiyi beklemeden yüreği pır pır ederek çay bahçesine koştu kadın. Sevgisi kızgınlık duygusunun önüne geçti çünkü. Sorularının cevabını bulacaktı. Öyle hissediyordu. Oraya vardığında eşini bir masada oturmuş vaziyette buldu. Etrafta kimsecikler yoktu. Kadın; dudaklarını ısırıyor, bulduğu notu sağ elinin avuçlarında sıkarak masaya yaklaşıyordu. Yüzünden gözyaşları akarken, adamın yeşil gözlerine endişeyle baktı. Adamın karşısında yerini aldığında şaşkınlık içindeydi. Masada bir avuç çakıl taşı duruyordu. Bir de siyah beyaz bir fotoğraf…

Uzun bir süre bakıştılar. Sonra adam, tüm cesaretini toplayarak eşine her şeyi anlatmaya başladı. “O gün sizi bırakıp gittiğimde her şeyin başkalaşacağının farkındaydım. Bunu çok iyi biliyordum. Fakat gitmek zorundaydım. Giderken yerden çakıl taşlarını alıp gittim. Üç yıllık süre zarfında hayatımda size dair hiçbir şey bulamazken çakıl taşları yaşama tutunmama sebep oldu. Sizden ayrıldıktan sonra yaşam durgunlaştı, Yalnızlık ruhumun odalarına antika bir saat gibi yerleşti. Gitmemin sebebine gelince, o tamamen tozlu bir geçmişin tesiriydi. Bir babam olduğunu öğrendiğim gün karavan yolculuğunun henüz başındaydık. Babamı bulmak ümidiyle sizi orada öylece bırakıp gittim. Geçmişimi bulmaya gittim Canan. Biliyorsun. Hayatım boyunca devlet yurtlarında yaşadım. Sizden öncesine dair bir çocukluk yaşantım olmadı. Anne baba sevgisi tatmadım. İşte bunların verdiği üzüntüyle babamın izini sürerken aslında kendimi arıyordum.

Bir ay öncesiydi. Babamı nihayet bir hastane odasında hastalığının son evresindeyken buldum. O manzaraya şahit olmak kolay olmadı. Babam unutkanlığın pençesindeydi. O beni tanımıyordu fakat ben onu bulmuştum. Hastane odasında tarifi mümkün olmayan duygu değişimleri yaşadım. O olaydan kısa bir süre sonra vefat etti babam. Onu toprağa verirken seni ve kızımızı düşündüm. Bir tercih yapacaktım. Ya bohem bir hayat yaşayacak ya da size geri dönecektim.

…

“Gideceğini biliyordum.” dedi kadın. “Bunu hissetmiştim. Sen giderken bizi zor bir hayat bekliyordu. Anlamıştım. Senden sonra çok şey değişti. Ben başka bir kadınım artık. Gel desen de gelemem. Bu çok güç… Üç yılın boşluğu var içimde. Her şeyden önce Esmayı çok hırpaladı gidişin. Bunun sorumlusu sensin!”

Kadın çay bahçesinden ayrıldı. Ayakları geri geri gitse de evine vardı sonunda. Kapıyı güçlükle açtı. Takati kalmamıştı. Yatak odasına doğru ilerlerken eşinin yokluğunda tuttuğu defter geldi aklına. Sorularının cevabını tam net alamamıştı. Defteri alıp mutfak masasına yöneldi. Yazmaya karar verdi.

Onu beklerken, günler günleri kovaladı. Bizden giderek bir tatlı tebessümünü ve hoş sohbetini esirgedi. Bizi özlemiyle baş başa bırakıp gitti. Şimdi karşıma çıkmış, döndüm diyor. O kadar kolay mı? Kalbime nasıl sığdırabileyim bunca şeyi? Hayatım ondan sonra sükûnet içinde geçti. Çoğu zaman mutfak penceresiyle avundum. Neşem, sevincim yerini gözyaşlarına bıraktı.

…

Üç gün sonra kızı Esma dönüyordu Antalya’dan. Kızını biraz uzaklaşması için göndermişti oraya. Kadın hemen telefona sarıldı. Kızını aradı. Telefonun iki ucunda da gözyaşı ve hüzün vardı.

…

Adam perişan bir vaziyette kaldığı otelin yolunu tuttu. Bundan sonra olacakları kestiremiyordu. Ne yapabilirdi. Gayri ihtiyari köşedeki kitapçının vitrinin önünde durdu. Bir kitabın kapağında yazan dize ile inci yüreği.

Sen karnında inci taneleri taşıyan tabiat
Sen görünmezliğim
Yaşamamışlığım

Daha kaç hüzündür payımıza düşecek
Dünyayı anlayabilir misin?
Anlayamazsın

Dükkândan içeri girdi. İçerde onu güler yüzlü yetmişli yaşlarda dinç bir adam karşıladı. “ Hoş geldiniz beyefendi. Buyurun, ne arzu etmiştiniz? “ dedi. Vitrindeki kitabı soran Fatih Beye dükkân sahibi; Ha, o mu? Pek güzel bir kitaptır o. İşte, burada. Fatih Bey kitabı eline aldı. Kitabın başlığını sesli okudu. -Ağzımla Kuş Tutma Sanatı; Coğrafyadan Silinenler- Kitabın parasını ödedi. Teşekkür ederek ayrıldı oradan.

Koltuğunun altında kitap, hızlı adımlarla yürüdü. Otele vardığında akşam ezanı okunuyordu. Odasına çekildi. Namazını kıldı. Seccadenin başında uzun uzun dua etti.

Otelin lobisine indiğinde hızlıca yemeğini yiyip tekrar odasına çekildi. Kitabı okumaya başladı

Şöyle başlıyordu kitap ve devam ediyordu.

Umut edelim…

Özetle, bu işin sırrı zamandaydı. Veri tabanı sabit bir sayaçtan bahsetmiyorum. Yaratılmış ve yaratılmakta olanlardan bahsediyorum. Ağaç ağaçlıktan vazgeçebilir mi ya nehirler ya yıldızlar… Döndü durdu avcumla yüreğim arasında dua sandalı. Onu taşıyanda kudret ve onu taşıyanda rızık... Ummandı istemek. Belki yüzlerce, onlarca lisan ile... Kelime ile...

…

Aradan bir hafta geçmişti. Fatih Bey bir kez daha evin yolunu tuttu. Oraya vardığında zile defalarca bastı. Kapıyı açan olmadı. Eski komşusu Habibe teyzeyi yakaladı apartmanın girişinde. Sordu soruşturdu. Kızlarının gece yarısı apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendiğinde eli ayağına dolaştı. Bir taksi çevirdi hemen.

…

Hastanenin sekiz numaralı odasında yatıyordu Esma. Ateşler içinde yanıyordu. Ara ara kusmaları vardı. Kâbuslar içinde uyanıyordu kızcağız. Doktorlar hiçbir şey bulamadılar. Bu durumu psikolojik bir durum olarak değerlendirdiler. Canan hanım gözleri kan çanağı olmuş vaziyette kızının yanı başındaydı.

Dışardan konuşma sesleri geliyordu. Eşi Fatih Beyin sesiydi bu. Odadan çıkarken göz göze geldiler. Fatih Bey sesi çatallaşarak “ Siz benim tek varlığımsınız Canan! “ dedi. Gözyaşları içinde eşinin boynuna sarıldı.

İki gün sonra Esma hastaneden taburcu edildi. Canan Hanım ile Fatih Bey tekrar birlikte yaşamaya başladılar. Esmanın durumu iyiye gidiyordu. Canan hanımın kırgınlığı devam ederken öyle ya da böyle geçiyordu günler.

Bir sabah uyandıklarında Fatih Bey evde yoktu. Canan hanım mutfak masasında defteriyle karşılaştı. İçinde bir mektup vardı. Kızıyla kanepeye oturup mektubu okumaya başladılar.

Sevgili eşim Canan ve kızım Esma,

Hayat öyle kıymetli ki alelacele yaşanmayacak türden. Yaptığımız bazı seçimler yaşamımızda dönüm noktası olurken bunu idrak edemiyoruz.

Bir arayış uğruna sizi bırakıp gittiğim için çok pişman oldum. Bunun üzüntüsü her gün katlanarak arttı. Aranıza döndüm fakat hiçbir şey aynı değildi. Her şey değişmişti. En mühimi ardımda kırık iki kalp bırakmıştım. Bunu defteri okuyunca daha iyi anladım.

Bir gün beni affedeceğinizi ümit ederek ayrılıyorum aranızdan. Konuşmak istediğinizde telefonun diğer ucunda olacağım. Sizleri çok seviyorum. Her zaman seveceğim.

Doğum günün kutlu olsun kızım! Çalışma masasına bir kitap bıraktım. Hakkınızı helal edin. Allah’a emanet olun.

Sevgilerimle...

Fatih Beyden geriye kalan sadece bir mektup değildi. Kalbini de bırakmıştı satırlara. Esma kitabı getirdi. Kitap, o kitaptı. -Ağzımla Kuş Tutma Sanatı; Coğrafyadan Silinenler- Canan hanım hüzünlü bir edayla sayfaları çevirirken birkaç damla gözyaşı düştü sayfaların arasına. Kitabın önsözünde şunlar yazıyordu;

Pencereden seyrettiğim şey insanların makûs tarihiydi ve belki yüzümün üç fasıl ayniyeti. Peki ya şimdi içime çöreklenen duygu neydi? Sanırım hep eksik kalıyor bir şeyler.

--
Mahva
’2021

Beğen

Mahva
Kayıt Tarihi:12 Ocak 2021 Salı 22:23:46

ŞARKı SÖYLEYEN KADıN; BEKLEYIŞ YAZISI'NA YORUM YAP
"Şarkı Söyleyen Kadın; Bekleyiş" başlıklı yazı ile ilgili
düşüncelerinizi ve eleştirilerinizi diğer okuyucular ile paylaşın.


YORUMLAR
Midayet Kara
13 Ocak 2021 Çarşamba 11:14:08
Okurken insanın bir an önce sonucunu merak ettiren ve bir an önce sonucunu görmek duygusuyla okunan güzeldi kaleminiz hiç susmasın kalın sağlıcakla

1 cevap yazılmış Cevap Yaz


Mahva Yazının sahibi 13 Ocak 2021 Çarşamba 12:50:22
Teşekkür ederim. Hoşgeldiniz,, saygilarım ve selamlarımla.
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Edebiyatdefteri.com'u kullanarak Çerez Politikamızı kabul etmiş sayılırsınız.